
M. Ali BİRAND
"Karar alıcıları rahat bırakın"
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Başbuğ, Perşembe akşamı KKTC'nin 24. yıldönümü davetinde son derece önemli birkaç noktaya değindi. Başbuğ'un genel yaklaşımına önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı olarak değineceğim, ancak bugün dikkatimi özellikle çeken birini vurgulamak istiyorum. Zira Kanal D'deki yorumlarında ve bu köşede aynı görüşleri paylaşıyorum.
Kara Kuvvetleri Komutanı'nın Türk toplumundan beklentisi.
Sadece Başbuğ değil, Başbakan da aynı şikayetleri tekrarlıyor. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Bu eleştirilere kulak vermemiz gerekir. Sadece "bizim işimiz haberciliktir" deyip, işin içinden çıkamayız.
Org. Başbuğ¸ "artık uygulama sürecine girdik, karar alıcıları rahat bırakın ki, işler sağlıklı yürüsün" diyor. Herkesin kendi işine bakması gerektiğini söylüyor.
Başbuğ'un ricası, politikacılara, emekli asker veya sivil uzmanlara ve medyaya yönelik.
Son derece haklı...
Kimi "neden hala duruyoruz?" diyor.
Kimi siyasi iktidarı, kimi komuta kademesini yerden yere vuruyor. Bizler de (medya), hangisi doğru hangisi yanlış demeden, önümüze gelen her haberi veriyoruz. Kamuoyunun kafasını karıştırıyor, insanları deli ediyoruz.
Yorum yapalım, eleştirilerde bulunalım. Ancak sürekli savaş tamtam'ları çalmaktan da artık vazgeçelim.
Ne dersiniz?
İşte bu dünya'ya yeni bir kardeş girdi.
Ahmet Altan, Alev Er, Yasemin Çongar gibi isimlerin kaptanlığındaki "TARAF", tanıdığımız önemli imzaları bir araya topladı. Sayfa düzeni değişik. Benim çok hoşuma gitti.
Siyasi görüşlerine ister katılın, ister katılmayın, ancak TARAF bugünkü ortama bambaşka bir renk ve çok farklı bir bakış getirdi.
Hoş geldi.
Hem bir kadına, hem başkanı olduğunuz kuruma zarar veriyorsanız
TÜRSAK'ın Başkanı Engin Yiğitgil'den söz ediyorum.
Hem sanatçı bir sima olarak ortaya çıkacak, hem çalıştığı kişilere kötü muamele edecek, hem -tanıklar önünde- Nimet Demir'e saldıracak, sonra da "Hiç böyle bir şey olmamıştır. Demir, M.Ali Birand'ın oğlunun ortağıdır, Rıdvan Akar'ın baldızıdır. Bundan dolayı medyadan yandaş bulmaktadır" diyecek.
Yooo Engin bey, bu işler o kadar basit değil.
Evet, Nimet benim oğlumun ortağıdır. Evet, saygın bir gazeteci olan Rıdvan Akar'ın baldızıdır. Ancak bütün bunlar, Engin bey tarafından tartaklanmasını önlememiştir. Ayrıca, ne ben ne de Rıdvan Akar, bir tek gazeteciye bu konuyu açmadık. Varsa biri, ismini verin yeter.
Üstelik Nimet Demir'in buna ihtiyacı da yoktur.
Demir, basında tanınan, kültür-sanat dünyasının sevdiği bir isimdir. Ayrıca o, medyaya ve medya da kamuoyuna olayı yansıtmanın ötesine geçmemiştir. Yazılanlardan her biri de doğrudur.
Niçin medyanın bu olayla ilgili haber yapmasının altında başka nedenler varmış gibi göstermeye çalışıyorsunuz?
Bir kültür merkezinin ortasında Yiğitgil'in Demir'e saldırması, küfür etmesi ve güvenlik görevlilerine "Ben Başkanım,atın bu kadını dışarı" diye emir vermesi haber değil midir?
Nimet Demir'i destekleyen ve Yiğitgil'i kınayan açıklamalar, eleştiriler haber değil midir?
Bir kadının, bir sinema festivalinin başkanlığını yapan bir kişi tarafından hem hırpalattırılır hem de hırpalanırken kollarının morarması, bunun sonucunda "travmatik durumlar" yaşaması ve bunun doktor raporuyla saptanması haber değil midir?
Üstelik Nimet Demir, istese hergün gazetelere ve tv'lere konuşabilecekken ve bu konuda çok teklif ve talep aldığı halde konuşmuyorken, Yiğitgil'in kendisi ve yakın çalışma arkadaşlarıyla TV'lerde beni dahi suçlamaya kalkması, üstelik bunu bir rant paylaşılması iddiasına dönüştürmesi tek kelimeyle ayıptır.
Nimet Demir, olayı başkalarından duyan gazetecilerden bile bir hafta boyunca kaçarak konuşmadığı halde, önce Engin Yiğitgil'in bir suçlu telaşıyla konuşması, TÜRSAK'ın gerçekleri tam anlamıyla çarpıtan açıklaması ve Yiğitgil'in özür dilemek yerine, hem suçlu hem güçlü gibi konuşması, beni de isyan ettirdi.
Kimse, kimseye şiddet uygulama hakkına sahip değildir.
Bir kadına şiddet uygulayan cezasını çekmelidir.
Kimse kendi işlediği suçu görmeyip, suçun konuşulmasına, yazılmasına başka nedenler aramasın.
Engin Yiğitgil, hiç değilse, utancını göstermeli veya istifa gibi onurlu bir yaklaşımı benimsemiyor ise dahi, susmalıdır.
Bu uygulamaya göre, THY'da Business class veya first class uçan yolcular ayrı bir pasaport kuyruğundan geçebiliyorlar. Ekonomi yolcuları ise ayrı kuyruk yapıyorlar. Doğal olarak, özellikle yoğun saatlerde, ekonomi yolcuları uzun kuyruklar oluşturup beklerken, diğerleri ellerini kollarını sallayıp kolayca geçiveriyorlar. Hakkaniyete, eşitliğe, hatta anayasaya aykırı olduğu ileri sürülüp THY protesto ediliyor.
Hayatım uçak yolculuğu ile geçtiği için, dünya'nın belli başlı büyük havaalanlarına çok uğradım. Bu uygulama birçok havaalanında var.
Ne eşitlik, ne de hakkaniyet sorusu soruluyor. THY gibi ticari amaçlı havayolları daha fazla business ve first class bilet satabilmek için, nasıl uçaktaki koltukları genişletiyor, hatta yatak gibi uzatıyor, ayak boşluğunu arttırıyorsa, milli havayolları kendi havaalanlarındaki iniş ve çıkışlarda da özel gişeler açıp hizmet veriyorlar. Yolcuları bu sınıflara özendirmeye çalışıyorlar. Zira ekonomi sınıfında bilet, örneğin 500 dolar ise, aynı mesafeye business 1500-200, first class 2500-3000 dolara kadar çıkıyor.
Bunca para veren de, daha fazla konfor, daha çok kolaylık istiyor.
THY'nı birçok nedenle eleştirebilirsiniz, ancak eleştiremeyeceğiniz tek uygulaması, özel pasaport geçişleridir.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

Cafe