Yöneticiler görev başında
Her şeyden önce, derin bir hayranlık duyuyorum değerli kulüp yöneticilerine.
Gıpta ediyorum.
Ben ve benim gibi sıradan insanlar, Gabar'la yatıp Çukurca'yla kalkarken, her şehit haberiyle "hayattan zevk alma" oranımız bayağı kesirleşirken, işe-güce ilgimizi yitirmiş penaltı pozisyonlarına bile boş gözlerle bakarken, onlar çakı gibi "işlerini" yapıyorlar.
Betona çakılmış temel çivisi gibi hep aynı yerdeler.
Hedefe aynı ödünsüzlükle, aynı şiddetle gidebiliyorlar.
"Acaba bir geri adım atsak da şu milleti germeği ertelesek" falan gibi zayıflık belirtileri göstermiyorlar asla.
"Dünya yansın, yeter ki takım kazansın"!..
Görev aşkı bu işte.
Kutlarım.
***
Fenerbahçe-Beşiktaş derbisiyle başlayıp bugüne uzayan ve yarınlarda süreceğinden adım gibi emin olduğum "ulusal" futbol sorunumuza bu pencereden bakınca bir anlam verebiliyor insan.
Tabi ki maçtan önce hakemi ırgalayıp sinekten yağ çıkarmaya çalışacak Fenerbahçe.
Tabi ki, masalara sandalyelere yumruk vuracak Beşiktaş.
Ve tabi ki, bir sonraki hafta en ufak hatada seslerini yükseltecekler. Düzeni sorgulayacaklar. Hak adalet arayacaklar.
Veya arar gibi duracaklar! "Mış" gibi yapacaklar!
Şaşırmayın... Hak, hukuk, adalet peşinde olmadıklarını ispat ederim size.
***
Dönelim biraz geriye...
Federasyon seçimine. Adaylardan bir tanesi, tarzı-tutumu belli ve futbol camiasını "muz cumhuriyeti" gibi yönetmekten zevk alan (Hatta sonuç alan; bakınız Dünya üçüncülüğü) Haluk Ulusoy...
Diğeri, hak, hukuk, adalete "olmazsa olmaz" diyen, sistemi şeffaflık ve kuvvetler ayrılığı üzerine yeniden inşa edeceğini projelendiren, yöneticilik sınavından iftiharla geçmiş Ayhan Bermek.
Birincisine "isteyenin istediği hakemi tayin ettirdiğini, şampiyonluklara masa başında karar verdiğini" söyleyenler ben değilim; sayın yöneticiler.
İkincisi, deklare etmiş; "Seçilirsem adaletin dışında babamı tanımam" demiş...
Kim kazanıyor seçimi?
Şimdi şikayet ettiklerini seçenler, kendileri değil mi?
***
Neden seçtiler?
Geçiniz o "Futbola karışmaya çalışan siyasete karşı çıkan kahramanlar" hikayesini... O bizim gibi romantiklerin sonuçtan çıkardığı teori. Tespit değil temenni.
Seçtirdiler; çünkü en az Haluk Ulusoy kadar seviyorlar "ahbap çavuş" ilişkilerini.
En az onun kadar istiyorlar.
"Ben güçlüyüm, benim yararıma olur", "Ben akrabayım, benim yararıma olur", Ben hemşeriyim, benim yararıma olur", "O benim taraftarım, benim yararıma olur" hesapları yapıyorlar.
Ulusoy'un (şayet yapıyorsa) herkesi birden kayıracak hali yok ya... Tercihler, taraflardan birine kayıyorsa; inanın o zaman bile "yağ çıkarabiliyorlar" sinekten.
İnfial içindeki taraftarı Federasyona yönlendiriyorlar.
Adaleti şaibeli (kendileri söyledi) Haluk Bey'e atış serbest.
"Dostluğu" da "Düşmanlığı" da faydalı sayın Ulusoy'un.
***
Haa... Bu arada üçkağıt üzerinde tek ayakla duran (veya öyle düşünülen) futboldan, tribünden kaçıyormuş seyirci.
Futbol geriliyormuş.
Değeri düşüyormuş.
Toplumsal eğlence değil toplumu bölen, düşman eden unsur haline geliyormuş...
O kadarına karışmaz değerli yöneticilerimiz.
Nedir sizin onlardan talebiniz?
"Ne yaparsan yap, takımı şampiyon yap" diye değil mi?
Ben ve benim gibi sıradan insanlar Gabar'la yatıp, Çukurca ile kalkarken... Her şehit haberiyle "hayattan zevk alma" oranımız bayağı kesirleşirken bile "kulübün bekası" uğruna hır çıkarmayı göze alabilecek kadar görev bilincindeki insanlardan nasıl beklersiniz böyle ayrıntılara takılmayı.
Keşke bu ülkede herkes yöneticilerimiz gibi görev aşkıyla yansa.
Kutlarım.
Edu'nun göbeği, 50 bin çocuğun yüreği
Turkcell'in 2000 yılından beri destek verdiği ve dört ilde süren "Ücretsiz Spor Okulları"
Sayısı 38'e çıkacak ve 50 bin çocuk daha spor yapma olanağına kavuşacak.
Ne dersiniz; top Edu'nun eline mi, göbeğine mi değdi tartışması kadar önemli bir haber mi?
Dikkat edin...
Bayburt'tan Niğde'ye, Hatay'dan Kırşehir'e tam 23 ilde 7-17 yaş arası elli bin çocuk, önkoşulsuz, ücretsiz spor yapacak.
Boş ver, Aurelio gitmesin de!..
Bu ülke böyle.
Aslında Turkcell bu projeye ayıracağı kaynakla Beşiktaş'a Carew'i alsaydı, ya da Holosko'yu getirip bir takıma hediye etseydi, kurumsal reklam açısından zirve yapardı. 50 bin çocuğu ücretsiz spor okullarına kavuşturması doğru dürüst haber bile olmadı.
"Spor Medyası" mı?..
Geçiniz.
Spor denince futbol. Futbol denince tartışmalı pozisyon...
Yanında basketbol yarım porsiyon.
Antalya'da Dünya Ampute Futbol Şampiyonası düzenledik, siz gördünüz mü bu özel futbolculardan bir tanesinin öyküsünü?
Bir tek şekilde haber olur sporun okulu, amatörü, Anadolu'su.
Allah korusun, doğal afet, felaket ve rezalet halinde.
İyi tıraşlar herkese.
Beşiktaş tribününün niyetiSivasspor maçında Beşiktaş taraftarı Başkan'ı, Menajer'i istifaya davet edip, Ertuğrul Sağlam'dan hiç söz etmeseydi de anlayabilirdim niyetlerini.
"Teknik direktörü hâlâ koruyorlar" diyebilirdim.
Lakin "Adam gibi adam Ertuğrul Sağlam" temposu kafamı bulandırdı.
Söz konusu olan bir hoca... Onu tercih eden Başkan.
Başkan'a "git" diyorsun, Hoca'yı alkışlıyorsun. Hoca başarılıysa ve alkışı hak ediyorsa, onu göreve getiren niye başarısız?
İşin içinden çıkamadım.
Yoksa asıl niyeti Ertuğrul Sağlam'ı yollamak mı Beşiktaşlılar'ın?
Hiçbir yönetici hazmedemez bu tercihi çünkü.
Hele sayın Demirören gibi henüz "usta" olamamış bir lider, ilk fırsatta Sağlam'ın defterini dürer.
Cin gibi Beşiktaş seyircisi acaba bu niyette mi?
Bize katıl Hakan!
Hakan Şükür artık futbol yorumcusu olmalı.
İnanın çok iyi yapar.
Zaten son yıllarda yaptığı ile arada çok az fark var.
Sevgili Hakan, çek bir sandalye otur bir spor programına; yorumcu olarak teknik direktör yemek daha kolay.
Terim gülümserkenPadişah ne zaman durdurmuş yeni vergi icat etmeyi?
Tebası sokaklarda gülüp oynamaya başladığında.
"Bundan sonrası tehlikeli" demiş vezirine.
Norveç maçının basın toplantısında güleç yüzlü Fatih Terim'i görünce endişelendim ben de.
Bundan sonrası çok tehlikeli geliyor bana.
İçinde ne fırtınalar yaşıyor ki, hazırlık maçından önce bile gergin Terim, Milli Takım'ın kader maçında gülücükler saçıyor.
Neden?
Mimiğini beğenmedik, jestini tutmadık, söylemini eleştirdik, saçma sapan ve ona hiç uymayan davranışlara zorladık. Baskı kurduk; başardık.
Maçın stresini, iki katına çıkardık Fatih Terim'in ruhunda.
Bundan sonra hata yapması daha kolay gibi geliyor bana.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe