
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
İsyan israfı
Boynuzunu, tırnaklarını, dişlerini sürte sürte, törpüleye törpüleye insanlık ailesinin bir üyesi oluyorsun aslında. Büyümek öyle bir şey.
Herkesin mutabakat gösterdiği küçük yalanlara isyan ede ede içini parçaladığın o zamanlar geride kalıyor. Sen de herkes ne kadar farkındaysa o kadar farkında oluyorsun. Gözlerin kendilerini parçalayacak kadar açılmıyor artık.
İşin tuhafı bunda, herkesin bulduğu konforu sen de bulmaya başlıyorsun, şaşarak kendine. Ne riya geliyor bu sana, ne sahte; "Azıcık yalandan ne çıkar" bile demiyorsun. Bazen de herkes nasıl yapıyorsa öyle yapmayı kabul ediyorsun. Seni çıldırtan sıradanlık artık o kadar da fena bir şey gibi gelmiyor. Ilık, nemli bir evin kokusu gibi soludukça insanı ele geçiren, kar uykusu gibi bastıran bir teslimiyet, ılık ılık. Mutabakatları da bozasın gelmiyor artık, o kadar insanı karşına almak, dövüşmek, boğuşmak...
İsyan etmek enerji ister
Biraz da enerji işi biliyorsun. Yani isyan etmek filan diyorum, biraz da zindelik işi. Eskisi kadar tetikte, eskisi kadar zinde değilsin. Biraz da insanlık bildiği gibi yürüsün, seni de arada kaynatsın götürsün, akıtsın istiyorsun. Tam olarak istemiyorsun ama olup bitene karşı da kürek çekesin gelmiyor, kolların eskisi gibi kuvvetli değil.
"He" diyorsun biraz insanlığa ve onun kurduğu türlü düzeneklere. Giderek "Bir bildiği vardır insanlığın" derken bile buluyorsun kendini. Sıradanlığın müthiş büyük evinin bir üyesi olmak da fena bir şey gibi gelmemeye başlıyor sana. Büyük evlerde yaşayan çok büyük aileler, o kalabalık insanın kendi kendiyle kalmasına izin vermez, bu da öyle bir şey oluyor. Kendi kerterizlerini kalabalığın içinde yitiriveriyorsun.
Yalnız kaldığın, kendinle konuştuğun zamanlarda içinde ne olup bittiğine bakar. Gerçekten o devasa mutabakatın parçası olup olmadığın, kendi kendinle konuşmaya başladığında söylediklerine bakar.
Antalya'daki Olimpos Dağı'nın tepesinde kendi kendine yanan taşlar vardır. Yerden küçük küçük ateşler çıkar. Büyüdüğünde insanın içi o dağın tepesine benziyor bir bakıma. Her yanın yanmıyor, her yeri yakmıyorsun. Sadece küçük ateşler çıkaran taşların oluyor. Sonsuza kadar, ölene kadar yanacağını bildiğin taşlar.
Sınırların belirlenmesi
Başkaları da öğreniyor taşlarına basılmaması gerektiğini, yanacaklarını. Böylece belirleniyor sınırların hayatta. İhlal edildiğinde alev alacaklarını bir biçimde bildiriyorsun diğerlerine, öğreniyorlar ya da alev alarak. Artık isyan etmene, bağırıp çağırmana gerek kalmıyor; ateşlerin uzaktan bile görünüyor.
"Topu koşturmak" demişti basketbol oynayan bir arkadaşım. "Genç ve tecrübesizken, topun peşinde koşarsın ve topu kapmak için canını çıkarırsın. Ama tecrübe kazandıkça topun her halükârda insandan hızlı gittiğini anlarsın".
Topu, elinden kapacakları zannıyla sürekli elinle sürmüyorsun büyüdükçe, varacağı yere atmayı, koşmadan hedefi vurmayı öğreniyorsun. Kendinden önce isyan etmişlerin hamlelerini inceliyorsun biraz, ders alıyorsun. İsyan enerjini boşuna harcamamayı öğreniyorsun bir bakıma. İsyanını israf etmemeyi, isyanını korumayı öğreniyorsun sanırım.
"Büyümek çürümektir" diye yazmıştım duvarıma, on üç-on dört yaşında olmalıyım o sıra. Belki biraz da çürüyorsundur. Ama zaten yaşamak biraz da çürümektir, bunu anlıyorsun. Bir tek taşlarını çürütmeyi göze almadan yaşamayı öğreniyorsun.
ecetem@hotmail.com

Cafe