Düğün mü cenaze mi?
Gelin, kötü senaryodan başlayalım. Soru şu; A Milli Takım bu akşam Norveç maçını kazanamazsa ne olur ve sonuç kimleri, nasıl etkiler?
Bir; Fatih Terim Çarşamba günkü Bosna müsabakasında son kez milli takımın başında sahaya çıkar, sonra avukatlarını federasyona gönderir ve tatil için menekşeler diyarına uçar.
İki; Terim'in içi sızlayarak da olsa tribüne gönderdiği bazı futbolculara milli takım kapısı tamamen kapanır!
Üç; 2002 Dünya üçüncülüğünden sonra hızla ivme kaybeden Türk futbolu üst üste 3. büyük uluslararası organizasyona da seyirci kalır ve sıradanlığı tescillenir.
Dört; bu en önemlisi, galibiyet dışındaki her sonuç futbolumuzda pek çok taşın yerinden oynamasına, değişim için sabırsızlanan dinamiklerin harekete geçmesine yol açar.
Ve Haluk Ulusoy federasyonunu bitirecek geri sayım başlar.
Şimdi de iyi senaryoya bir göz atalım.
Soru şu;
Bizimkiler bu akşamki finali kazanırsa ne olur ve sonuç kimleri, nasıl etkiler?
Bir; her yılın 17 Kasım'ı "Oslo Fatih'leri günü" olarak kutlanır.
İki; Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy'un 2002 yılında futbol tarihimize bronz harflerle yazılan adı, bu kez gümüş sözcüklerle süslenir. (Altını 2010 Dünya şampiyonasına...) Muhaliflerin sesi kesilir, Ulusoy en az Haziran ayına kadar koltuğunda gerine gerine oturur, sonrası keyfine kalır.
Üç; bunca badireye göğüs gerip büyük bir fedakârlık örneği gösteren (!) yönetim kurulu üyeleri, destanın bir parçası olanak anılır.
Dört; bir kaç gün önce "Yenemezsek gereğini yaparım" diyen Fatih Terim "N'olur kal hocam" yalvarışları arasında apoletlerine bir yıldız daha taktırır. Muhtemelen maaşı ikiye katlanır.
Beş; hocanın yardımcılarına gelecek sezon Süper Lig'de teknik direktörlük yolu açılır.
Altı; artık emekliye ayrıldığını sandığımız isimler, Avusturya - İsviçre organizasyonunda milli takım oyuncularına "ağabeylik" yapması için kadroya alınır.
Yedi; bu en önemlisi, zafer sarhoşluğundan ayılıncaya kadar futbolumuzun dağ gibi büyüyen sorunları unutulur, halı altına süpürülmüş pisliklerle yaşamaya devam edilir ve bu milli takım, bu teknik direktör, bu federasyon başkanı ulusal kahraman ilan edilir!
Tabii bunların hepsi bir şartla olur;
Hiç hesaba katmadığımız, bize ilk çelmeyi atan Bosna'yı da yenebilirsek!
Tombaladan Yusuf çıktıDenizli-Trabzon maçı ekrandan naklen yayınlanmasa, Yusuf Şimşek'i izlemeyi aklının ucuna getirmeyen Fatih Terim ve yardımcıları acaba üç dakikalık haber görüntüleriyle deneyimli oyuncuyu yine de milli takıma çağırır mıydı?
"Evet" yanıtı hiç inandırıcı olmazdı.
Biliyoruz ki onlar bu maçıYusuf'u değil, listelerindeki Trabzonsporlu futbolcuların performansını görmek için seyretti.
Norveç ile Bosna Hersek sınavlarının 40 kişilik genişletilmiş kadrosunda bile düşünülmeyen Yusuf'un apar topar Estonya uçağına yetiştirilmesi ve vizesinin gümrük kapısında alınması bunun kanıtı.
Anlamı ise "ya hep ya hiç" dediğimiz bugünkü maç öncesi milli takım kurmaylarının yaşadığı sıkıntı ve çaresizlik!..
Defalarca yazdık ve savunduk.
