'Biz adam olmayız'
Muhteşem bir "klişe"dir; "Biz adam olmayız" cümlesi.
Az ve öz... Hem kalın hem yalın.
Samanyolu galaksisindeki yıldızlar kadar tekrar edilmiş olsa bile parlaklığını asla yitirmez, Cosmos'un galaksileri gibi daima asılı durur tepemizde.
İnanmıyorsanız sesli okuyun lütfen:
"Biz adam olmayız"!..
Evde, işte, kahvedeyseniz mutlaka "hıı", "yaa" nidalarıyla katılır dostlarınız.
Vapurda, otobüste, trende okuyorsanız, karşınızda oturan yabancıdan onay alırsınız.
Dudaklarını sıkar ve başını aşağı yukarı sallar hiç tanımadığınız yol arkadaşınız. İtiraz edene rastlayamazsınız.
Bu kadar olumsuz, bu kadar genellemeci, bu kadar suçlayıcı, küstah, zalim bir tespitin tartışmasız içselleştirilmesi tuhaftır tabi ki...
(Kullanmam ama çok severim klişeleri) Lakin, gün geçmiyor ki, "biz adam olmayız"ı destekleyen, belgeleyen yeni öyküler çıkmasın.
İşte bu da onlardan biri.
* * *
Hikayemiz 21. yüzyılın ilk günlerinde İstanbul'da başlıyor.
Takvimler, elektronik aletler yenileniyor ama İstanbul spor altyapısında 19. yüzyılda...
Bu satırların yazarı, varoşlarda su birikintisi içinde yatan at ölüsünün yanı başında patlak topla oynayan çocukların röportajıyla yöneticilerin tüylerini diken diken etmiş, çareler düşünülüyor.
O sırada spordan sorumlu İstanbul İl Müdürü Vedat Bayram. Tuttuğunu koparan, çalışkan, girişken bir adam. (Sadece bu özellikleri yüzünden birkaç yıl sonra genç emekliler kervanına katılacak; o da ayrı mesele) Bir ışık çakıyor kafasında:
Yarım kalmış, yapılmış çürümeye terk edilmiş, projesi var kendi yok spor tesislerini "Hayırsever iş adamlarına" zimmetlemek.
Verecekler parayı, yaptıracaklar tesisi, isimlerini yazacaklar kapıya. Tesis yaşadığı sürece, işadamı ve nesli gurur duyacak. Spor tesisi açısından en geri Anadolu kentinden daha berbat durumdaki İstanbul'un gençleri de 21. yüzyıla ayak uyduracak.
Proje'nin adı; "Yüz gönüllü yüz tesis"...
Zamanın Spor Bakanı Fikret Ünlü'den jet onay geliyor, zamanın İstanbul Valisi Erol Çakır devletin güvencesi adına protokolleri imzalıyor.
Resmen bir spor seferberliği başlıyor İstanbul'da... Bugün gençlerin spor yapabileceği alanlar, tesisler varsa o projenin katkılarıyla.
* * *
İşte o sporsever, hayırsever, vatansever iş adamlarından biri de Mehmet Karasu...
7,5 yıl Fenerbahçe yönetim kurulu üyeliği yapmış, bu ülkeden kazandıklarını bu ülkenin insanına en iyi bildiği yol olan spordan geri vermeyi hedef edinmiş bir vatandaş.
Doğup büyüdüğü Silivri Selimpaşa'da bir statla katılıyor projeye. 2500 kişilik tribünüyle, çim sahalarıyla, soyunma odalarıyla pırıl pırıl bir tesisi yapıp bitiriyor.
Karasu'nun ifadesine göre; yanına iki tane de basketbol sahası yapacakmış ama Selimpaşa'nın Belediye Başkanı Ahmet Yağcıoğlu, arsaya taş moloz yığarak engel olmuş.
Nedenini sordum sayın Karasu'ya, "Belediye başkanlığına aday olurum diye korkuyor" dedi.
"Var mı siyasi niyetleriniz"
"Ben bir partiye bile kayıtlı değilim. Siyasetle işim olmaz. Niyetim gençlerin spor yapması" yanıtını verdi.
Lakin karşılıksız iyilik kavramını bilemiyor birileri.
* * *
Bitmedi...
Selimpaşa'daki tesisin kapısında "Mehmet Karasu Stadı" yazıyor ya... Onu da kaldırıyorlar şimdi!
Belediye encümeni toplanmış, stadın adını "Kadir Topbaş" koyma kararı almış. Yani sayın İstanbul Belediye Başkanımız'ın adı.
Birkaç nesillik bir İstanbullu olarak, bugüne kadar benim görmediğim hangi üstün hizmetlerine tanık olmuşlar sayın Topbaş'ın bilemem.
Lakin, belediye başkanımızın da hakkını yemek istemem. Çok iyi yaptığı bir iş var. Enfes... Muhteşem... Her hafta biz ailece gider "döner" yeriz sayın başkanımızın Saray muhallebicisinde. Kaymaklı ekmek kadayıfı da muhteşemdir.
Peki şu stada ismini koyma işi nereden gelmektedir? Bu kadar kolay mıdır birinin yaptığı stadın adını değiştirmek. Devletin düzenlediği protokolleri delmek.
Selimpaşa Belediye Başkanı, stada ailesinden sonra en büyük yaşamsal yardımı gördüğü ebesinin adını vermek istese ne olacak?
Fena halde yağcılık kokan bir girişim. Üstelik el parasıyla. Öğrendiğime göre sayın Topbaş'ın bilgisi ve onayı dışında.
* * *
Açtım sordum Vedat Bayram'a...
"Projenizin sonuçlarına bakarsak, nitelikli dolandırıcılık sınıfına girebilecek bir ketenpere ile karşı karşıya sayın Mehmet Karasu" dedim.
Siz değil misiniz ona ve 99 başka hayırsevere "Yap adını verelim" diyen? "Siz, sayın bakan, sayın vali devleti temsil etmiyor mu"?
Yanıtını aynen alıyorum:
"Maalesef ben de anlayabilmiş değilim. Hayırsever insanların isimlerini yaptırılan spor tesislerinden silmek, silenlere ne kazandıracak onu da anlamak mümkün değil. Anlayamadığım o kadar anormal şeylerle karşılaşıyorum ki dişlerimi sıkmaktan dişlerim döküldü. TİM Başkanı sayın Oğuz Satıcının yaptığı spor müzesi bile 4 yıldır açılamadıktan sonra benim söyleyeceğim bir şey kalmadı. Bu anlayışı ancak Allah'a havale etmek ve hayırseverlerden özür dilemekten başka elimden bir şey gelmiyor".
Hayırsever'i tufaya getiren devletin özrü, siyasi bir tufa sonunda genç yaşta emekli olan devletin bürokratına kalıyor.
* * *
Bakın; dev bir sponsor projesi sponsoru aptal yerine koyan uygulamaya dönüşüp nasıl nefret ve güvensizlik kaynağı haline geliyor.
Sizin paranız olsa, devletin yardım çağrısına katılır mısınız bundan sonra?
Gördünüz işte; gelirini sadaka kültürüne bulaşmadan halkıyla paylaşmaya çalışan, yardımını bile gizli saklı yapan bir hayırsever, siyasi amaçlarla nasıl çileden çıkartılıyor?
"Aslanım" dediğiniz adamın "Bana hayvan mı demek istiyorsun" saldırısına maruz kaldığınız bu ülke, "Biz adam olmayız" gibi çok ağır, hatta terbiyesizce bir tespite boşu boşuna boyun eğmiyor, onaylamıyor...
Belgeli bu belgeli.
Türk klişesi.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe