Sadece tembellikten kurtulduk
Israrla tekrarlıyor, üstünde duruyorum. Çünkü durumu en iyi detaylar anlatıyor. Grupta 11 gol yemişiz. 3'ü taçtan. Bir takımın yediği 11 golün 3'ünün penaltıdan gelmesi bile önemli bir veridir. Taçtan olunca bu önem daha da artıyor. Bundan taçları karşılayamıyoruz sonucunu çıkarmayın. Bu organizasyon sorununu anlatır. Geri kalan gollerden 5'i duran toplardan. Bu sahnede atılan gollerin duran toptan delme oranının yüzde 25 ile 30 arasında seyrettiğini biliyoruz. Bizde bu oran yüzde 72. Bunun sebebi ne? Organizasyon zaafı, koordinasyon eksikliği, amiyane tabirle tembellik!Yine taçtan bir gol yememize rağmen cumartesi akşamki oyundan bizi en çok sevindirmesi gereken de bu yöndeki gelişme zaten. Yenik duruma düşmemize rağmen organizasyonu daha da güçlendirebildik ve bu bile yetti. Onlar mı İskandinav, biz mi karar vermek zordu! Onlar tembelleşti, biz çalıştık ayakta kaldık!
Hamit, Arda ve Semih gibi, takımlarının formda oyuncuları, kötü oynamasına rağmen, İbrahim Kaş'ın kötü bir 16 dakika geçirmesine rağmen (gole yol açan taçlardan onun kanadından 8 tane yedik o oyundayken) ayakta durmayı becerebildi takım. Hatta daha da güçlü bir şekilde.
Kabul edelim yapabildiğimiz aslında sadece buydu. Ceza sahası içinden kaleye top vuramadan bitirdik maçı. 3 isabetli şut atabildik ve 2 gol bulduk (eğer Norveçli olsaydınız bugün sadece kaleciyi suçluyor olurdunuz. Ki, onlar da böyle yapıyor).
Ama rakibi mümkün olduğunca kendi kalemizden uzak tuttuk. Onların beraberliğe razı oluşu da işimizi kolaylaştırdı. Ne olursa olsun bu organize ve sert oyun sayesinde sadece 2 kontratak şansı verdik. Emre ve Marco'nun, ilki hücuma, ikincisini savunmaya dönük sağlam oyunları, Gökhan'ın cesur değil neredeyse küstahça (kelimenin tam anlamını değil rakibi ezen bir cesaretten bahsediyorum) çıkışları, Nihat ile Volkan'ın çok güvenli oyunları temeldi. Hakan, Servet ve Emre'nin standart, sert ve soğukkanlı savunmalarını da unutmamak lazım.
Takımın tamamı iyi oynamadı yani, çok iyi olan ise Gökhan ve Emre'yi sayabiliriz. Ama bu kadarla bile oldu, hedef bulundu.
Şimdi bu oyunu abartmak hem yarın, hem de sonrası için çok yaralayıcı sonuçlar çıkarabilir ortaya.
Büyük futbol oynamadık!
Çok iyi de oynamadık. İyi mi oynadık? Emin değilim.
Ama nihayet soğukkanlı, rakibi zorlayan, rahatsız eden bir futbol sahada vardı. Yunanistan maçında takımlarında yedek, ama kendilerine gereksizce güvenen oyunculardı sahada var olan. Bu kez takımlarında parlayan Emre, Nihat vs. ve iyi olunca ödülendirilenlerden kuruluydu takım: Yusuf, Semih, Gökhan, Hakan.
Daha dün herkesi yuhlayıp sadece Marco'yu alkışlayan seyirci de bunu anlatıyordu zaten.
Yatmayın! Yılmayın, mesnetsiz güvenden, kendinizi önemsemekten vazgeçin!
Çalışın, uğraşın, güvenle oynayın ama kendinizi değil işinizi önemseyin!
Hepiniz!
Değiştiren detaylar
Yunanistan maçından 4 oyuncu vardı sahada.
