Ecevit'in Kuzey Irak öngörüsü
Abdullah Öcalan'ın Şam'dan çıkarılmasından önce Çankaya'daki tarihi zirvede, olası bir askeri harekâta karşı her ülke ve kurumun muhtemel yaklaşımları masaya yatırıldı. Suriye ile savaş sırasında Yunanistan'ın bir oldubitti yaratması konusu ile olayın NATO Konseyi'ne taşınması tartışmalara, hatta zaman zaman gerginliğe neden oldu. Dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit'in Washington Deklarasyonu'na atıfta bulunarak, PKK'nın ileriki tarihlerde K. Irak'a güçlü şekilde yerleşme tehlikesine dikkat çekmesi ise ilginçti
Çankaya'daki 'Şam Zirvesi'nin tutanakları - 3
Can Dündar - Rıdvan Akar
Çankaya'daki 9 Ekim 1998 zirvesinde tartışılan konulardan biri de Türkiye'nin Şam'a dönük "diplomatik taarruzu"nda neler yapılması gerektiğiydi.
Muhtemel bir askeri harekâta dünyanın tepkisinin ne olabileceği konuşulurken Arap ülkelerinden Amerika'ya, Çin'den Rusya'ya, AB'den NATO'ya kadar ilgili her ülke ve kurumun olası yaklaşımları masaya yatırıldı.
Kürt sorununun tartışmaya açılmasından, Suriye ile savaş sırasında Yunanistan'ın bir oldubitti yaratmasına, NATO Konseyi'nin toplantıya çağrılmasına kadar her şey tartışıldı. Dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit'in Washington Deklarasyonu'na atıfta bulunarak, PKK'nın ileriki tarihlerde Kuzey Irak'a güçlü bir şekilde 'yerleşme tehlikesine' dikkat çektiği satırlar oldukça ilginç. İşte Bülent Ecevit'in tutanaktaki sözleri:
"Bu arada, aslında PKK'nın Türkiye'ye karşı yığınak olanakları Washington Deklarasyonu'ndan sonra daha da artabilir. Çünkü Amerika o deklarasyonla, Kuzey Irak'ı fiilen bunu telaffuz etmese bile- bölme yolunda çok daha somut adımlar atmaya hazırlanıyor, eğer biz önleyemezsek...
O takdirde Kuzey Irak'ta fiilen bir devlet kurulmuş olacaktır ve PKK da orada çok daha etkili duruma gelebilecektir. Belki o feodal aşiretlerden bile çok daha etkili olabilecektir. Dolayısıyla Kuzey Irak, Türkiye için Suriye'den de daha büyük bir tehlike haline gelebilir. Onu da şimdiden hesaba katmamız gerekir."
NATO tartışması
NATO Konseyi'nin toplantıya çağrılması konusu ise, zaman zaman Başbakan Yılmaz ile Başbakan Yardımcısı Ecevit ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem arasında gerginliğe dönüşen, bir ara Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu ile Cumhurbaşkanı Demirel'in de dahil olduğu bir tartışmaya dönüştü. Bu tartışmayı tutanaklardan aktaralım. Tartışma Başbakan Mesut Yılmaz'ın şu sözleriyle başlıyor:"Bence NATO Konseyi'ni toplantıya çağırmalıyız. Dışişleri bu görüşümü paylaşmıyor, bunun riskleri olduğunu söylüyor. 'Risk' diye söyledikleri, Kürt meselesinin Yunanistan tarafından gündeme getirilmesidir. Bence bizim bunu en kolay karşılayacağımız platform, NATO'dur. Dolayısıyla o konuda da biraz daha cesur olmamız gerekir diye düşünüyorum.
Birleşmiş Milletler'de hiçbir netice alamayız. Orada belki sadece bilgilendirmekle yetinmek lazım, ama netice alınacak platform NATO olabilir."
Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit, NATO'da Türkiye'nin tezlerini desteklemek için Yunanistan'ın da adres gösterilmesi gerektiğine dikkat çekiyor:
"Sayın Başbakanımız 'Konuyu NATO'ya götürelim' dedi. Bu, düşünülebilir. Yararları, sakıncaları olabilir, ancak orada Dışişleri'nin 'Yunanistan o zemini Türkiye aleyhinde istismar ederse' kaygısının geldiğini söylediler. Şimdi orada da bizim bir tanıtım eksikliğimiz ortaya çıkıyor. Biz Yunanistan'daki PKK'lılara ve her türlü Türkiye'den kaçan teröriste barınak ve eğitim veren kampların yerini tek tek biliyoruz, adreslerini biliyoruz, hangi kampta kaç kişi vardır, o kampları hangi Rumlar yönetiyor, hepsini biliyoruz. İstekleri üzerine ABD'ne de verdik, ama bunları dünyaya açıklamadık.
