Norveç'i Oslo'da yenmek!
Bizi 2002'ye kadar getiren kavgacı oyundan eser yok artık. Ülkenin futbol ekolünü üzerine kuracağımız tarzı nihayet yakalamışken, bugün herkes başka bir yolda. Trabzonspor'la Fenerbahçe'nin, Beşiktaş'la Galatasaray'ın oyun tarzlarında en ufak bir yakınlık yok. Hiçbirinin oyunlarının 2002'yle benzerliği de yok. Yoldan çıktık!Halbuki ligin kovalayanı Sivas'ın performansı ortada. Korkunç bir kavgacılıkla buraya kadar geldiler. Gençler'in Yanal'la çıkışının sırrı da buydu, Antep'in şampiyonluk kovalamasının da. Şimdi Sivas'ın yaptığı sadece şehre değil, ülkeye de umut veriyor ve yol gösteriyor. Yeni bir Hakan Şükür'leri var, Mehmet Yıldız, yeni bir Bülent Korkmaz'ları da, Hayrettin! Orta sahayı cehenneme çeviriyorlar. Sertler. Çoğu ikinci ya da dördüncü, beşinci şanslarını deneyen oyuncularla, ligin Evliya Çelebi'leriyle başka bir oyunu oynayabiliyorlar. Asıl ders burada! Mesele kimlerle oynadığınız değildir, nasıl oynadığınızdır!
Son çıkıştayız
Bu ülkenin sadece bu oyunda değil, tüm toplu takım oyunlarında çıkışı bu. Bakın Japonya'yı sallayan Basketbol Milli Takımı'na ve sonra bir de İspanya'daki takıma.
Böyle bir yoldan sapışta, 3'üncü büyük turnuvayı da ıskalamamak için son çıkıştayız. Norveç'i yenmeliyiz. Bu mümkün mü? Kuzey geleneğini taşıyan takımlara karşı son dönemde aldığımız sonuçlara bakın! Kolay değil!
Norveç dünya yüzünde İngiliz tarzı oynamakta ısrar eden tek ülke! İngilizler bile o yoldan çıkmaya çalışıyorlar ama onlar bu konuda muhafazakar! Peki İngiliz ekolüyle karşılaşmalarımıza bakın! Hiç kolay değil.
Cumartesi günü çıkış için bu kavgacı oyuna dönmek zorundayız. Elde olanaklar var. 2 çok özellikli topa yapışan santrforumuz var. Dolaşan, durmayan, en az savunmacısı kadar kavga eden. Yerden çok etkili iki oyuncu: Mehmet Yıldız ve Semih. Bu oyuncuların temel özelliği orta sahaları hücuma katmaktaki eşsiz değerleri. Yıldıray'ı oyuna onlar sokar. Duvar olur pasör olur. Bu üçlü, Gökdeniz ya da Hamit'i gol silahına dönüştürebilecek çok değerli bir kaynaktır. Tabii ki Yıldız ya da Semih'ten birini tercih edip Nihat, Serhat gibi bir golcüye de şans vermek bir seçenek. Ama bu savunmayla değil. Türkiye orta alanı cehenneme çevirecek ve topu sıkıştığında ileride kolayca tutacak bir yapı kurmak zorunda. Sebep de savunmanın hamlığı. Hangi 4'lü seçilecek olursa olsun daha önce birlikte oynamamış bir ekip olacak. Bu hamlık başımıza iş açabilir. Öyle ki bu maçta 3 korner bir penaltıdır. Kornerden bile kaçmak lazım.
Deniz'li, Marco'lu, kavgacı ve savunma açığı kapatan bir orta saha ve yine kavgacı ama topu ileride tutacak bir hücum. Başka çıkış yok!
Norveç'i Oslo'da yenmek, Yunanistan'ı Atina'da orada yenmekten daha zor. Ama sebep onların gücü değil, özellikleri ve bizim bu konudaki dezavantajlarımız. Bunu tersine çevirecek güç, Semih ve Mehmet Yıldız'ın ekstra özellikleri ve Yıldıray'ın müthiş yaratıcılığında.
Bu işi kurtarmanın yolu var. Tanrı yardımcıları olsun!
Yollanmış olan bunu yapar mı?
