
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
Tesadüfen, tesadüfen, tesadüfen...
NE tesadüf değil mi?
Atatürk'ü kaybettiğimiz "10 Kasım"da Suudi Arabistan Kralı Ankara'ya geliyor.
Ankara'da o gün anma törenleri olduğunu bilmiyor, bayrakların yarıya indirildiğini, Anıtkabir'in ziyaret edildiğini de...
Birisi de kalkıp kulağına fısıldamıyor, "Kral hazretleri bugün Türkiye'de anma törenleri vardır, Türkler akın akın Anıtkabir'e giderler, bayrakları da yarıya indirirler."
Evet, Kral hazretlerinin de, yanındakilerden haberi yok, Ankara'ya bir iniyorlar ki "10 Kasım", ne yapsın adamcağız, tesadüfün böylesine zor rastlanır!
Cumhurbaşkanı Gül adaşını karşılıyor.
Şu tesadüfe bakın ki Kral'ın da adı Abdullah, Türkiye Cumhurbaşkanı'nın adı da. İkisi de Riyad'da çalışmışlar, Kral sarayında, bizim Cumhurbaşkanı bankada, askerlik arkadaşı gibi bir şey.
* * *
EEEEE, koskoca Kral'ı eli boş gönderecek değiliz ya, verin oradan bir devlet şeref madalyası, bir zamanlar da devlet sanatçılığı da böyle dağıtılmaz mıydı?
Herhalde muhterem Kral hazretleri de Türkiye Cumhuriyeti'nin "şeref" duyacağı işler yapmıştır ki, bu madalya ona da veriliyor, Güneydoğu'da ayağını, kolunu, gözünü, kollarını kaybeden gazilere de veriliyor ya!
* * *
YEMİŞLER, içmişler, sıra gelmiş vedaya...
Koskoca Kral'ı da kuru kuruya "Hadi güle güle, yine bekleriz!" diye yollayacak değiliz ya!
Mesela adamcağız, "Yahu bizim Abdullah da gelse, adaşımla bir daha sarılıp kucaklaşsam!" demişse, Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'ün koşup otele gelmesi, Kral hazretlerinin de, bir yanına onu, öbür yanına Başbakan'ı almasının yadırganacak nesi var ki! Atatürk'ün fotoğrafını indirip kendi fotoğrafı asılmışsa...
* * *
BUNCA yılın tarihi dostluğu uğruna...
Kaç yılın mı?
Birinci Cihan Savaşı'ndan deyin yeter.
Herhalde, bu Kral'ın dedesinin, Mekke emiri Şerif Hüseyin'in İngilizlerle bir olup Osmanlı'ya ayaklandığı zaman, Fahrettin Paşa'nın Medine'deki askerleri "Peygamber emanetlerini Hıristiyanlara vermeyiz!" diye açlıktan çekirge kavurması yediklerini, dişlerinin döküldüğünü tarih hâlâ yazmaktadır.
* * *
HELE Cemal Paşa'nın bu Şerif Hüseyin için söyledikleri:
"Şerif Hüseyin, en alçak ikiyüzlülere layık bir şekilde, beni de merkezi hükümeti de, şanlı halifemizi de kandırarak, Osmanlı hükümeti aleyhine düşmanlarla ittifaktan, İslamlar arasında ayrılık yaratmak ve fesat çıkarmaktan çekinmemiştir. (...) İnsan böyle bir hakikat karşısında, nasıl olur da nefret ve lanetten kendisini men edebilir. " (x)
* * *
BUNLAR artık geride kaldı, şimdi onların torunları Atatürk'ün haleflerini Çankaya'dan otele çağırıyor...
* * *
HER "10 Kasım" bize neyi hatırlatır bilir misiniz?
Öyle garip garip "Bu adama ne olmuş?" diye yüzümüze bakmayın.
Biz her "10 Kasım" da Refah Partili Kayseri Belediye Başkanı vardı ya, hep onu hatırlarız, hele bazılarını Anıtkabir de gördükçe...
Adam "takiyye" yapmayıp ne düşünüyorsa, onu açıkça söyleyen dürüst bir adamdı.
Kimdi, ne söylemişti?
Bizden bu kadar, meraklısı arar, bulur.
—————
(x) Cemal Paşa, Hatırat, Eylül 1996, Arma Yayınları.
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe