Galatasaray'ın santrforları, golleri, sevinçleri, hikayesi
Mehmet Topal gol attı.Sonra kulübeye koştu.
Hakan'a…
***
Futbolcu bu, gol attığında kime isterse ona koşar…
İsterse tribünde ki anasına babasına.
İsterse karısına.
İsterse seyircisine.
İsterse kimseye koşmaz.
Hatta koşmaz.
Durur…
Kime ne?
***
Eğer bütün bunlar Galatasaray'da oluyorsa…
Ve …
Eğer Galatasaraylı futbolcular bu konuda sabıkalıysa…
Yani devam.
***
Gerets'in 4 santrforu vardı.
Genelde 3, bazen 2, bazen tek santrforla oynardı Galatasaray.
Kulübe santrforsuz kalmazdı.
Yani…
18 kişilik kadronun kaleciler hariç, dörtte biri santrfor.
Her santrforun takım içinde bir "yakını"olsa, eder 8.
2 yakını olsa, eder 12.
Eğer, 18 'in yarısından epey fazlası bir sorunu paylaşıyorsa…
Bu büyük bir sorun.
Bence.
***
Bir deplasmanda, santrforlardan biri bir gol attı.
Kulübede ki "yakınları"na koştu.
Bulamadı.
Kale arkasında ısınıyorlardı
İstemeden hocayla burun buruna geldi, bir fake attı geçti.
Yardımcısına da başka bir fake…
Kulübedeki diğerleri, diğer santrforların "yakını"ydı.
Mecburen tribüne döndü.
Orada da rakip taraftar vardı.
Neredeyse diğer kulübeye koşacaktı.
Ve…
Gol attığına, sanki pişman oldu,
Ve…
Bu hikaye doğru.
***
Gol atanın en kuvvetli olduğu an.
Golü atan, o en kuvvetli olduğu anda, o hesabı kesmek istiyor.
Kiminle ne hesabı varsa.
Şık olmayan bu.
Hoş olmayan da...
Bu da bence.
***
Galatasaraylıların çoğunlukla olduğu Kore-Japonya'da ki Dünya Kupası'nda ağabeylerden biri gol attı.
Mustafa İzzet de sevinen gruba katılmak istedi.
Almadılar aralarına.
Önce anlamadı.
Ağabeyler kendi aralarında sevindikten sonra çağırdılar garibimi.
Yine anlamadı.
Hala da anlamamıştır.
***
Galatasaray seyircisi bazen neredeyse, futbolcusu gol atmasın diye dua ediyor.
Abarttım tabii.
Santrforlar da abartıyorlar.
Ve…
Galatasaray'ın santrforlarının hikayesi karışık.
O hikayelerden oluşan Galatasaray Futbol Takımı'nın hikayesi de.
***
Galatasaray'ın tüm santrforları, golü kim atarsa atsın, hep beraber ona gidebildiklerinde, 18'in dörtte birinde sorun bitmiş olacak.
Kalan dörtte üç de rahatlayacak.
Ya da…
İkişer ikişer gidiyorlar…
Farkındalar mı?
Ampute Milli Futbol Takımı
Alev'le beraber Lig TV'de Ampute Milli Futbol Takımı'nı ağırladığımızda "maçlarınız yayınlanmıyor, bunun kıymetini bilin" dedim.
Şaşırdılar.
Öyle ya…
Bildikleri sistemde, istedikleri taktikle oynuyorlardı.
Ne karışan vardı ne konuşan.
* * *
Antalya'da, Dünya Şampiyonası var.
Ampute Milli Takımı'nın maçları yayınlanıyor televizyonda.
Önce İngilizler'i, sonra Fransızlar'ı yendiler..
Çok başarılıydılar.
Ve…
Dün Rusya'ya yenildiler.
Ve…
Yandılar.
Bence.
* * *
Biri kaleci 7 kişi Ampute Takımları.
Şimdi bizimkiler başlarlar konuşmaya
Yok 2-1-2-1 oynamalılar.
