
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
"Sıhrî" dedelik olmasa da "ırkî" dedelik var...
GEÇENLERDE Suudi Arabistan Kralı Abdullah'ın, Ankara'ya gelişinden ve otel dairesinde, bir yanına Cumhurbaşkanı Gül, öbür yanına Başbakan Erdoğan'ı alarak tarihi fotoğrafı çektirdiğini eleştirirken, Birinci Cihan Savaşı'nda, İngilizlerle işbirliği yaparak Osmanlı'ya karşı ayaklanan Mekke Emiri Şerif Hüseyin'den söz etmiştik. Şerif Hüseyin için "Bunların dedesiydi" dememizin yanlış olduğunu belirtenler oldu.
Elbette yanlıştı, "sıhrî", yani akrabalıktan gelen bir dedelik yoktu ama, "ırkî" dedelik vardır; bizim de amacımız buydu, bir köşe yazısının sınırı içinde "soyağacı", yani "secere" yanlışı olsa da...
* * *
ARAŞTIRMACI Erol Üyepazarcı, eksik olmasın, konuya açıklık getirdi, şu bilgileri verdi...
* * *
YAZINIZDA söz konusu ettiğiniz Şerif Hüseyin, bu kralın dedelerinden değildir. Şerif Hüseyin şu anki Ürdün Kralı'nın ceddidir. Bu kralla alakası yoktur. Bu kral Vehhabilerin lideri olan Abdülaziz İbni Suud'dan gelir. Şerif Hüseyin ise Osmanlı döneminde Mekke Şerifi diye adlandırılan Hz. Muhammed'in soyundan gelen kişilerdendir; bu Mekke Hicaz Valisi'nin yanında görev yaparlardı. Hüseyin, II. Abdülhamid zamanında Boğaziçi'nde yalılarda misafir edilmiş, II. Meşrutiyet'ten sonra senato demek olan ayan üyeliğine atanmış bir kişiydi. Birinci Dünya Savaşı'nda oğulları Abdullah ve Faysal ile birlikte Şam'a gitti ve İngilizlere karşı Arap kabilelerini örgütlemeyi vaat edip epeyce de Osmanlı altını aldıktan sonra İngilizlerin safına geçti. İngilizler bu ihanetine mükâfat olarak buna Hicaz Krallığı'nı, oğlu Faysal'a Irak Krallığı'nı, diğer oğlu Abdullah'a Ürdün Krallığı'nı verdiler.
* * *
ŞERİF Hüseyin Hicaz Kralı oldu ama çok eskiden beri çölde örgütlenmiş olan Vehhabilerin lideri Abdülaziz İbni Suud -bugünkü kralın gerçek dedesi olan kişi- onun üzerine yürüdü ve Şerif Hüseyin'i Hicaz'dan kovdu. Bu işte İngilizlerin Abdülaziz İbni Suud'a göz yumdukları, hatta yardım ettikleri söylenir. Yani ilahi adalet tecelli etti, ihanet eden ihanet gördü. Şerif Hüseyin önce Kıbrıs'a, sonra da oğlu Abdullah'ın yanına Ürdün'e gitti ve orada öldü. Ürdün'de iken, oğlunun askeri bandosuna Osmanlı marşları çaldırıp ağlayarak ihanetinden dolayı üzüntülerini ifade ettiği son günlerine tanık olanlarca belirtilmiştir.
* * *
ŞERİF Hüseyin'in ihanetinin ailesi açısından sonuçlarını da tarih kaydeder. Irak kralı olan Faysal, İngilizlerin bir tertibiyle ölmüş, oğlu Gazi yine tertip olduğu söylenen bir trafik kazasında yaşamını yitirmiş, onun oğlu Faysal da bildiğiniz gibi 1950'li yıllarda feci şekilde katledilerek Irak'ta Şerif Hüseyin'in saltanatı noktalanmıştır. Ürdün'de kral olan oğlu Abdullah bir suikasta kurban gitmiş, onun oğlu Tallal delirmiş ve Ortaköy Şifa Yurdu'nda uzun süre deli olarak yaşamış ve bu hastanede vefat etmiştir. Onun oğlu Hüseyin, hepimizin bildiği, Ürdün Kralı Hüseyin'dir, bir kanser hastalığına tutulmuş ve genç denecek bir yaşta ölmüştür. Şimdiki Ürdün Kralı Abdullah onun oğludur. Yani yazınızda söz konusu ettiğiniz Şerif Hüseyin'in ihaneti misliyle ilahi adalet tarafından karşılığını görmüştür.
* * *
SUUDİ Arabistan Kralı'na gelince, bu kralın cetleri Osmanlı'nın başını epey ağrıtmış, çeşitli kereler isyan etmişler, Osmanlı'nın her yıl hac mevsiminde gönderdiği surre alaylarını -bu surre alayları Mekke ve Medine halkına Padişah'ın yardımlarını götürürdü ve bu iki şehrin halkı bu alayı dört gözle bekler ve onun yardımıyla bütün yıl geçinirlerdi- vurmuşlar ve devleti uğraştırmışlardır. Vehhabi inanışı olarak Osmanlı'nın din anlayışından ne kadar farklı uygulamaları olduğuna deyinmeyeceğim ama şu noktayı belirtmeden geçemeyeceğim. Bugünkü Suudi Arabistan Kralı'nın ceddi XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde devletin başına çok gaile açmış; dönemin padişahı II. Mahmud'un emriyle Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa onun üzerine sefer açmış, ismi Abdülaziz olan bu asi yakalanmış, İstanbul'a getirilmiş ve kafası Sultanahmet Meydanı'nda ibreti âlem için kestirilmiştir. Suudi Arabistan krallarının ülkelerindeki Osmanlı eserlerine ve Osmanlı izlerine düşmanlığı -en son marifetleri Mekke'deki Osmanlı kalesini yıkıp yerine devre mülk olarak kiraladıkları inşaat oldu- cetlerinin başına gelenlere kinlenmelerindendir.
* * *
GÖRDÜGÜNÜZ gibi, "sıhrî" dedelik yok ama "ırkî" dedelik Osmanlıya karşı, bire bir aynen...
Bizim de anlatmak istediğimiz buydu zaten.
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe