Marco Turco
Türk Milli Takımı'nın yarısı bir Brezilyalı: Marco Aurelio. İsteyen ona Mehmet diyebilir. Ben, ona özellikle Marco diyorum. Çünkü ona Marco dediğinizde durum daha net ortaya çıkıyor. Çünkü ona 'Marco' dediğinizde bu işlerin motivasyonla, "Hadi oğlum, yürü oğlum, canım oğlum"la olmayacağını çok daha iyi anlıyorsunuz. Çünkü ona Marco dediğinizde futbolda ya da herhangi bir sporda en çok ihtiyacınız olanın ne olduğunu anlıyorsunuz.
Bunun adı görev bilinci.
Marco bu takımın formasını giymeye başladığından bu yana takımın en iyisiyse bildiğimiz her şeyin dersine yeniden girmek gerekir.
Yani Marco'yu gördükten sonra sadece futbola değil, hayata da başka bakmak gerekir!
Takımın diğer yarısına gelince: Dün yine Norveç'te olduğu gibi soğukkanlı bir ekip vardı sahada. Büyük oynamadılar, çok iyi oynamadılar, iyi mi oynadılar? Buna evet diyebilmek güç.
Ama en azından oynadılar. Paniklemeden, durumun ağırlığının altında ezilmeden...
Klasik 4-4-2'de Emre yine hücum yönünde farkı yaratandı. Kabul edelim Marco'nun takımın tamamını etkileyen dirençli ve organizatör oyunu dışında vasatın üzerine çıkabilen oyuncu yoktu. Skoru bulan Nihat, Norveç'te olduğu gibi tek pozisyonluk varlığıyla bizi yükseltti. Bu kadar!
Ve bu kadarı da yetti.
Bu tabloya baktığımızda Bosna'yı uzun süre kendi yarı sahasında tutuşumuz bizden mi kaynaklı yoksa onların turistliğinden, rahatlığından mı? Söylemek zor.
Ama ne olursa olsun! Artık 2008'de bu takım.
Bu takım derken formadan bahsim. Yoksa Marco, Emre, Hamit... Yeri garanti olan yok aslında. Direkt oyuncu yok! Yani aslında kafadan sayılacak bir takım yok. Umarım 6 ayda oluşur. Yolumuz açık olsun!
mdemirkol@milliyet.com.tr

Cafe