Eğer biz NATO'ya götüreceksek, evvela Yunanistan'ın aşağı yukarı aynı ölçüde Suriye kadar Türkiye'ye yönelik bu terörizmden sorumlu olduğunu dünyaya ve NATO üyesi ülkelere somut delilleriyle anlatmamız lazım.
Bunlar yalnız bizim iddialarımız değil. Mesela Miller da, Yunanistan'da uzun zaman görev yapmış diplomat olarak bunu doğruluyor. 'Tek tek bende de adresleri var' diyor Yunanistan'daki kampların... Bu konuda bir kamuoyu oluşturmadan NATO'dan da gerekli sonucu alamayabiliriz, ama böyle bir kampanyayı yürütüp arkasından NATO'ya gelirsek, o zaman olumlu sonuç alabiliriz, diye düşünüyorum.
Ve tartışma kızışıyor...
İSMET SEZGİN: "Ben Arap ülkelerinin kamuoyunda çok olumlu bir sonuç almanın ya da almamanın bir anlamı olacağını sanmıyorum. Arap ülkeleri Suriye'yi tutmak zorundadırlar. Çünkü Suriye'den korkuyorlar, çekiniyorlar. Suriye'nin kendi işlerini bozacağını, bir şantaj yapacağını biliyorlar. Bu beyanatları vereceklerdir; ama somut hiçbir desteğini alamayacaklardır. Biz Avrupa'nın, Amerika'nın desteğini almak, NATO'nun desteğini almak zorundayız. Şimdi Sayın Başbakanım, 'Konuyu NATO'ya götürelim' konusunda da şunları söylemek istiyorum...İSMAİL CEM: Çok özür dilerim. Sayın Cumhurbaşkanım, izin verirseniz bir şey arz edeyim. Dün akşam Sayın Başbakan Yardımcımızın da buyurduğu hususu biz gerçekleştirdik, fakat çok araştırıp çok ihtiyatla götürdük NATO Konseyi'ne; 'Sadece bilgi vereceğiz, anlatacağız, fakat kesinlikle talepte bulunmayacağız' talimatıyla...
Şimdi NATO çok hassas bir konu Sayın Cumhurbaşkanım... Yani burada refüze edilmek de var. Hatta gündeme alınmamak da var. Bunun için daha evvel konunun araştırılması lazım.
MESUT YILMAZ: Gündeme alınmaması söz konusu değil. Mecburdur gündeme almaya... Biz bir aksiyon istemeyeceğiz. Bu meselede bir konsey toplantısı isteyeceğiz. Var mı bunda bir şey?
İSMAİL CEM: Hayır efendim, istedik yapılacak. Sadece bilgi vereceğiz efendim, talepte bulunmayacağız, sadece konuyu anlatacağız.
MESUT YILMAZ: Hayır, bir teker teker üyeleri ve Genel Sekreteri bilgilendirmek var, bir de Konsey toplantısı talep etmek var. Biz şimdi konsey toplantısı talep ettik.
İSMET SEZGİN: Konsey toplantısı talep ederiz, bunu anlatırız. Nitekim bugün Antalya toplantısında da bunu çok açık olarak anlattık. Bu, bire bir anlatılır ve hem de NATO Konseyi'nde bu konu izah edilir. Bu, onları bilgilendirmek ve bu olay hakkında gerçek kanaatlerinin ortaya çıkmasına yardımcı olmak bakımından yararlı olabilir. (..)
Biz sonuç almak istiyoruz, uzlaşmak istiyoruz. Uzlaşmak istediğimiz zaman muhatabımızı köşeye sıkıştırmanın anlamı yok.
Biz bunu gücümüzle, kararlılığımızla, hareketlerimizle, planlamamızla ve bunun kesin olduğunu anlatmakla yapacağız ve öbür taraftan da Zat-ı Âlilerinin ifade ettiği şekilde yapacağız ve bunu bütün uluslararası toplumda, sadece NATO'da değil, diğer topluluklarda da anlatmaya çalışalım. Ama bunu en iyi anlatabileceğimiz yer NATO'dur. Çünkü NATO, 5. maddenin dışında terörle mücadeleyi en birinci konu olarak almıştır.
SÜLEYMAN DEMİREL: Dünyanın diğer ülkelerine de gidelim. Bence birer mektup yazarak değil, belki birtakım heyetler vesaireler tanzim ederek, belki bir kısmına Sayın Bakan'ın veya başka görevlilerin, siyasi düzeyde, hükümet düzeyinde başka görevlilerin buralara gelerek bunları anlatmasında yarar görüyoruz.
