
Taha AKYOL
Objektif
Liberal bir yargıç
PARTİ kapatma konusundaki Anayasa Mahkemesi'nin kararlarını araştırırken, yeni Başkan Haşim Kılıç'ın çeşitli konularda ilginç görüşlerine rastladım.
"Zinadan doğan çocuk" sorunu mesela... Böyle bir çocuk biyolojik babası tarafından tanınabilir mi, yani babasının nüfusuna yazılıp miras haklarına sahip olabilir mi?
İçtihatlardan oluşan İslam hukukuna göre, zina ürünü çocuk, biyolojik babası tarafından tanınamaz, hukuki nesep (soy) bağı kurulamaz, miras alamaz!
İsviçre'den aldığımız 1926 tarihli 'Türk Medeni Kanunu'nun 292. maddesinde de aynı hüküm vardı!
Demek ki, eskiden anlayışlar öyle imiş!
Anaya Mahkemesi bunu iptal etmiş, Haşim Kılıç iptal kararına uzunca bir 'ek gerekçe' yazmış:
"Kişilik doğumla başlayıp ölümle sona ereceğine göre, kendi ana babasını seçme olanağı bulunmayan çocuk, evlilik dışı dünyaya gelse bile anayasal haklara sahiptir... Çocuğun ana babasını bilmek, babasının nüfusuna yazılmak, bunun getireceği haklardan yararlanmak, ana ve babasından kendisine karşı olan görevlerini yerine getirmelerini istemek gibi hakları, çocuğun kişiliğine bağlı temel haklarındandır!" (Karar: 1995/5)
Bireysel özgürlük
Sayın Kılıç'ın bu satırlarında eski "ulema" içtihatları değil, bireyi öne alan liberal hukuk felsefesini görüyoruz.
Diğer kararlarında da öyle...
Anayasa Mahkemesi'nin o çok tartışmalı "367 oy" kararı! Kılıç liberal bir hukukçu olarak "seçilmişler"in cumhurbaşkanı seçmek üzere toplanmasını zorlaştıran bu karara katılmamış. Bilimsel tebliğ gibi zengin içerikli bir 'karşı oy' yazısı yazmış. (Karar: 2007/54)
Kılıç'ın görüşlerinde "bireysel özgürlükler" felsefesi ağır basıyor. "Seçilmişler"in demokrasilerdeki olağan yetkilerine özen gösteriyor, "vesayetçi" görüşlere itibar etmiyor.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni ve evrensel hukuku bir "üst norm" olarak benimsiyor.
Parti kapatma davalarında da böyle.
Ali Haydar Veziroğlu'nun Demokratik Barış Hareketi Partisi, Diyanet'in devlet dışına çıkarılmasını, din hizmetlerinin cemaatlere bırakılmasını savunuyordu. Kapatılması için dava açılmıştı. Yüce Mahkeme eski görüşünü değiştirerek kapatma talebini reddetmiş, demokrasi tarihimizde önemli bir içtihat açılımı yapmıştı. O karara Kılıç'ın yazdığı 'ek gerekçe' dikkat çekicidir.
Terör ve siyaset!
Evrensel hukuk normlarına atıfta bunan Kılıç şunları yazmış:
"Barışçı yolları amaç edinenlerin şiddete başvurmadan her ortamda düşüncelerini örgütlü ya da örgütsüz ifade edebilmeleri demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez koşuludur.... Şiddete başvurmadan bir düşünceyi açıklamaktan başka eylemi bulunmayan Demokratik Barış Hareketi Partisi'nin kapatılması için yapılan başvurunun reddi gerekir." (Karar: 1997/3)
Ve HADEP hakkında Yüce Mahkeme'nin Kılıç'ın da katıldığı kararı:
"Kimi eylemlerinin yanında PKK isimli terör örgütüne yardım ve destek sağlayarak devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiği anlaşıldığından... kapatılmasına..." (Karar: 2003/1)
Bu ölçü muhakkak ki doğrudur.
Günümüzde mahkemenin uygulayacağı yaptırımlar çeşitlendirilmeli, parti kapatılmasa da terörle ilişkili kişilere süreli siyaset yasağı koyma yetkisi Yüce Mahkeme'ye verilmelidir.
t.akyol@milliyet.com.tr

Cafe