Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 11 Kasım 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Sokakların Picasso'su İstanbul'da

Sokakların Picasso'su olarak tanınan İngiliz Julian Beaver: "Bana böyle demeleri çok güzel. Ama onun resimleri yıllarca müzelerde duruyor; benim resimlerim ise sadece birkaç gün kaldırımda kalıyor"

BAHAR BAKIR - bbakir@milliyet.com.tr

Sokak sanatlarına hep ilgiliyimdir, isimsiz sanatçıların yaptığı resimler ya da grafitilere hep hayranlıkla bakarım. Bundan yıllar önce kaldırımlara çizilen üç boyutlu resimleri internette gördüğümde de "Kim yapmış ki acaba?" diye sormuştum kendime. Öğrendim ki, o "Sokakların Picasso'su" Julian Beaver'mış. Bir gün bir araya geleceğimiz ise hiç aklıma gelmemişti. Ta ki Beaver, World Card'ın davetlisi olarak Kanyon, Beşiktaş Meydanı ve Cevahir'in kaldırımlarına o çok meşhur üç boyutlu resimlerini yapmaya İstanbul'a gelene kadar. Buluştuk; bir yandan üstü başı tebeşir tozu içinde resmini bitirmeye, bir yandan da benim sorularımı yanıtlamaya çalışıyordu. İşini bitirdiğinde üç boyutlu resmin önünde poz vererek anı ölümsüzleştirdik.

Kaldırımları tebeşirle boyayarak sanat eserine dönüştürmeye nasıl başladınız?
15 yıldır, belki daha uzun bir zamandır dünyayı geziyorum. Ne iş yaptığımı sorarsanız, bir sokak ressamıydım. İki boyutlu resimlerin yanı sıra ünlülerin portrelerini yapıyordum. Önümden gelip geçenler de yerde duran şapkama para atıyorlar, beğendiklerini de satın alıyorlardı. Üç boyutlu resimler yapma hikayem Londra sokaklarında dolaşırken başladı.
Bir gün yürüdüğüm bir sokakta çalışma vardı. Çalışma yapılan yerde bir heykel duruyordu. Heykelin etrafı dikdörtgen şeklinde tuğlalarla örülen bir alanla çevrelenmişti. Bu tuğlalar aklımda hemen üç boyutlu bir görüntü canlandırdı. "Bu alanı maviye boyayarak bir yüzme havuzu oluşturabilir miyim?" diye düşündüm. Böylece belirli bir mesafeden bakıldığında maviye boyadığım alan havuz gibi gözükecekti. İşte bundan sonra üç boyutlu çalışmaya başladım. İlhamı tuğladan aldım.

Kaldırımlara çizeceğiniz resimlerin küçültülmüş hallerini kağıt üzerinde tasarladığınızı biliyorum. Peki bu resimleri kaldırıma nasıl aktarıyorsunuz?
Kağıda çizdiğim oranları birebir kaldırıma aktarmam gerekiyor. O yüzden başta halatlar yardımıyla formu oluşturuyorum, sonra boyama ve gölge verme geliyor. Bu işi yaparken tebeşir, pigment ve bir de rahat çalışabilmek için vücudumu yasladığım bir taburem var. Hepsi bu.

"Fotoğraf makinesi objektifinden bakmazsanız ne çizdiğimi anlamazsınız"
Bu işin tekniği ne? Bize biraz ipucu verir misiniz?
En önemli şey resme nereden baktığınız. Yani fotoğraf makinesini koyduğum yerden bakmazsanız resmi anlayamazsınız. Bu çok önemli. Üç boyutlu çizimlerdeki oranları doğru hesaplamanız önemli. Bu işin en sevdiğim yanı; hatalarınızı kolayca, bir ıslak süngerle düzeltebilmeniz. Ayrıca fit bir vücuda sahip olmanız da lazım.

Bir resmi tamamlamak genellikle ne kadar sürüyor?
Genelde üç gün sürer. Ama hava koşulları ve işin büyüklüğüne göre süre değişir.

Şu ana kadar kaç resim yaptınız?
Birçok ülkede 40'a yakın resim yaptım. Hepsi ülkenin bana hissettirdikleri, gündemde olan bir olay ya da o ülkeye gitme sebebimle ilgiliydi. ABD, Japonya, Rusya, Singapur, Meksika ve birçok Avrupa ülkesinde üç boyutlu çalışmalar yaptım.

"İstanbul'da yaptığım resimde yalınlık ön planda"

İstanbul için çizdiğiniz resim diğer resimlerinizden çok farklı.
Evet, daha önce harfleri kullanmamıştım. Diğer resimlerimle kıyaslayınca basit gözüküyor ama burada yalınlık ön planda. Dünya çok büyük ama çoğu zaman "Dünya ne küçükmüş" deriz. İşte yaptığım bu çizimde olduğu gibi "world" yazısının altında duran kişi büyük, üstünde duran kişi de küçücük gözükecek.
World'le ilgili bir çalışma yapmayı kabul ettim çünkü dünya (world) benim tuvalim.

Çizim yapacağınız kaldırımı inceliyor musunuz?
Evet, yer çok önemli. Mesela İstanbul'a eylül ayında ön ziyaret yaptım, uygun mu değil mi diye. Çizeceğiniz yer düz ve biraz pütürlü olmalı. Eğer mermer gibi parlak bir yüzeyse iyi sonuç alamıyorsunuz.

"Sanatım birkaç günlük, açık hava sanatı"

Bu resimleri yapmaya başladığınız ilk dönemlerde insanlardan ne tür tepkiler aldınız?
Özellikle resmi çizerken ne yaptığımı anlayamadılar, kafaları karıştı. Ne zaman ki yaptığım resmin önüne bir fotoğraf makinesi yerleştirdim, her şey onlar için daha anlaşılır oldu.

Size sokakların Picasso'su diyorlar.
Bu ismi birileri icat etti. Bence de çok güzel ama tabii resmi olarak kullanamıyorsunuz. Picasso da üç boyutlu resimler yaptı, kübizmin kurucularından biri. Ona benzetilmek çok hoş ama tabii onunla kendimi kıyaslayamam bile. Bu işi ilk yapan kişi ben miyim, onu bile bilmiyorum ama en çok benim adımın geçmesi beni sevindiriyor.

Yaptıklarınızı saklayamadığınıza üzülmüyor musunuz?
Bu birkaç günlük, açık hava sanatı. Sonra yağmurdan, ayak izinden bozuluyor. Oysa Picasso'nun resimleri öyle mi? Onun resimleri yıllarca müzelerde, benim resimlerim sadece birkaç gün kaldırımlarda kalıyor. Yani benim sanatım fotoğraflarda hayat buluyor.


PAZAR
İşler iyi gitmiyorsa bile botoksla gülümse
"O maçın kötü bir rüya olmasını dilersin ama her şey gerçektir"
Sokakların Picasso'su İstanbul'da
Annesine bak kızını al
"Türban üniversitede serbest olursa kızlarımı yollamam"
Çankaya'nın değişen kıyafet kodları
Artık internette başınızı sokacak bir odanız var
Kıymeti bilinmeyen festival
İhtiyar Vosges dağları
"Oğlum! Atatürk ölürse ben de onunla gideceğim"
Kozmik şifre
Kötü başladı, harika bitti
Sosyolojiye bir kuşak yetiştirdi
Hayatımızı değiştiren tahıllar
Ateş olmayan yerden çıkan duman
Kuyruğu dik tutmak
İşte Türkiye'nin en iyi şarapları





Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet