Beşiktaş ve yıldızları
Bir arkadaşımız 8-0'dan sonra "İngilizlerin suratına bakmaya bile utanıyorum" dedi.
Japon sanki...
Sony onun, Fuji onun sanki.
Toyota onun sanki.
Kajima, Nintendo onun sanki.
Sanki hiç kaybetmemiş.
İlk defa kaybediyor...
Niye utanıyorsa...
Ve...
Sanki o oynadı.
* * *
O ve gibilerinin dünyalarında sadece futbol var.
Dünyaları küçük.
Tuttukları takım kaybetti mi dünyanın sonu gelmiş gibi davranıyorlar. İlla utanmaları gerekiyorsa...
Bu hallerinden utanmalılar.
* * *
Beşiktaş-Fenerbahçe maçı biteli iki buçuk gün olmuş
Liverpool maçının başlamasına iki buçuk saat var.
Hâlâ İsmet Arzuman konuşuluyor.
Böyle bir futbol organizasyonumuz var bizim.
Bundan utanmıyoruz da...
* * *
Beşiktaş'ın sezon başında yıldızları Ertuğrul Sağlam ve futbolculardı.
Normali de bu.
Başrollerde onlar vardı.
Şimdi iki yıldızı Sinan Engin ve Yıldırım Demirören.
Ve...
Normal mi bu?
Fenerbahçe maçından sonra, kimse teknik direktörün ne diyeceğini bile merak etmedi.
Manşetlerde menajer ve başkan vardı.
Futbolcular mı?
Esamesi bile okunmuyordu.
* * *
Mesela Liverpool galibiyetinde taraftar en büyük yıldız olarak gösterildi.
Doğru, taraftar müthişti.
Ama...
Futbolcular orada bile es geçildi.
* * *
"Kim olursa olsun işimize yaramayanı Ocak'ta göndeririz" dediler sık sık.
Yıldırım Demirören ve Sinan Engin futbolcuları motive etmek isterken ters tepti.
Futbolcu kendini çok değersiz hissetti.
İş mi bu?
* * *
Beşiktaşlı futbolcu 8-0 yenildiği maçtan sonra bile kendini bu kadar değersiz hissetmemiştir.
Bence...
* * *
8-0'ın öncesinde Beşiktaş'ın yıldızları şöyle sıralanıyordu:
Bu da bence...
1-Başkan.
2-Menajer.
3-Teknik direktör.
4-Futbolcular.
* * *
8-0'ın sonrasında da durum değişmedi:
Beşiktaş'ın hâlâ en büyük iki yıldızı, başkanı ve menajeri.
* * *
Yani...
Sonuç normal.
Adnan Sezgin, top, bomba Florya...
...Aslında kendisini severim. Ama futbol tekniğini, taktiği konuşmadığı zamanlardaki halini severim. Çıkmış oraya yorum yapıyor. "İşte kalede bu maçta Aykut'un oynaması lazımdı" diyor...
...Vay efendim "Adnan Sezgin, Tomas'ı gönderdi, ondan daha pahalı olan futbolcuyu getirdi" diyor... ...Ben de çıkıp "Sen nerden çıktın kardeşim. Sen yolda top görsen bomba diye karakola götürürsün" dedim. Neyse programdan çıktım, yorum yapıyorlar. "Yani bütün kadın-doğumcuların, jinekologların kadın mı olması gerekiyor?" diye aklı sıra bana cevap veriyor...
....O başka şeylerden konuşsun, üslubundan keyif alıyorum...
Adnan Sezgin böyle demiş Futbol Ekstra'da.
Konu ben.
***
Anlamamış yine...
Hiçbir şeyi.
Ne ne konuştuğumuzu...
Ne kimin ne konuştuğunu.
İşin kötüsü, anlamadığını da anlamamış.
***
Aykut-Tomas yorumum öyle değildi. Jinekolog yorumu da benim değildi.
Ben "bir gün Florya'ya gelip 4'e 4 minyatür oynayalım" dedim, bir takımda o olsun bir takımda ben...
Ve...
Teklifim hâlâ geçerli.
***
Ben anlamam toptan diyelim, dediği gibi.
Bomba momba zannederim.
O anlıyor da ne oluyor?
Bu anladığı hali mi?
Ve...
Üslubumdan keyif alıyormuş.