Bilgili yönetimi tarafından bir açıdan yollanan Demirören, Altyapıdan geldiği takımından gönderilen Sinan Engin ve bir kampta bavulları toplanıp gözyaşları içinde ülkeye yollanan Ertuğrul Sağlam. Gönderilmek, ıskartaya çıkmak acısını bu üçlüden daha fazla bilen olabilir mi?
Peki bu üçlü nasıl oluyor da ligin ortasında, devre arasında 7-8 oyuncu gönderilecek demeçlerini ardı ardına veriyor. İnsan yaşadıklarından bu kadar ders çıkarabiliyorsa koca Beşiktaş'ı nasıl yönetebilir? Bu demeçlerin gerçekten itici bir güç olduğuna inanıyorlar mı? Bu tavır günü bile kurtarmıyor halbuki!
3'ü de birbirinin arkasında. Ve kimse topçunun arkasında değil! Ne garip!
Yabancı hakemler
Evet artık gelsin yabancı hakemler ve görelim:
Bizimkiler gerçekten o kadar kötü mü?
Yoksa kötü olan bizim hakemlere bakışımız mı? Görelim yabancı geldiğinde ne çözülecek? Hatalar mı bitecek, yoksa bizim hatalara bakışımızdaki sığlık mı?
Ben hakem olsam en çok bunu isterim. 5 hafta yabancılar gelsin. Ve herkes görsün!
Türk futbol dünyasının sorunu hakemler değil. Mevzuya bakış.
Galatasaray çalışmıyor
Nihayet herkes yazmaya başladı. Takımı çok daha yakından takip edenler de! Feldkamp'ın son derece heyecan verici oyunu, teklemeye başlayınca, sezon başından bu yana, oyuncu, yönetici, yardımcı antrenör, gazeteci herkesin dilindeki yazılmaya başlandı. '2 saatlik antrenmanların 1.5 saati toplantıyla geçiyor!' aylardır söylenen bu.
Çalışmamak sadece kondisyon eksikliği yaratmaz. Ve kondisyon eksikliği sadece 90'ıncı dakikada ortaya çıkmaz. 1. dakikada da kondisyon eksikliği dezavantajdır. Ve çalışmak sadece kondisyon kazanmak için yapılmaz. Yani bir takım çalışmıyorsa eksiklik sadece kondisyonda meydana gelmez. Koordinasyondan daha önemli ne var bugün futbolda? Ve Galatasaray en çok bunun eksikliğinden çekmiyor mu?
Yönetim açıklamalar yapıyor. Tamam. Peki şu karşılaştırmayı açıkgönüllülükle yapsın birisi. Beğenilmeyen Gerets'in yaptığı çalışmaların onda biri bugün yapılıyor mu?
Ve gerçek alan oyunu oynayan rakiplerin tamamına karşı zorluk yaşanmadı mı?
Galatasaray'ın lig maçları hâlâ futbol dünyamızın en heyecan verici sahnelerinden biri. Hiç kuşkusuz ama bu heyecan kazanmaya yetmiyor. UEFA'da 5'te 3'e girememek Galatasaray'a göre bir şey değil.
Ve soru şu? Yoksa Kalli hâlâ 93'teki antrenman stil, metot, süre ve planlamalarını mı kullanıyor?
Hangimiz 8-0 yenilmedik
Bırakın futbolu, kendi hayatınızda hiç 8-0 yenilmediniz mi? Hayatımda hiçbir şey benim üzerimden böyle silindir gibi geçmedi diyen var mı aramızda! Onunla yaşamanın olanaksız olduğu bir yenilgi yaşamayan. Aşka, işte, sağlıkta!Hayatta belki de kendi yaptığınız hatalar tüm yaşamınızı felç edebiliyor. Ve bu kabul edilebilir bir şey oluyor. Ama bir maçta 8-0! Hayır! Bu kadar dik ve başarılı mısınız hayatta gerçekten. Bu kadar yenilgisiz misiniz?
Unutmak gerekir. Böyle yenilgiler aldığınızda hemen unutmalı. Yoksa yaşanmaz!
Öldürmeyen güçlendirir, tamam. Ama bazen de öyle bir yenilirsiniz ki altından kalkması olanaksızdır. 3-0 güçlendirir. 5-0 da ama 8-0 hemen kötü bir anıya dönüştürülmeli. Uzak bir anıya!
mdemirkol@milliyet.com.tr

Cafe