Buyrun siz istifa edin
Dün Ali Aydın, bugün İsmet Arzuman, yarın bir başkası. Gerçekleri görmekten kaçan kulüp yöneticileri her başarısız sonuçtan sonra hedefe yeni birilerini koymaya devam edecek.
Kimi hakemin düdüğünü, kimi MHK'nun istifasını, kimi de federasyonun görevi bırakmasını isteyecek.
Benim de buradan günü kurtarmak, taraftara yaranmak, sorumluluğu başkalarına yıkmak isteyenlere bir kaç sorum olacak;
Söyler misiniz; bugüne değin kaç kulüp başkanı şampiyonluk vaadi ile başladığı sezon sonunda hedefe ulaşamadı diye istifa etti?
Hangi futbolcu altı pas içinden gol yapamadığı için kendini nadasa bıraktı?
Ya da kaç teknik adam başarısızlığı kabullenip görevinden kendi isteği ile ayrıldı?
Hangi menajer yanlış transferlerin kulübüne verdiği zararı görüp yetersizliğini sorgulayabildi?
Bu ülkede futbolun hangi unsuru istifa mekanizmasını erdemli bir davranış biçimi olarak kullanabildi?
Derbinin üzerinden bir hafta geçti...
İsmet Arzuman hakemliği bırakmadı.
Affan Keçeci Futbol Federasyonu başkan vekilliğinden istifa etmedi.
Merkez Hakem Kurulu görevden ayrılmadı.
Beşiktaş cephesinde ise Sivasspor maçına PAF takımı ile çıkılmayacağını açıklamak, konuşunca mangalda kül bırakmayan yöneticilere değil, Ertuğrul Sağlam'a kaldı.
O yüzden boş laflara kulak asmamalı insanlar.
Hele hele, kulüp yönetmekle aile şirketi yönetmeyi karıştıranlara hiç asmamalı.
Görüyorsunuz, yıllar sonra da olsa ortaya çıkıyor pişmanlıklar, saklanamıyor!
Vicdanları rahat bırakmıyor insanları!
Tıpkı Özhan abinin ki gibi!
Futbolun gerçek sahipleri nerede?
Bugünlerde Türk futboluyla ilgili çok önemli kararlar alınıyor.
3813 sayılı Futbol Federasyonu yasasının yeniden düzenlenmesi, Futbolcuların sendikal haklara kavuşması, Kulüpler yasası, Sporda Şiddeti önleme yasası, askerlik yaşının yükseltilmesi, bahis oyunları ve en önemlisi transferden alınan vergi oranlarının belirlenmesi gibi çok ciddi konularda bazı çalışmalar yapılıyor.
Peki bu çalışmaları kim yapıyor?
Futbol Federasyonu mu?
Kulüpler Birliği Vakfı mı?
Yoksa Profesyonel Futbolcular Derneği mi?
Yok canım, nereden çıkardınız?
Sanki çağdaş bir futbol kültürüne sahip, sorunlarına duyarlı, çözüm üreten sağlıklı bir yapıdan söz ediyoruz.
Türk futbolunun önümüzdeki dönem kaderini belirleyecek onca yaşamsal konu, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nün bürokratik labirentlerinde şekilleniyor bugünlerde.
Yasal düzenlemeler futbolun gerçek sahipleri değil, hukuk müşavirliği, bir kaç genel müdür yardımcısı ve danışmanları tarafından tartışılıyor.
Dostlar alışverişte görsün misali, arada bir de kulüplerden görüş soruluyor.
Genel müdür, gerek duyduğu durumlarda UEFA'daki en üst düzey temsilcimizle temasa geçiyor.
Hepsi bu.
Ne mi var bunda?
Çok şey var.
Kulüpler Birliği Vakfı iç çekişmeler ve iktidar kavgasından başını kaldıramaz, Futbol Federasyonu sanki tek görevi milli takımın başarısı imiş gibi kendi yasasıyla ilgili çalışmalara gerekli özeni göstermez, ilgili dernekler olup bitene kayıtsız kalırken, icraat işi objektifliği tartışılan unsurlara kalıyor.