Yusuf Şimşek Türk futbolunun yetiştirdiği en önemli yeteneklerden biri. Her takıma özellikle milli takıma büyük katkı sağlar.
Ancak milli formayı ilk ve son kez 10 Aralık 2003'te, 28 yaşında, İskoçya'ya karşı A2 takımında giyen deneyimli oyuncunun bugüne dek Ersun Yanal ve geçen haftaya dek Fatih Terim tarafından fark edilmemiş olması ilginç!
Yusuf bu akşam oynama şansı bulabilir.
Kimbilir, belki de torbadan çıkıp kurtarıcı olabilir.
Milli takım kurmayları da yaptıkları tercihle övünüp, gurur duyabilir!
Aksi olursa mı?
O zaman zaten haklılar demektir!..
Ahh İlhan abi ahh
İlhan Cavcav Oftaşspor'u satma fikrini ciddi biçimde gözden geçirmeli.Nedeni çok açık.
Gençlerbirliği son yılların en kötü sezonunu yaşarken, Oftaş'ı elden çıkarıp, gelecek yıl Süper Lig'de hiç olmamak da var!
Oftaş'ın şu ana kadar sergilediği performansla küme düşme tehlikesinden uzak kalacağı ortada. Mütevazı kadrosu ve genç teknik direktörüyle bu pekala mümkün.
Ya Gençlerbirliği?..
12 haftada sadece 9 puan toplayabilen, 3 teknik adam değiştiren, oynadığı futbolla hayal kırıklığı yaratan "Ağabeyin" durumu hiç içaçıcı değil.
Hele bu berbat fikstürle, ilk yarının kalan 5 maçında 6 puan toplaması bile mucize. Sonrası daha da zor.
Kimse kızmasın, darılmasın.
Üç yıl önceki "efsane" takımdan bugün geriye bir enkaz kaldıysa ve şimdi Gençlerbirliği'nin küme düşüp düşmeyeceği konuşuluyorsa, bu çarpık tablonun sorumlusu yanlış tercihlerde bulunan başkan ile onun her dediğine kafa sallayan yöneticilerdir.
Felaket tellallığı yapmıyorum.
Sadece şeytan dürttü.
Ve aklıma birkaç yıl önce Kayserispor ile Kayseri Erciyespor arasında yapılan takiye geldi!
Umarım Cumhuriyet tarihi ile yaşıt bu kulüp böyle bir maskaralığa alet olmaz.
Ve umarım ülkenin en seçkin, en centilmen bir avuç taraftarının yüzü bu nedenle kızarmaz.
Vekile ceza olur mu?
Milletvekillerimize bundan böyle parti propagandaları ve mitinglerini futbol sahalarında düzenlemelerini öneriyorum.
Garantisi var. Hem daha çok dikkat çeker, hem futbol üzerinden politika yapar, hem de bol bol alkış alırlar.
Anımsarsınız, 2 ay önce Avni Aker Stadyumu'nda AKP milletvekili Kemalettin Göktaş Trabzonspor'un haklarını korumak adına Trabzonspor'un ceza almasını önemsemeden bir basın toplantısı düzenlemişti.
Federasyona, hakemlere, disiplin kuruluna ve MHK'ye veryansın edip önüne geleni fırçalamıştı.
Göktaş'ın şovu maçın iki temsilcisi tarafından rapor edilmiş, Trabzonspor Kulübü de Disiplin kuruluna sevk edilmişti.
Bordo-mavili kulübün ben diyeyim 30, siz deyin 50 bin YTL'lik gereksiz bir para cezası alması kaçınılmazdı.
Talimatlar çok açık, yaptırımı belliydi.
Sonra ne mi oldu?
Komik bir şey oldu.
Vekilin 5 maçlık seyircisiz oynama cezası nedeniyle eleştirdiği o Disiplin Kurulu, söz konusu eylemin cezai bir sonuç gerektirmediği kanaatine vardı!
Yani ofsayta düşen vekil olunca, beyler cesaret edemedi.
Daha açık bir ifadeyle kıvırttı.
Tıpkı federasyondaki yöneticileri gibi!
cersen@milliyet.com.tr

Cafe