Yani, başka ülkelerde bir şey yapacakları zaman, yapmadan önce birtakım şeyler yapalım. Mesela biz sergiler yaptık, vesaire yaptık, Türkiye'de yapılmış mezalimden, cinayetlerden örnekler alarak basılacak birtakım dokümanlarla beraber bu kan dökülme hadisesinin Suriye ile ilişkilerini, Şam'da adamın evi var, resimleri var, bunların hepsini Mübarek'in eline verdik. İşte 'Bu adam burada oturuyor ve şu hadiseleri yaptırıyor' diyerek, pekâlâ dünyanın her memleketine gider, şikâyetimizi koyarız. Sonra da eğer bir şey yapmak mecburiyetinde kalırsak günah bizden gider.
Ve Türkiye'nin, bir şey yapamayan bir ülke olma gibi bir imajdan da hem kendi kamuoyu bakımından, hem dünya bakımından kurtulması lazımdır. Biz barışçıyız, ama barışçılık bir yerden sonra zaaf ifade ediyorsa barışçılık menfaat olmaktan çıkıyor demektir.
ORG. HÜSEYİN KIVRIKOĞLU: Ben Başbakanımızın görüşüne aynen katılıyorum. Madem ki NATO en güçlü olduğumuz kurumdur ve terörizm de NATO'da kabul edilmiş bir tehdit niteliğindedir; bunu orada tartışmayıp nerede tartışacağız?
'Efendim Kürt sorunu gelebilir.' Kürt sorunu gelirse gelsin. Kürt sorununda bizim açıklayamayacak bir sorunumuz yok. Kürt sorununda fikrimizi her zaman, her yerde en açık şekilde koruyabilecek durumdayız. O nedenle NATO, zaten teşebbüs de edilmiş, ama bir talepten ziyade bir bilgilendirme olacaktır anladığım kadarıyla, buna ihtiyaç olduğu kanısındayım."
DEMİREL - ECEVİT'İN 'YUNANİSTAN' TARTIŞMASI
Demirel: Cepheyi şimdiden genişletmeyelim. Teker teker...
BÜLENT ECEVİT: "Yunanistan'da da belki Suriye'deki kadar PKK ve başka terörist örgüt kampları var, onlara da barınak sağlıyor. Yunanlılarda bir de Türk fobisi, Türk paranoyası vardır. Bizim Suriye'ye karşı bir askeri harekâta girişmemiz veya girişme olasılığımız karşısında 'Bende de aynı üstler var, aynı tesisler var. Yani Türkiye bana da saldırır' diyebilir veya başka türlü bir adım atar. Biz Suriye'de bir askeri harekâta angaje iken, Ege'de bizim göz ardı edemeyeceğimiz, kabul edemeyeceğimiz birtakım oldubittiler yaratabilir. O zaman Sayın Şükrü Elekdağ'ın bir süre önce gündeme getirdiği bir olguyla, '2,5 savaş' olgusuyla karşı karşıya kalabiliriz. Bunu da tabii göz önünde tutmamız gerekiyor."İSMAİL CEM: "Benim İranlı muhatabımla konuşmada aldığım, tamamen yanlış da olabilecek bir izlenim: Suriye'nin bu konuda ciddi bir şekilde endişeli olduğu... Ve bu konuda şu anda gözüken, bir gelişme olacaksa, bu İran aracılığıyla sanki bir iki adım ileriye gidebilecek. İran'ın önümüzdeki hafta içinde Suriye'deki görüşmeleri de fevkalade belirleyici olacak. Bunlar Suriye'de görüştüklerinde eğer Suriye 'Türkler bunu zaten hep söylemişti, bu defa da biraz idare edelim, zamanı uzatalım' deyip öyle bir hareket tarzı benimserse, işimiz ileride güçleşecek ve belki de zor bir noktaya gelebileceğiz."
BÜLENT ECEVİT: "Bir şey sorabilir miyim? İran'la diyalog sürüyor da, İran da barınak sağlıyor bunlara?.."
SÜLEYMAN DEMİREL: "Tabii o da doğru... Yunanistan da bağlantı sağlıyor, ama herhalde cepheyi çok dağıtmadan, genişletmeden götürmemiz gerekiyor."
BÜLENT ECEVİT: "Yani 'İranlıyı ihtiyatla dinlemeliyiz' diyorsunuz."
SÜLEYMAN DEMİREL: "Tabii... Ama eğer adamın söylediği şeyleri hiç önemsemeyeceksek, muhatap addetmememiz lazım. Mesele 'Tamamen İran'ın söylediği, her şey bitmiştir' demiyoruz. O İranlıyı İranlı olarak almamız gerekir. Mısırlıyı Mısırlı olarak bileceğiz. Ama şimdi mesela Yunanistan'la bir şeye girersek cepheyi genişletiriz, onları birleştiririz. Teker teker... Bence bunu bir götürelim; bunu götürdükten sonra burada netice alırsak, inşallah alırız, o defa ona döneceğiz, 'Sen ne yapıyorsun' diye... Yani içeride bunları teker teker dağ başlarında avlamakla olmuyor. Sineği birer birer yakalamak gibi bir hal bu... Yani bataklıkları kurutma gibi bir harekettir bu..."