Hemen değiştirmeliyim...
***
Adnan Sezgin yazınca tüm "Florya" zevkten dört köşe oluyor.
Nedense...
Her yazı en az dört kere okunuyor.
Nedense...
Geri dönüşler de müthiş.
Hepsi de olumlu.
Adnan Bey işin bu tarafını da düşünmeli.
***
Onun üslubuyla bitirelim...
Aklı sıra bana cevap vermiş Adnan Bey.
Ve...
O ne konuşursa konuşsun üslubundan keyif almıyorum.
Bilmesini istedim.
Bilmenizi de...
Hakemin tek dostu hakem
Lig TV'de Alev'le onlarca üst seviyede hakemi misafir ettik.
Eşleriyle çocuklarıyla.
***
Hepsi eğitimli.
En azından kendini eleştirenlerden daha eğitimli...
Hakem olmak için öyle veya böyle uzun yıllar gerekiyor.
Mesela yönetici bir gün de olunuyor.
Hatta bir saatte.
Hatta hatta bir dakikada.
***
Hayatları zor hakemlerin.
Her an baskı altındalar.
Mesela Cem (Papila)'in çocuğu okulda "Sen o Papila'nın çocuğu musun?" denildiğinde "Hayır, ben başka Papilalar'danım" demiş.
Havanın gergin olduğu o dünlerde...
Hatırlarsınız...
O Fenerbahçe-Trabzonspor maçı sonrası.
***
Eşleri çok sağlam.
Kocalarının arkasında çok sağlam duruyorlar.
Başka türlü yapılmaz zaten bu iş.
Tek destek evdeki kadından, aileden geliyor.
Keşke boşanmış bir hakem eşi bulsam da evlensem diye düşünmedim değil.
Valla billa...
***
Hakemlerin içinde bozuğu da var tabii...
Hangi meslek grubunda yok ki...
Bu konudan da en çok onlar rahatsız.
***
İşin bir de şu tarafı var...
Hakemlere en büyük zararı hakemler veriyorlar.
Hepsi Toroğlu ve Çakar'ı eleştiriyor, yorumculuk yaptıkları için.
Sonra...
Teklif gelince kendileri de yorumcu oluyor.
Hakem yorumculuğu hakemler için en gözde, en parıltılı iş.
Camianın içinden çıkan yorumcu camianın içini açıklamakta sakınca görmüyor.
İşler böyle karışıyor.
***
Hakemlere en büyük zararı da MHK Başkanları veriyor.
Belki istemeden...
Mesela Bülent Yavuz.
Tek sıra otel kapılarının önüne dizip Federasyon Başkanı'nı karşılatırdı.
Başkan bazen gecikirdi.
Hakemleri bekletirdi.
***
Bülent Bey cebinde Haluk Bey'in resmini taşırdı.
Ne gerek varsa...
İftiharla söylerdi.
Gereksiz bir bağlılıkları var MHK Başkanları'nın Federasyon Başkanları'na.
Rahatsız eden de bu.
Hilmi Ok da böyle mesela...
***
MHK Başkanları borçlu hissediyorlar kendilerini Federasyon Başkanları'na.
Nedense...
Böyle değilse de böyle algılanıyor.
Abartılı bir emir komuta zinciri var, Federasyon, MHK ve hakemler arasında.
Bu da rahatsız ediyor herkesi.
Onun için sahada yanlış çalınan bir düdüğün ucu Federasyon Başkanı'na kadar ulaşıyor.
***
Mesela Bülent Bey, elinde sopayla hakemleri yere yatırıp itip kakarak pozisyon gösterirdi seminerlerde.
Belki iyi niyetli, belki tarzı bu ama dışarıya hoş gözükmüyor.
***
Seminerlerdeki fotoğraflar da hoş değildi.
Tek tip eşofmanlar, tek tip takım elbiseler, tek tip yemek...
Fazla "tek tip"tiler.
Sıradanlığa sevk ediyordu her şey onları sanki.
Ruhları, kişilikleri seminerlerde kendi başkanları tarafından adeta yok ediliyordu.
Ve...
Hakemlerin tek dostları gerçekten kendileri.
Ve...
Kaderleri yalnızca kendi ellerinde.
Ve...
Tabii bence.
bilgingokberk@mail.com

Cafe