
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Dışı seni yakar, içi beni
Tek parti döneminin "imaj" değiştirme devrimleri için, "Şarka giden bir geminin güvertesinde garba doğru koşuyoruz" demesiyle de ünlü olan Sakallı Celal, sağ olsaydı da kendisine şöyle bir soru sorulsaydı:
- Son 50 yılın, politika sözlüğüne kattığı yeni 2 deyim var "şahinler" ve "güvercinler" diye. "Gelişmekte olmak"tan bir türlü "gelişmiş"liğe terfi edemeyen ülkelerdeki "şahinler"le, "güvercinler" hakkında ne düşünüyorsun üstat?
* * *
Herhalde Sakallı Celal'in vereceği yanıt şöyle olurdu:
- Kendileri farkında değiller ama, her ikisinin de tüyleri yolunmuş durumda; sadece kanat çırpıp bir türlü uçamamaları ondan.
- Kim yoldu ki onların tüylerini?
- Tekrarlayıp durmaktan usanmadıkları palavraları.
* * *
Eski çocukluk arkadaşı olanlardan, üst düzey mevkilerde birbirlerinin yerlerine geçmiş siyasetçilerin, sevdikleri bir fıkra.
* * *
Bay Orgün uzun süreden beri görmediği arkadaşı Bay Durbak'a rastlamış.
Durbak, resmi giyimli bir şoförün kullandığı siyah bir limuzinden iniyormuş.
- Ooo merhaba Durbak, demiş; ne oldu büyük ikramiye mi çıktı sana?
* * *
Durbak, hemen sarılmış Orgün'e:
- Yok, demiş; büyük ikramiye çıkmadı, çok daha ötede bir şey oldu. Bana milyonlarca YTL kazandıran özel bir krema icat ettim. Hangi ayvaya sürsen, tadı bir anda kavun gibi oluyor.
* * *
Orgün:
- Harika, demiş; candan kutlarım seni.
Ama arkadaşının gösterdiği başarı ve hüneri de kulak ardı etmemiş.
* * *
3-4 ay sonra Durbak, deniz kıyısındaki tatil kentlerinden birinin rıhtımında dolaşırken, muhteşem bir yat görmüş. Yatın güvertesinde bir pisin varmış ve kıyısında da mayosuyla Orgün oturuyormuş.
* * *
Durbak bağırmaya başlamış Orgün'e:
- Hey Orgün, doğrusu gözlerime inanamıyorum, senin mi bu yat?
- Benim benim Durbak'çığım, gelsene...
- Neyle aldın ulan bu muhteşem yatı?
- Gel gel de anlatayım; bilemediğin kadar zengin oldum, her taraftan milyonlarca YTL yağıyor.
- Peki nasıl başardın bunu yahu?
- Dinle dinle, bir mucize oldu bir krema icat ettim.
- Ulan aşağılık herif, benim kremamı çaldığını mı söylemek istiyorsun yoksa?
- Hayır yahu, benimki çok daha değişik. Benim kremayı kavunlara sürdüğün zaman, hemen hepsi ayvalaşıyor. Ve millet de yiyor ayvayı, üstelik kavun büyüklüğünde.
* * *
Beyaz Saray'ı yakından tanıyan diplomatların bayıldığı bir fıkra.
* * *
Vakti zamanında eski kasabalarda mal alıp mal satmak için dolaşan iki kafadar ticaret adamı, bir gün yatmak için külüstür bir otele gitmişler.
Otelde her yatağın altında bir de oturak varmış.
* * *
Kafadarlardan biri, kaşla göz arasında gidip arkadaşının yatağı altındaki oturağa bir şişe bira dökmüş.
* * *
Durumun farkında olmayan öteki satıcı, kısa bir süre sonra arkadaşının odasına koşmuş:
- Allah kahretsin, demiş; gel bak yatağın altında ne buldum.
* * *
Kafadarlardan şakacı bir hergele olanı, dostunun odasına girmiş ve yatağın altındaki oturağa şöyle bir baktıktan sonra, alıp ağzına dikmiş.
* * *
Durumu şaşkınlıkla izleyen dostu:
- Tuh, demiş; bilseydim onun sidik olmadığını, ben de hemen içer ve üstüne işemezdim.
* * *
Gelişmekte olan ülkelerin Beyaz Saray'a gelen üst düzey siyasetçileri de geriye dönerlerken, hiçbir zaman bilemezlermiş bir şaka kazasına uğrayıp uğramadıklarını.
* * *
Av. Taner Aktop'tan bir fıkra:
Bir genç kızla erkek arkadaşı bir yaz gecesinde, içinde başka gölgelerin de dolaştığı bir koruluğa girmişler.
Bir ara genç kız, romantik bir sesle:
- Ah, demiş; ne kadar güzel şu cırcır böceklerinin sesi, duyuyor musun?
Erkek arkadaşı:
- Onlar, demiş; cırcır böceği değil, fermuar sesi.
* * *
Kurtlar sofrasından da zaman zaman güzel sesler duyuluyormuş gibi olur ve kolay kolay bilinemez seslerin gerçekte ne sesi olduğu.
* * *
Şükran Kurdakul'dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Yorgun Yürek
Bir solukta yaşadım ve tükettim tümünü
Bir solukta gördüm elli üç yılda gördüğümü.
Sonunda yorgun yürek "duy..." dedi işte,
Sessiz sedasız gidilecek günü.
c.altan@prizma.net.tr

Cafe