Bu duyarsızlık işine geliyor bazı çevrelerin.
Yasaları diledikleri gibi biçimlendirmek, içine azıcık siyaset tozu karıştırmak ve iktidar politikalarına uygun hale getirmek adına bundan daha iyi bir ortam bulamayacaklarını onlar da biliyor çünkü.
Futbolun ana unsurları kendi sorunlarına sahip çıkmayınca boşluğu dolduran hevesliler alternatif olmanın keyfini yaşıyor.
Yarın bazı şeyler için çok geç olacak.
Ağlamak, dert yanmak fayda etmeyecek.
İç çekişmeler ve kavgalardan sıyrılamayan kulüpler, iflas noktasına gelen Futbol Federasyonu ve sektörünün diğer oyuncuları ağızlarını açamaz, hakkını arayamaz hale gelecekler.
İşte o gün, şikayet etme hakları da olmayacak!
Yazık değil mi Hilal'e?Acaip bir umursamazlık örneği.
Yakışıksız bir şovun parçası 12 yaşındaki Hilal Coşkun'a yaşatılanlar.
Dünya Fair-Play Baron Courbertin Büyük Ödülünü kazandıktan sonra adına düzenlenen törenlerde bazı şahısların ve kuruluşların reklamına alet edilen Hilal'in babası da isyan ediyor kısacık süreçte tanık olduklarına.
Medya önünde vaat edilenlerin üç gün sonra unutulmasına çok içerlediğini söylüyor.
Feryat ediyor bu duyarsızlığa;
"Kızıma verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı. Psikolojisi bozuldu, artık kime güveneceğimizi bilmiyoruz. Hilal, Paris'teki ödül törenine bile gitmek istemiyor..."
Yılmaz bey bilmiyor ki Hilal ne ilk, ne son olacak.
Yıllardır ne işadamları ne holdingler gördük, koskoca olimpiyat ve dünya şampiyonlarını egolarına alet eden, isimlerini kullanan.
Bu ülkede insanların duygularını sömüren, üç kuruşluk çıkarları için kullanan yüzlerce yüzsüz var.
Yazık ki, deşifre edilip utanmaları sağlanmadıkça yarın yeni bir kurban arayacaklar!
O yüzden Hilal hiç üzülmesin;
Çünkü onun altın gibi bir kalbi var, bu hazineyi kolay kolay eritemezler!
Merk bile dayanamadı8-0'lık hezimet çok can acıtıcı da...
Bana daha ağır gelen, hakem Marcus Merk'in kronometresi 90. dakikayı gösterirken saniye sektirmeden son düdüğü çalmasıydı.
Oysa maçın ikinci yarısındaki 5 oyuncu değişikliği dikkate alındığında en az üç dakika uzatma oynatılması kaçınılmazdı.
Kora kor bir mücadelede bu süre daha da artabilirdi.
Beşiktaş'ın Liverpool karşısında düştüğü aciz durum yılların kurt hakemi Merk'i de etkilemişti anlaşılan.
Belki de FİFA kariyerinde ilk kez böyle bir ruh halini yaşamıştı Alman hakem.
Anfield Road'ta İngiliz temsilcisinin 3. golünün geldiği 53. dakika ile Crouch'un kapanış sayısına kadar geçen süre sadece 35 dakikaydı.
Bir başka deyişle Beşiktaş ağları 5.7 dakikada bir havalanmıştı.
Hakem oyunu 3 dakika daha uzatsa, muhtemelen skor tabelası çiftli rakama çok yaklaşacaktı!
Uzun lafın kısası Marcus Merk'in bile yüreği dayanamadı bu tabloya...
Peki sorarım sorumlularına; bu rezalete tanık olan milyonlarca Beşiktaş taraftarı ne yapsın?
cersen@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

Cafe