
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
PKK tünelleri
PKK, Türkiye coğrafyasına uzanan tüneller açmış. Bu tünellerden de sızarak saldırıyor, baskınlar yapıyor. Sonra, aynı tünellere girerek Irak tarafına geçiyor.
Olabilir mi?
Mümkün...
PKK vurup kaçtıktan sonra izleniyor, etrafı çevriliyor, sınırın öte tarafına geçebileceği bütün geçitler tutuluyor...
Su olsa buharlaşıp uçamaz. Çünkü tepede de helikopterler var.
Ama... Sık sık, ansızın yok olabiliyor.
Sağlam kaynak
Bunları çeyrek yüzyıldır tanıdığım, "çok özel" bilgiler aldığım, dostu olmaktan da onur duyduğum bir kaynaktan dinledim.
O, yıllardır, dışarıda kurulan tuzaklardan Türkiye'nin teğet geçmesinde, lobiler üzerinde etkili, uluslararası ilişkilerde güvenilir bir kişilik...
Bugünkü iktidar dahil, gelmiş geçmiş bütün hükümetler onunla istişare eder.
Birkaç kez başbakanların odasında onun gözlemlerini, izlenimlerini, temaslarını ve önerilerini yansıtan raporlar gördüğümü anımsıyorum.
Tünel konusunda bir ilginç örnek de dinledim... "I. Körfez Savaşı öncesinde Kuveyt'i işgal eden Saddam, bazı özel birliklerine, Irak topraklarından Kuveyt'e açılmış gizli tünelleri kullanarak harekâtı başlatmış.
ABD'nin geç uyanmasının nedenlerinden biri de bu..."
Bunları elbette kanıtlayacak durumda değilim. Sadece referansın saygınlığına ve güvenirliğine dayanıyorum.
Tünelden geçişler ABD'nin havadan görüntüleme istihbaratıyla saptanamaz.
İkisi arasında bir yakınlık paraleli kurmuyorum ama bir yöntem olarak örnek vereyim... Saraybosna Havaalanı'nın altında Müslüman Boşnaklar uzun bir tünel açmışlardı.
Etrafı kuşatan Sırp güçlerine ve onların keskin nişancılarına görünmeden bu tüneli kullanarak Saraybosna'ya yiyecek ve silah geçirdiler. Tünel hâlâ var. Müze olarak ziyaret ediliyor.
U2'lerle ve diğer bazı özel aygıtlarla coğrafyanın yüzeyi gözleme alınabilir.
Ancak... Tüneller için ayrıca emek yoğun özel tarama gerekiyor.
Sınır ötesine harekât elbette bir "terminatör (yok edici)" eylemi değildir. Fakat... Psikoloji dahil çok boyutlu yararları da dikkate alınmalıdır.
Yapılıp yapılmayacağı, zamanı, hedefleri, süresi, koşulları bu satırların yazarının uzmanlık alanı değildir.
O nedenle... Ne savaş davulları çalmanın yararına inanırım, ne de gerektiğinde yapılacak bir harekâtın moral katsayısını örseleyecek olumsuz tavır koyarım. Bu konuda benim kafamda da bazı flu soru işaretleri yok değildi.
Org. Başbuğ'un KKTC Büyükelçisi'nin davetinde şu söylemi o soru işaretlerinin pek çoğunu yanıtladı: "'24 harekât yapıldı da n'oldu? 25.'si neye yarayacak?' diyorlar. O harekâtlar sonucudur ki, PKK'nın silahlı gücü 5 binde kaldı. Oysa onların hedefleri, bu süre içinde 50-60 bine yükselmekti."
Net bir cevap bu.
Güvenlik güçlerimize, şehitlerimize, gazilerimize haksızlık yapılmasın.
Bundan önce de DTP'nin soyağacındaki partiler aynı süreçten geçmişti.
Kapatıldılar...
Şimdi dönüp dolaşıp aynı yere mi gelmek... yoksa farklı bir pencereden mi bakmak zamanıdır?
DTP'nin özellikle son haftalardaki söylemleri, kararları, yeni yönetimleri ile görüşlerim arasındaki açı daha da genişledi.
Ne var ki... Demokrasinin bağışıklık sisteminin gücüne zaman tanımak gerek.
Siyaset sistemindeki bu yeni organın bünyeye uyumu için çaba göstermek, onu anayasal düzene kazanmak için sabır gerekir. Tıpta bile "agresif tedavi" yöntemi olan "ameliyat" son çaredir.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

Cafe