Bu ülkeyi sevmek
Bu ülkeyi sevmek, komşu kızı Ayşe'yi sevmeye benzemez. Fatma'nın cilvesine, malına mülküne gönül düşürmeyeceksin.
Söz konusu "dirlik/düzenlikse" zarar - ziyan hesaplarına girmeyeceksin.
İşçiysen vidayı daha sağlam sıkacaksın.
Bakkalsan beyaz peyniri eksik tartmayacaksın.
Politikacıysan, bir yere kadar oy kovalayacaksın.
Zorlu, tehlikeli hatta berbat bir işle iştigal ediyorsan bile raconlara uyacaksın... Torbacıysan malını okul önlerinde satmayacaksın.
Hele futbol denilen modern çağın kitle terapisinde, "mühendis" makamındaysan... Mutlaka ama mutlaka ülkeni/ insanını sevmek ve onları "öncelikler"in ilk sırasına yerleştirmek zorundasın.
Bazen zarara girecek olsan da.
* * *
Hadi "normal" koşullarda-Çeyrek yüzyıldır normalimiz Güneydoğu'dan ayda birkaç şehit gelmesi maalesef- futbolu saha dışında oynamak, itişmek, sataşmak, dalga geçmek serbest...
Ayıp, mayıp deyip geçiştirilir.
Ama şehit haberleri düzinelerle geliyorsa, askerlerin esir alınıyorsa, ülke sınır ötesi bir savaşı göze almışsa, halk sokaklarda bayrak sallıyorsa... "Bölme" değil "toplama" işareti olacaksın.
Aksi halde "çarpı"lırsın.
* * *
Oturdum yazdım geçen hafta.
Başkanlara "Lütfen bir araya gelin" dedim... Fenerbahçeli-Beşiktaşlı taraftarlara "kucaklaşın" diye rica ettim!
Necmi Tanyolaç ağabeyimiz, altına imza attı ve "benim de vasiyetimdir" ana fikirli muhteşem yazısını yazdı. Attila Gökçe ağabeyimiz hem köşesinde hem ekranda destek verdi.
Üretiminde yer almadığı hiçbir fikre itibar etmeyen "Necip Fazıl sendromlu" egosantirikleri ve kulüplerin medyadaki "müşteri temsilcisi" tipleri geçin; daha bir çok gönüldaş vardı ama sevgili dostum Gökmen Özdenak gerçekçi yaklaştı:
"Ercan'ım sen İsviçre'de gazetecilik yap"...
Bir adım fazlası, Cem Can kardeşimden geldi:
"Şayet bir araya gelseler, altında ne var diye şüphe ederim"!
Olmayacak duaya amin mi demiştim.
* * *
Futbol adına başka bir dua var mıydı bundan önemli?
Başka ne olması lazımdı birbirlerini canlı canlı yakmaya çalışan, kafalarını yarmaya uğraşan, söven, döven kitleleri el sıkıştırmak için.
Bir takımın birkaç puanı uğruna, nasıl bu ülke insanlarının birbirlerine girmesi özendirilebilirdi? Hem de bu koşullarda.
Benim aklım almasa da Fenerbahçe hakemi oyarak başladı. Beşiktaş yanıt verdi. Derbiye gelenler meşale salladı. Maç bitti kavga bitmedi. Yenilen taraf gitti rezil oldu Avrupa'da.
Yeneni kutlarım!
Olağanüstü bir yönetim feraseti ile kazansa da kaybetse de bahanesini hazırladığı ve kazanmak için hiçbir fedakârlıktan kaçınmadığı derbiden üç puan aldı.
Birkaç kafa patlamış, bir hakem darağacında asılmış, yıllar boyu silinmeyecek nefret tohumları saçılmış, ne gam...
* * *
Ben artık bu defteri kapadım.
Sadece gün gelip futbol teröründen şikayet etmelerini bekleyeceğim muhterem zatların.
Arsa, para işleri çıkınca "dostluk"tan bahsetmelerini gözleyeceğim.
O zaman hatırlatacağım şehit sayısının tavan yaptığı geçtiğimiz günleri ve derbiyi.
O zaman ülkeden çok "kulübü, çıkarı, kendini" sevenlere aynı yazımı fakslayacağım.
Ayşe'nin Mehmet'in hangi yollarda ömür çürüttüğünü ve buna kimlerin sebep olduğunu not olarak eklerim artık.
'Federasyon bitmiş'!
Futbol Federasyonu'na laf söyleyen kulüpler haklı mı, haksız mı bilemem. Her şey o kadar vıcık vıcık ki, kim haklı kim haksızla vakit kaybedemem.
Ama sıra Gaziantep Başkanı İbrahim Kızıl'a geldiyse bu federasyonun işi bitmiştir.
Neden?
Çünkü İbrahim Kızıl'ın Ulusoy için nelere direndiğini biliyorum ben.
Haluk Bey'i düşürmek amacıyla imza toplanırken en üst düzeyden siyasi baskılara nasıl direndiğini, imza vermediğini ve kendi ifadesiyle bu yüzden şirketlerinin müfettiş denetiminden geçtiğini biliyorum.
Kızıl, pazara değil mezara kadar dostuydu Ulusoy'un.
O da "gitsin" diyorsa, nasıl kalabilir federasyon?
Delice ve ümitsizce
Sokaktan üç kişiyi çevirip sorun; en az iki tanesi sporda temiz eller operasyonu gerekir demiyorsa ben bu işi bırakırım.
Bakın... Dünya'da hiçbir sosyal/sportif meşgale bu kadar yalanı, dolanı, güvensizliği kaldırmaz.
Hiçbir sistem, adaleti sağlasın diye görevlendirdiği adamın adaletsiz olduğuna inanarak ayakta kalamaz.
Elini ayağını yakarak ısınmaya çalışmak gibi... Delice, ümitsiz ve astarı yüzünden pahalı. Kendini, var oluşunu, amacını inkar eden bir hal bu.
Bu ülkeyi bozan, geren, birbirine düşman eden ne varsa aynen futbolun içinde. Son derece doğal ne yazık ki... En iyi ihtimalle kendini yaratan toplum kadar temiz olabilir futbol.
En kötü ihtimalle bizimki kadar.
Ülkede kirlilik varsa, mücadele de var... Lakin futbolun kanunu, mahkemesi, kolluk kuvveti yok ki. Her şey yapanın yanına kâr.
Şikeyi, teşviki geçtik; irtica, terör, yolsuzluk, ülke ortalamasını aşmış durumda.
Gamsızlık ise uzak ara.
Faturayı özellikle birilerine kesmek istemiyorum ama birkaç örnek gerekiyor bu noktada:
Mesela, Beşiktaş genç bir hocaya teslim ediliyor, operasyonu bir tarikatın organize ettiği açık açık söyleniyor yazılıyor; ses yok.
Sayın Fatih Altaylı, Aydınlık dergisine verdiği röportajda Hakan Ünsal'ı tarikatçı olduğu için takımdan uzaklaştırdım diyor; söylenmemiş gibi davranılıyor.
En ağır hileler, en yüz kızartıcı söylentiler vaka-i adiye.
Ortam o kadar içselleştirilmiş ki, yolsuzluk soruşturması süren yönetici, gözaltından çıkıp yorumlayabiliyor maçı.
Uzun ince bir yoldan geldik bu günlere. Geldik ve tıkandık.
Çok dar ve dik bir yol var önümüzde.
Ya tırmanmaya çalışıp yuvarlanacağız, ya da doğru yola sapacağız.
Sokaktaki üç kişinin en az ikisi bunu istiyor.
Demirören başbakan olsa
Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören'in kriz yönetiminde sınıfı geçemediği bir kez daha kanıtlandı. Zaten Süleyman Seba'dan sonra hangi başkan yönetebildi herhangi bir krizi?
Ben bu durumu, başkanlık koltuğunda "kuşak atlanmasına" bağlıyorum.
Bir anda 23 Nisan Bayramı gibi genç ve tecrübesiz başkanlara kaldı Beşiktaş koltuğu.
Bir nesil atlandı.
Neyse... Sayın Demirören'in, Affan Keçeci'den istifasını istemesine gelelim şimdi.
Gerekçe nedir?
"Bir Beşiktaşlı olarak Beşiktaş'ın hakkını korumuyor".
Aynı mantık yürütmeyle Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül'ün de istifasını isteyebilirdi başkan.
Daha insanların görev ve pozisyonlarına göre üstlendiği sorumlulukları bilmiyor belli ki.
Biliyorsa daha feci!..
Bir insan Beşiktaş'ı tutuyorsa, ne iş yaparsa yapsın Beşiktaşlılar'ı kayırmalı diye düşünüyor. Fenerbahçeliler Fenerbahçeliler'i, Galatasaraylılar Galatasaraylılar'ı...
Düşünsenize sayın Demirören gibi bir başbakanımız olduğunu.
Kendisi kulüp başkanı olarak bile çok tehlikeli.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe