Yurtta barış cihanda savaş
Dünyada barış ilan edilse, bundan böyle asla savaş çıkmayacak olsa... Yoksunluk krizi yüzünden insanlığın elleri titremeye başlar mı? tubakyol@yahoo.com
Niye savaş diye bir şey var? Şu ölümlü dünyada, otursak ya oturduğumuz yerde. Savaşmak niye?Kalabalığın bir parçası olduğunda insan, kendini diyelim hakkı yenmiş bir topluluğun içinde tanımladığında, diyelim içinde olduğu topluluk tehdit altındaysa, diyelim oturup durmakta olduğu yerler, topraklar saldırıya uğruyorsa, diyelim içinde olunan topluluğa hedefteki toprak büyük imkanlar sunacaksa...
Diyelim...
Belli bazı koşullar söz konusu olduğunda savaşın kaçınılmaz olduğuna inanmak acayip değil.
Ama insan evde tek başına oturmuş düşünürken katiyen bir mana veremiyor savaşa. Düşünsenize... Ölüyorsunuz. Sevdikleriniz ölüyor.
Var mı ötesi?
"İçelim akıllanalım"
Bir bufalo sürüsü en yavaş bufalonun hızında hareket eder. Sürü saldırıya uğradığında önce arkadaki yavaş ve zayıf bufalolar ölür. En yavaşlar ölünce, bir süreliğine de olsa bufalo sürüsü hızlanır.Birkaç gün evvel de aynı şeyin kuş sürüleri üzerinden anlatılanını okudum bir yerde. Kuş sürüleri de en yavaş kuşun hızında uçar. Yorulan kuş, arkaya geçer. Arkadaki en yavaş olan, diyelim dayanamayıp vazgeçtiğinde, ya da yırtıcı bir kuşun saldırısına uğrayıp öldüğünde, bir süreliğine kuş sürüsünün de hızı artar.
Bunlardan hareketle içki meclislerinde şöyle bir mavra çevrilir:
Beyin en yavaş beyin hücrelerinin hızında çalışır. Alkol beyindeki en yavaş hücreleri öldürür. Bu hücreler öldüğünde, bir süreliğine beyin daha hızlı çalışır. İçelim, akıllanalım (Mühim uyarı: Lütfen evde denemeyiniz)...
Savaş bereketi...
Savaşlar genellikle dünyanın az gelişmiş bölgelerinde yaşanıyor.Savaş, savaşanlar için berbat bir şey ama; savaşın dünyanın geri kalanında, ister-istemez bir canlanmaya sebep olduğu da bir gerçek.
En basitinden; gelişmiş ülkeler savaşan bölgelere silah satıyor, bu satışların geliri de dünyanı geri kalanında ekonomik bir canlılık yaratıyor.
Amerika ne zaman ekonomik krize girse, borsacıların uzaklarda bir savaştan medet umdukları sır değil.
Savaşlar esnasında ihtiyaç arttığından, teknoloji de daha hızlı gelişiyor.
Ve savaşlar sanata da ilham veriyor. Resimden romana, müzikten fotoğrafa; sanatsal üretim artıyor.
* * *
Bufalo sürüsü hızlanıyor olabilir; ama bufalolar öldü, sürü sayıca azaldı, aslında zayıfladı.
Kuş sürüsü hızlanıyor olabilir; ama kuşlar öldü, sürü sayıca azaldı, aslında zayıfladı.
Beyin hızlanıyor olabilir; ama hücreler öldü, beyin hücreleri sayıca azaldı, beyin aslında zayıfladı.
Dünya hızlanıyor olabilir; ama insanlar öldü...
Kim yine de savaş ister ki?
Tıpkı alkolün insanda bağımlılık yapması gibi, savaşlar da insanlık üzerinde bağımlılık yapmış olabilir mi?
Bize tedavi mi lazım yoksa tercüman mı?Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, PKK tarafından kaçırılan askerlerin kurtulmalarına sevinemediğini söyledi. Doğu Perinçek "Keşke tabutları gelseydi" dedi.
* * *
Bağımlılık davranışlarını "ödül"le açıklayan bilim adamları var. Şöyle bir şey:
Canlılar yaşayarak edindikleri davranışların kendi yararına olanlarını tekrar etme, yararlı olmadığını düşündükleri davranışları ise bırakma eğilimindedirler.
Beyinde buna karar veren bir "ödül" merkezi var.
Hayvanlar üzerinde deneyler yapılmış. Ve beyinlerindeki ödül merkezini uyaran bir davranışı bıkmadan usanmadan dakikada yüzlerce kez tekrarlayabildiği ortaya çıkmış.
Madde bağımlılıklarında, ya kullanılan madde başlangıçta hoşa giden ve olumlu etkiler yarattığı için "ödül" olarak kabul ediliyor ve giderek daha çok kullanılıyor...
Ya da bu maddeler hayatta bir fayda sağlamasalar bile beyindeki ödül merkezini direkt uyarıyorlar. Yani ortada hiçbir fayda yoksa bile ne gam, ödül merkezi uyarılıyor ya yeter. Hadi bir daha yapalım... Yine yapalım... Falan filan.
* * *
İnsanlığın savaş bağımlılığına gelince... Bunu literatüre az evvel kattığımdan, mekanizmasının tam olarak nasıl işlediğini bilemiyorum tabii, araştırılsın lütfen.
Ama mesela Şahin "Askerlerin kurtulmasına sevinemedim" açıklamasının ardından olumlu tepkiler aldığını, "toplumun bir hissiyatına tercüman olduğunu düşündüğünü" açıkladı.
Bir toplum ölüm dileyecek noktaya nasıl gelir?
Ölümlerin topluma bir yararı mı vardır?
Ya toplumun ortak beynindeki ödül merkezini uyarıyorsa ölümler -bunun tedavisi nedir?
manik depresif köşe
Zannediyor musunuz ki ben kendime hayret etmiyorum; bufalo sürüsünün yol alma hızı ile alkol kullanımını, alkol bağımlılığı ile savaş arzusunu, savaş bağımlılığı ile toplumun daha fazla ölüm dileme noktasına gelmesini birbirine bağlayarak açıkladığımda...
Ve sonunda tüm bu mavralar kendi içinde tutarlı bir neticeye vardığı halde "fazla sevinemedim."
Depresyondayım.

Cafe