Gökhan oyuna girdikten sonra takımın tamamı kulüplerinin ilk 11 oyuncuları oldu.
Yunanistan maçının 2. yarısında orta sahamızdan 3 oyuncu takımlarında oynamayan futbolculardı. O Emre'yle, o günden bu yana sürekli oynayan Emre aynı oyuncu mu Allah aşkına!
Servet, Toraman, Gökhan... Birer birer değerli savaşçılar. Yanlarında tecrübeli bir organizatöre ihtiyaçları var. Aşık bu adam mıdır? Aslında tam değil, ama halihazırda aktif Türk oyuncular arasında bu işi yapabilecek bir tek o var. Yani Emre'nin yanında Toraman, Servet ve Zan oynayabilir. Eğer 2008'e gideceksek kadroya yazılacak ilk oyuncu Emre. (Ama lütfen yüreğimizi ağzımıza getiren o penaltı kokan çekmeler, sarılmalar bitsin)
Gökhan'ın sırrı
Gökhan Gönül'ün çıkışı, Hasan Şaş'la, Arda'yla benzerlikler taşıyor. Dalıyor rakibi karşısına alıyor. Dışa yönlenip içe dönüyor. Bilekleri sağlam, ama genelde hep aynı planı uyguluyor. Bunu çözecekler. O yüzden fazlasını yapması lazım. Orta kalitesi iyi, duvar paslaşmalarını iyi yapıyor. Ama mükemmelleştirmek lazım. 5 haftalık çıkış ve 5 sene bunu ekmeğini yeme klasiği umarım bu kez gerçekleşmez.
Umur Talu'dan gelince
Allah'a şükür yazan çizen, atan tutan, saydıran, hakaret edenim çok... E eleştiriliyorsan eleştirileceksin. Ben yazarken kelime seçmeye dikkat etsem de karşıdakinin böyle bir güdüsü olmayabilir. Ne yapalım kader? Cevap vermiyorum bunlara. Ama hergün okuduğun, görüşlerine değer verdiğin, "usta" saydığın Umur Talu'dan eleştiri gelince açıklama zorunluluğu doğuyor. Geçen hafta Stadyum'da, R. Carlos'un yan hakeme su atması konusu konuşulurken, bayağı güldük. Durum komikti çünkü.
Nedense gülmek futbola yakıştırılmıyor, sert olmalı!
Neden gülündüğüne gelince:
1- Ömer Üründül hoş bir durum esprisi yaptı. "Su böyle mi atılır?" diye.
2- Komik ve gülünmesi gereken ve de gülünen, hakemin sulu saldırıya maruz kalması değil, bunu görmezden gelip, Carlos'u attırmayıp, sonra da çocuk gibi elini sıkmamasıydı.
Güldüm bunlara, pişman da değilim. Diğer yandan Allah'a şükür çok güler, kahkaha da atarım. Ama hiç kikirdemedim!
Gurbetçilerin sıkıntıları
Gurbetçilerle Milli Takım'ın kucaklaşmasında zaman zaman özekllikle de Almanya'da sorunlar yaşandığı oluyor, kabul! Büyük kaos yaşanıyor çoğu zaman.
Ama 500 kilometre yol kat etmiş insanlarla iki fotoğraf resim çektirmenin, bir imza vermenin bir yolunun bulunması gerekiyor. Büyük bir aldatılmış duygusuna kapılıyor küçücük çocuklar. Cuma günü Oslo havaalanındaki isyanı anlatamam size.
Bir başka önemli konu ise. Milli Takım'ın maçlarını veren kanalların Avrupa haklarını da satın alması. Bunu çoğu zaman yapmadıkları için gurbetçiler bu maçları seyredemiyor. Bir baba şöyle feryat ediyordu cumartesi günü: "Çocuklarıma Milli Takım'ı seyrettiremiyorum. Alman Milli Takımı'nı tutuyorlar!". Bunları gözardı etmemek lazım!
mdemirkol@milliyet.com.tr

Cafe