
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Son güvercin
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile iki kez konuştum.Yerkürenin mevkii ve sıfatı ötesinde kişiliği nedeniyle "gerçekten saygın" devlet adamlarından biridir.
Yaser Arafat ve İzak Rabin ile birlikte 1994 Nobel Barış Ödülü'nü alması bunun göstergesidir.
Şimon Peres, cumhurbaşkanı seçilmeden önce Ortadoğu'da barışı sağlamak misyonunu üstlenmiş uluslararası "akil adamlar" grubundandır.
Beyaz Saray'da Yaser Arafat ve İzak Rabin'in el sıkışmalarıyla noktalanan tarihi sürecin proje mimarıdır.
Çok acı bir suikast, bu sürecin ne kadar zorlu olduğunun altını çizer.
Beyaz Saray'daki el sıkışmanın ardından İzak Rabin İsrail'de bir fanatiğin tabancasından çıkan kurşunlarla öldürülmüştür.
Şimon Peres, Oslo süreci ve yakınlaşmayı Filistinliler için çok farklı bir yol haritasında ilerleyerek sağlayabilmişti.
Filistin tarafına havalimanı, hastaneler, üniversite inşa etti. Ekonomik açıdan gelişmesine İsrail'in katkısını sağladı.
Amacı; İsrail ve Filistin halkları arasında açıyı daraltmaktı.
Psikolojik yakınlaşmayı sağlamaktı.
Filistin kültürel ve ekonomik çıta ne kadar yükselirse, uzlaşmanın o kadar kolaylaşabileceği inancındaydı.
"Şahin" değil, "güvercin"di. Bunlar olurken tek başına kaldığı, kendini yapayalnız hissettiği dönemler yaşadı.
İran macerasına fren
Zor görevlerden yılmayan ve sadece İsrail ve Filistin'de değil, yerkürede saygınlığı ve itibarı olan bir devlet adamıdır.
Şu duyarlı süreçte Ortadoğu fokur fokur kaynarken bu akil adamın İsrail Cumhurbaşkanı olması, ülkesi ve bölge için şanstır.
Hele ABD'nin İran'ı vuracağı yolundaki öngörüler tırmanıştayken ve ateşteki kestanelerin İsrail'e toplatılacağı konuşulurken Peres, "sağduyu freni" olabilir.
Zaten herhangi bir İsrail doruk yöneticisine Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'la aynı çatı altında bir araya gelmek ve konuşma yapmak projesini kabul ettirmek mümkün değildir.
Bunu ancak Şimon Peres gibi her türlü mevkii ve sıfatı arkasında bırakmış bir devlet adamı göze alabilirdi.
O ikisini aynı parlamento çatısı altına getirebilmek de "Türkiye farkını" ortaya koyar.
Washington'da Beyaz Saray ve Türkiye'de TBMM...
Az şey değil.
Beyaz Saray'daki Bush-Erdoğan konuşmasından çıkan sonucun tek kelimeyle ifadesi; "İSTİHBARAT..." Bu bir tek kelime iyi kullanılırsa, Türkiye ve bölge tarihinin yeni yazılacak bölümüne başlık olabilir.
Sinemalarda gösterilen "Arslanı Kuzulara" filmi, bu konu için ilginç bir gözlem.
Filmde İran-Afganistan arasındaki 3 bin metre yükseklikteki sıradağlarda yalnız kalan 2 Amerikan askerinin uydularla gözlenişi ve onlara yaklaşan Taliban güçleri apaçık görüntüleniyor.
Taliban savaşçılarının 2 askere doğru hareketlenmeleri neredeyse metre metre görüntülenmekte.
Sesleri duyulmakta.
Bu hareketlenmeyi önlemek ve ABD askerlerini kurtaracak helikoptere zaman kazandırmak için yöreye bombalar yağdırılıyor.
Bütün bu görüntüler binlerce kilometre uzaklıktaki karargâhın ekranında görülmekte ve operasyon bu karargâhtan yönlendirilmekte.
ABD'nin Türkiye'ye vereceği istihbarat bu olsun yeter.
PKK sınıra yaklaşırken mevkii, sayısı, görüntüsü, sesiyle, "canlı yayın" gibi, Genelkurmay'daki özel karargâhın ekranına yansıtılırsa, TSK tarafından derhal etkisiz hale getirilebilir.
Satırlarım sadece "yok etme kültürü" olarak yorumlanmasın.
Türkiye'nin böyle bir ileri teknolojiden yararlanması PKK'ya "caydırıcı" etki de yapacaktır.
Böylece silah stratejisi gerileyebilir.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

Cafe