|
 |
|
|
Ateş olmayan yerden çıkan duman
Oval Ofis'teki şömine ne zaman, niye yakılıyor? Resmi görüşmelerde şömine yakıldığında Başkan'la Pentagon direkt haberleşiyor olabilir. Kızılderililerden hiçbir şey öğrenmedilerse bile, en azından dumanla haberleşmeyi öğrenmişlerdir
tubakyol@yahoo.com
Biz ailece şömineye sardırdık. Bush-Erdoğan görüşmesinde şömine yanacak mı, yanmayacak mı, ne olacak? Bu meret çünkü, bir yanıyor, bir yanmıyor, şapşal etti bizi. Biliyorsunuz; 5 Kasım Bush-Erdoğan görüşmesiyle ilgili haberler, görüşme gerçekleşmeden günler önce başladı. İşte o günlerden bir gün, yine bu "tarihi görüşme"yle ilgili bir şeyler anlatır iken spiker, bu esnada da fonda Erdoğan ve Bush bir şöminenin önünde otururlar iken, önüme baktım, başımı kaldırdım, hooop, şömine yanıverdi.
Küllerin arasında anahtar
Nasıl yani? Çıldırı'cim... Az evvel bu şömine yanmıyordu. Ne zaman yandı? Kim yaktı?
(Dahası var, itiraf ediyorum, şömineyi ben yaktım bile sandım. Bir an düşündüm yani: "Nereye tıkladım ben?"
Son günlerde yine feci halde oda oyunlarına dadandım. Bu oyunlarda bir odada kilitli kalıyorsunuz, odadan çıkmak için de mouse'la her yere tıklıyorsunuz. Tornavida, çakmak falan buluyorsunuz mesela. Sonra bunları kullanıyorsunuz. Diyelim çakmağı seçip şömineye tıklıyorsunuz. Şömine yanıyor. Ve küller arasından, yuppiii, bir anahtar çıkıyor...
Şömine yanınca, ben zannettim anahtar çıkacak.)
Bu ne yaman çelişki anne. Oval Ofis'te şömine yanıyor. Ve ben kafayı üşütüyorum.
Neyse ki sevgilim var. "Arşiv görüntüleri bunlar" dedi, "Arka arkaya eski görüntüleri yayımlıyorlar."
Ha, tamam o zaman.
Fakat işte bizi aldı bir merak. 5 Kasım'da şömine yanacak mı, yanmayacak mı?
Yanmadı.
Niye yanmadı?
Şöminenin yakıldığı görüşmenin 2004'te ocak ayında yapılması bir işaret olabilir mi? Ocak ayı biraz soğuk olur ya hani... Her normal şömine gibi, yakılıp yakılmaması hava durumuna bağlıdır belki.
Hadi canım, koskoca Oval Ofis'i şömineyle mi ısıtıyorlar yani?
Gerçi Oval Ofis, galiba küçük bir ofis ama...
* * *
Günlerdir bu görüşmenin şifreleri çözülmeye çalışılıyor. İnce ince analizler yapılıyor ama bu analizlerden çıka çıka "pozitif muğlaklık", "bekle, gör" falan çıkıyor.
Ne bekleyeceğiz! Şöminenin şifresini bir çözsek, ortam anında netleşecek... Ha gayret.
Başkan amca, bağdaş kursana...
Ben bayılırım bağdaş kurarak oturmaya. Çok rahattır. Vücuda da iyi gelir, sırt dikleşir vesaire. Şimdi de mesela bilgisayarın karşısında, sandalyede bağdaş kurdum, öyle oturuyorum.
Ayyy, çok mu kıroyum? Hakkımda soruşturma açın.
Paris'te Mevlana gecesinde bağdaş kurup oturdu diye Konya
İl Kültür Müdürü Abdülsettar Yarar'ı açığa almışlardı. Soruşturma sonrasında İl Özel İdaresi Genel Sekreter Yardımcılığı'na atanmış.
Soruşturmada neyi soruşturdular acaba?
Bağdaş kurarak oturmanın Türkiye'de eğer dini ve köylü çağrışımları olmasaydı, diyelim bağdaş kurmayı biz sadece yoga oturuşu olarak bilseydik, yine de böyle bir soruşturma açılır mıydı?
Bir denk gelsem, Bush'tan rica edeceğim. Şu resmi görüşmelerden birinde, toplasın bacaklarını, bağdaş kurup otursun koltukta.
Şimdi nasıl Türkiye'de rahat görünmek isteyen, altta kalmak istemeyen herkes bacak bacak üstüne atarak oturuyorsa, Bush'un bağdaş kurmasının ardından, seyreyleyin görüntüyü.
Bacak bacak üstüne atmayanı Beyaz Saray'a almıyorlar mı?
Erdoğan da Bush da Beyaz Saray'daki çoğu görüntüde bacak bacak üstüne atıp oturuyorlardı.
Tayyip Erdoğan, en az Cemil İpekçi kadar muhafazakar bir kimse. Sadece saygıda kusur etme-etmeme meselesi değil, Türkiye'de muhafazakar kesimlerde -bu kodlar artık eskisi kadar net değilse de- bacak bacak üstüne atan kadınların "hafif", erkeklerin "gay" olabileceğinin düşünüldüğü söylenir.
Emine Erdoğan da fotoğraf çekilirken bacak bacak üstüne atacak biri değil. Bu son görüşmede değilse de Laura Bush'la evvelki görüşmelerinden birinde bacak bacak üstüne atmış otururken verdiği bir fotoğraf var.
Ecevit'in Clinton'ın yanında ezik durduğu fotoğrafın yarattığı tepkiden sonra, kim olsa, ABD Başkanı karşısında, en az onun kadar rahat görünmeye dikkat ederdi. Erdoğan çiftinin de yaptığı bu olsa gerek. Niye böyle oturuyorlar demiyorum yani, genel algı açısından doğru fotoğraf veriyor olabilirler.
Ama rahatlık şahsi bir şey esasında, öyle değil mi? Kimi de bacak bacak üstüne atmadan oturduğunda rahat eder, bacak bacak üstüne attığında rahatsız olur.
Bir memlekette "rahatlık" bile başka bir kültürün rahatlık anlayışına göre algılanıyorsa, o memleket rahatsızdır.
manik depresif köşe
Bende uçak kaçırır tipi var. Artık Amerikan tarzı mı dersiniz, Doğu tarzı mı; genellikle öyle bir "rahatlık" hissi veririm karşımdakilere. Sık sık "hadi, hadi"lerler beni. Oysa, hayatımın büyük bölümünü saatin hiç farkında olmadan geçirsem de, uçak kaçırmam. Kaçırmamıştım. Ta ki cuma sabahına kadar.
Uçağı kaçırdım, Mardin'e gidemedim.
Bu mudur rahatlık?
Sadece Mardin'e gidemediğime üzülmekle kalmadım, uçak kaçırdığım için de acayip rahatsız oldum.
Depresyondayım.
|
|
|

|