Senin sesin ince olabilir mi Atam?
Çocuk sorar: "Senin sesin ince olur mu?" Atatürk cevap verir: "Olmaz mı?" Çocuk çok şaşırır: "Ama sen Atatürk değil misin?" tubakyol@yahoo.com
10 Kasım'larda adettir; "Atatürk yaşasaydı", "Atatürk görseydi" diye konuşmalar yapılır, birileri muhakkak "Uyan Atam", "Kalk Atam", "Diril Atam", "Gel de gör halimizi Atam" diye Atatürk'ü çağırır.Ve bu 10 Kasım'da televizyonu bir açtık ki, a ha da Atatürk. Atatürk dirilmiş, çağdaş bir lider olduğundan olacak, dirilir dirilmez de çağa hızla ayak uydurmuş, ilk iş de gitmiş İş Bankası'nın reklamında oynamış.
Sabahki törenlerde "Uyan Atam" diye seslenenler, akşam reklam filmini görünce, herhalde bir zıplamışlardır yerlerinden: "Bir şeyi 40 kere söylersen olur demiştim ben sana Numan!"
Olmayan ne?
Ses.
Atatürk'ün sesine benziyor-benzemiyor meselesi değil. Atatürk'ün sesini o kadar da bilmiyoruz. Ama Haluk Bilginer'in sesini gayet iyi biliyoruz. Şu memlekette en iyi bilinen birkaç sesten biri onunki. Nitekim reklamda Atatürk konuşmaya başladığı anda, sesin peşine düşüp makyajın altındaki Haluk Bilginer'i aramaya başlıyor göz.
Sahibinin sesi
Reklamı yapanlar bu kadar uğraştılar da sesi hesap edemediler mi yani? Reklamda oynayan 8 yaşındaki Hakan Büyüktopçu çekimler esnasında makyajlı Haluk Bilginer'i ilk anda tanımayıp sonra sesinden kim olduğunu çıkardığında da, reklamcılar duruma uyanamadılar mı?Uyanılmayacak gibi değil.
Peki niye ses de benzesin diye uğraşılmadı?
Atatürk'ün sesi ince çünkü.
Kalın sesli biri seslendirse, "Atatürk'ün sesine benzemiyor bu" denecek. İnce sesli birini bulsalar, o seslendirse; Atatürk'e her şeyin en alasını yakıştıranlar, ince sese takılacak.
Bir savcı "kasıtlı olarak ince ses kullanılmak suretiyle Atatürk'ün manevi şahsiyetine hakaret"ten dava bile açabilir mazallah.
Daha yeni, "Atatürk hem Kurtuluş Savaşı'nı yapmış hem de iki kadını idare etmiş" diyen Seray Sever hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.
Vakit gazetesinin "Küstah sergi" diye haber yaptığı Hafriyat grubunun "Allah Korkusu" sergisini "korumaya" gelen polisler de, ikisi Atatürk korkusuyla ilgili üç afişi sakıncalı buldu.
Üf, Atatürk'e "ince sesli" dedim diye bana da dava açarlar mı?
"İnce ama çok etkileyici bir ses" demek istedim ben sayın savcı.
* * *
Göz var, izan var ne yazık ki kulak diye de bir şey var ama -yine de şimdilik en iyisi Haluk Bilginer'in kendi sesiyle oynaması...
"Haydi Abbas, vakit tamam"
İsrail Cumhurbaşkanı Peres ile Filistin lideri Mahmud Abbas, Ankara'da buluştu, Meclis'te konuştular. Peres, Cahit Sıtkı Tarancı'nın "Memleketim" şiirini okudu hatta: "Memleket isterim / Ne başta dert ne gönülde hasret olsun / Kardeş kavgasına bir nihayet olsun..."
El ele görüntüler, barış dileyen bir şiir...
Daha ne olsun?
Şöyle oldu: Cahit Sıtkı denince, Peres'in muhatabı da Mahmud Abbas olunca, bir Cahit Sıtkı şiiri daha var ki, akla gelmeyecek gibi değildi, akla geldi. Peres'in de aklına gelmiştir herhalde, içkili-miçkili bir şiir diye okumamıştır.
"Haydi Abbas, vakit tamam,
Akşam diyordun işte oldu akşam..."
"Yalnızca geçmişi hatırla çünkü onu hatırlamak zevk verir"
Bir arkadaş aradı: "Kanal D'yi aç çabuk. 'Aşk ve Gurur'un yerlisini yapmışlar kızım. Görmen lazım."
Açtım. Dans ediyorlar. Böyle göz göze falan... Gördüm.
Dizinin her sahnesinde bu kadar bariz midir esinlenme, bilemiyorum. Telefon geldiğinde film izliyorduk, diziye bakmak için filmi durdurmuştum. Hadi ben "gazetecilik sorumluluğu" ile icabında çiğ tavuk da yerim, yerli Jane Austen da izlerim, maksat size en doğru yorumu yazabileyim...
Ama sevgilimin suçu ne?
Üf ya da daha doğrusu ben belki de o kadar sorumluluk sahibi değilim, ne bileyim.
Dans daha bitmemişti, ben filme geri döndüm.
Hem bunu yazmak için dizinin tamamını da izlemem gerekmiyor. İyi bir dizi olabilir, kötü bir dizi olabilir...
Fakat niye gider de "Aşk ve Gurur"u taklit edeceğim diye milleti Antakya'da dans ettirir?
İlle de "Aşk ve Gurur"dan ilham alınacaksa, "Aşk ve Gurur"da şu da yazar mesela: "Yalnızca geçmişi hatırla çünkü onu hatırlamak zevk verir."
Jane Austen'ın romanlarından uyarlanan filmlerin başarısı niye bizim yapımcılara ya da senaristlere kendi geçmişini hatırlayıp, atıyorum bir Muazzez Tahsin Berkand romanını dizi yapma ilhamı vermez de, elin İngiliz yazarından anahatları toparlayıp, üstelik bunları uysa da, uymasa da günümüze taşıma fikri verir?

Cafe