DÖNEMİN DIŞİŞLERİ BAKANI İSMAİL CEM:
Çin ve Rusya'nın tutumu belli Araplar da bizi desteklemez
"Sanırım ilk defa, dünyayı yönetenlerde, hükümetlerde, Türkiye'nin hakikaten Suriye'de ciddi bir harekete geçebileceği konusunda bir düşünce belirmiş vaziyette... Hep bir bilgilendirme işlevi içindeyiz, bu işleve devam edeceğiz. Ve en iyi şekilde yapıyoruz, yapacağız. Ancak bunu yaparken, 'Biz bunu yapacağız, dolayısıyla da Arapları etkileyeceğiz, Araplar yanımızda yer alacak' gibi bir beklentinin içinde değiliz. Meselenin (BM) Güvenlik Konseyi'ne gitmesi halinde Çin'in ve Rusya'nın şimdiden belli olan tutumunda hiçbir değişiklik olmayacaktır. Belki Fransa üzerinde -ki Fransa bizim için hassas bir ülkedir, Suriye'ye yakındır, ama bizim, üzerinde özel olarak çalıştığımız bir ülkedir- bir etkimiz olabilecektir.
Biz Arap dünyasında, sizin çok doğru, çok güzel koyduğunuz şekliyle, 'Suriye ile bu aşamada bir arada olmak demek, ona destek vermek demek, katillere destek vermektir' mesajını işlemekteyiz.
Ancak Arap dünyasında da gerçekçi bir bakışla belki Ürdün'den bir şey olabilir, ama onun dışında herhangi bir ülkenin, bir çatışma durumunda Türkiye'yi destekleyeceğini beklememiz de kolay değildir. Dolayısıyla bütün bu güçleri biraz daha Türkiye'den yana koşullandırmak, dünya basınını daha haberli kılmak, işadamlarını devreye sokmak Fransa'da başarılı bir deneyimimiz oldu- sivil, politikacı, asker, bütün güçlerimizin, bütün katmanlarımızın kendi kulvarlarında bunları anlatmasını önermek, düşünmek... Şu aşamada tanıtma yolunda yaptıklarımız bunlardır efendim."
ABD'NİN MESAJI:
Kesinlikle askeri güç kullanmayın
Zirvede Demirel, Amerikan Başkanı Clinton'dan gelen mesajı okudu. İçerik, son Kuzey Irak krizinde Başkan Bush'un verdiği mesajdakinin hemen hemen aynıydı.
"Suriye ile Türkiye arasındaki gerginliğin tırmanmasından fevkalade kaygılıyım. Biz, PKK'nın Suriye tarafından desteklenmekte olduğu hususundaki kaygılarınızı iyi biliyoruz ve paylaşıyoruz. Terörün önlenmesinde, PKK'nın kınanmasında Türkiye'den sonra en çok gayret sarf eden Amerika'dır. Terörle mücadele konusundaki desteğimiz geçmişte olduğu gibi bugün de sürmektedir. Mübarek'in girişmiş bulunduğu faaliyetlere yardımcı olmanız lazımdır. Türkiye, kesinlikle askeri güç kullanmamalıdır."
Clinton, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad'a da bir mesaj göndermiş, o mesajı Demirel'e de özetlemişti. O mesajda da "Türkiye'nin kaygıları haklıdır, kararlılığı ciddidir. Mübarek'in faaliyetlerine yardımcı olun. Ve kesinlikle PKK'ya yardımı durdurun" diyordu.
Ve sürpriz sonuç
Üç gündür yayımlamakta olduğumuz, 9 Ekim 1998 tarihli devlet zirvesinin tutanakları, bugün yaşanan Kuzey Irak krizi nedeniyle hâlâ güncel ve ibret verici...
Hem devletin karar alma mekanizmasına ilişkin fikir veriyor, hem caydırıcılığın, kararlılığın önemini gösteriyor.
Gelelim, dizinin asıl sürpriz sonucuna...
Tam da o gün, yani 9 Ekim Cuma günü, Çankaya'da "Kriz tırmanırsa ne yaparız"ın konuşulduğu saatlerde, Türkiye'nin kararlı tutumu sonuç vermişti; Abdullah Öcalan, bir uçakla Suriye'den uzaklaştırılıyordu.
Devlet, bu gelişmeden, zirveden çıkınca haberdar olacaktı.

Cafe