Yok 3-2-1…
"1-1-1-1-1-1 oynamalıyız" diyen de çıkacak.
Yok, gerideki ikilinin önünde bu oynar, yok öndeki ikilinin gerisinde şu oynar…
Yok filan falan, yok falan filan.
Allah kolaylık versin.
Valla billa…
Önce hocalarına.
Sonra futbolcularına.
Ve…
Görecekler günlerini.
Ve…
Bu ülkede ne kadar çok ampute futbolu uzmanı olduğunu görecek bu dünya.
Sİvasspor
Turkcell Süper Lig'in, en az parası olan takımı Sivasspor.
Bu ligin, bu şartlarda en başarılı başkanı da Sivasspor'un başkanı.
Önde olmayı sevmiyor.
Teknik direktörünü her fırsatta öne çıkarıyor.
Onu yıldız yapan o.
Teknik direktörde futbolcularını öne çıkarıyor.
Sivas 11'i, yıldızı parlayanlarla dolu.
Ve… Başkan ve teknik direktör, yıllardır beraberler.
Sivas'ın başarısındaki en büyük etken bu.
Ve anahtar kelimeler…
İstikrar ve sabır.
Bu yıldızlara bu kadar seyirci
Galatasaray UEFA Kupası'nı aldığında, yıldızı Florya'ydı.
Başrolde Florya'dakiler vardı.
***
Futbolcular ara ara, karizmatik teknik direktör Terim'in bile önüne çıktılar.
O Terim ki "yönetimin önüne çıktı" diye eleştiriliyordu.
Anlayın Florya'daki afrayı tafrayı.
* * *
Kaleci Taffarel ve Florya'ya getirdiği aile havası…
Diplomat Popescu, fenomen Hagi.
Yetmediyse…
Hakan Şükür.
O da yetmediyse…
Orta sahada ki müthiş bücürler ve diğerleri…
Hepsi "seçilmiş"ti.
* * *
Kimine göre Terim olmasa onlar olmazdı.
Kimine göre de onlar olmasa Terim olmazdı…
"Faruk Süren olmasa ne olurdu?" diyen bir kişi çıkmadı.
Onun farklılığı da burada ortaya çıktı.
Arkada kalabilmeyi başardı.
O olmasa olur muydu sizce?
***
Gerets'in şampiyon olduğu sene, Florya yine başroldeydi.
Başrolde sadece Gerets ve futbolcular vardı.
Ve Florya'nın sihiri.
Ortada ne para vardı ne pul…
Ne de yönetici.
Şampiyonluk böyle geldi.
***
Sonra Adnan Polat geldi
Sonra öne geçti, sonra en öne.
Sonra Adnan Polat, Adnan Sezgin'i öne itti.
Kendi yıldızlarını parlatırken, Gerets ve futbolcuların yıldızlarını söndürdüler.
Sonra şampiyonluk gitti.
***
Mesela…
O üç yönetici, takımın başında Terim varken soyunma odasına inmezdi.
İnemezdi.
İnmeyi akıllarından bile geçirmezdi.
***
Kalli'ye karışmamışlarmış…
Ne fark eder?.
O havayı veriyorlar ya.
Kurnazca.
***
Şu anda en önde Adnan Polat var.
Sonra Adnan Sezgin.
Sonra Feldkamp, sonra da futbolcular.
Florya'daki, herkesin gıtta ettiği o sihiri, kendi yöneticileri yok etti.
Mesela…
Florya'nın yıldızının Lincoln olması lazım.
Mantıken.
Kalli'nin onu ne hale getirdiğini gördünüz.
O Kalli'yi de iki Adnan Bey'in Antep'de ne hale getirdiğini.
* * *
Galatasaray, ilk defa evinde seyircisiyle oynadı.
8 bin kişi mi ne vardı?
4 bini filan da kombineli.
Galatasaray'ın, bu günlerde iki yıldızı Adnan Polat ve Adnan Sezgin…
Onlara bu kadar seyirci geliyor.
Azmı?
Niye şaşırıyorlar?
bilgingokberk@mail.com

Cafe