Ampute Milli Takımı ve Takım Elbiseliler
Geçen hafta sonu Antalya'daydım.Ampute Milli Takımı'nın Gana'yla oynadığı maça gittim..
Keşke gitmeseydim.
Ne muazzam ve gereksiz bir baskıydı o öyle...
Ampute Milli Takımı dünya şampiyonu olacakmış.
Sanki şart.
Sanki şampiyonluk bir olmazsa olmaz .
"Koşsana be adam" diye bağırdı yanımda duran bir adam.
***
Adamın gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi.
Aklını dünya şampiyonluğuyla yemiş bitirmiş.
Siyah paltolu, siyah kaşkollu.
Lacivert ceketi, gri pantolonu var.
Kravatlı.
Siyah ayakkabılı.
Gören, akıllı, uslu biri sanır.
O şampiyonluğa ortak olacak aklı sıra...
Ve...
Protokolden biri herhalde.
* * *
"Koş" dediği adamın bir bacağı yok.
Diğer bacağıyla iki bacaklık koşuyor.
Ve...
Öyle bir koşuyor ki...
Allah'ına kadar.
Ne o, bir pozisyonda Ganalı rakibi topa bizimkinden önce yetişmiş.
İsyanı buna.
3-0 da galibiz o anda.
Ve...
Takım elbiseliden fırça yiyen adam 40 yaşlarında bir gazi. Çoluk çocuk sahibi. Futbola 30'undan sonra başlamış.
Hayata ikinci kez gelmiş.
Öyle bir koşuyor ki yeni bir hayata,
Benim diyen başaramaz.
Takım elbiseli bunun da farkında değil.
Ve...
İkinci yarıyı seyretmedim.
Gittim.
***
Bu takım, Dünya Şampiyonası öncesi Lig TV'de konuğumuzdu.
Şampiyonadan sonra da ağırlamak istedik.
Futbol Federasyonu, tüm takımı Ali Sami Yen'de ki Bosna maçına davet edince, bir "yetkili"yi aradım.
"Yetkili" diyorum, çünkü amacım ne kuruma bulaşmak ne de şahsına.
Üstelik iyi adamdır, hoş adamdır.
Temiz adamdır..
Ama...
Bu zihniyeti yazmam lazım:
Milli maç Çarşamba ya...
"Takımı bir gece daha misafir edin otelde, Perşembe programa alalım" dedim.
Durakladı.
Federasyon'un yıllık bütçesini bilmeyen yok. Düşündüğü bir takımın bir gecelik otel parası.
Vazgeçtim.
"Boş verin" dedim, "sizi Bosna maçı öncesi sıkıntıya sokmayalım."
Bir de "zaten önümüze geçmesinler" demez mi!
Valla billa.
Ve ...
Pes!
Ampute Milli Takımı'nın fiyakalarını bozmasını istemiyordu.
Kulaklarıma inanamadım.
***
Haluk Bey'i aramak istedim ama aramadım..
Maç öncesi bir de bununla uğraşsın istemedim. Olanları bilse, kendi elleriyle getirirdi takımı Lig TV'ye.
Ve...
Kraldan çok kralcılardan çekiyor, ne çekiyorsa.
***
Bu iki olay, biraz daha soğuttu beni bu işlerden. Bu dünyanın adamı değilim.
Bu işlerin de...
Galiba.
Bilgin'den...
Bugün köşemi Ampute Milli takımı'na ayırdım.
Bilhassa...
Bu bir tavırdır.
Tavrımdır...
Kendi Ampute Milli Futbol Takımı'nı rakip gibi gören yönetici zihniyetine tavrımdır.
İyi niyetli de olsa, maç heyecanıyla da olsa futbolumuzu yönetenlerden birinin aklından bu düşüncenin bir saniye bile geçmesi çok rahatsız etti beni.
Hiç olmazsa köşemde öne geçsinler.
A Milli Futbol Takımı'nın önüne.
Bir şampiyonluğun lafı mı olur?
Ampute Milli Takımının Teknik Direktörü'nün bu takıma verdiği emeğe saygılıyım.
Kazandığı başarıya da.
Ama...
Abartıyor.
* * *
Bu takımdakiler futbolla hayatlarında yeni bir başlangıç yapmışlar.
Hepsi yeniden doğmuş.
Çok başarılılar.
Çoğu futbol topuyla 30'undan sonra tanışmış.
Aileleri, çocukları var.
Aralarında kulüp başkanı olan bile var.
Bu adamlara, bir profesyonel futbolcu gibi davranması hoş değil.
Kamptaki disiplin, fenalık getirecek boyutta, önümüzden geçerken selam vermeye çekiniyordu çoğu.
Dünya şampiyonasına katılan diğer takımlar, yöresel müzikleriyle, danslarıyla oteli renklendirirken, bizimkiler bir köşede kendi hallerinde oturuyorlardı.
Streslilerdi.
Üzerlerindeki aşırı baskı, bir bakışta hissediliyordu.
* * *
Ampute Milli Takımı'ndan kimse dünya şampiyonu olmasını beklemiyor.
Hocasından da.
Dünya şampiyonluğunu kazanırlarsa fena mı olur?
Hayır.
Şahane olur.
Ama...
Kaybederlerse, hiçbir şey olmaz.
Sadece maç kaybederler.
Değerlerinden bir şey kaybetmezler.
Teknik direktör, sadece ve ısrarla bu mesajı vermeliydi onlara.
Önce onların eğlenip, oynarken zevk almasını sağlamalıydı.
Onlar azmin, sabrın, hayata tutunuşun sembolleri.
Misyonları bu.
Sadece bu.
Ve...
Türkiye'ye neler neler kazandırdılar. Farkında değil teknik direktörleri.
Hâlâ değil.
Bir şampiyonluğun lafı mı olur?
Ve...
Varsın sahada hiç kazanmasınlar.
Ve...
Tabii bence.
Tayyip Bey, Futbol, Rönesans ve TRT
Ankara'dan bir dost aradı...
En tepedekilerden.
"Ekip istememiş seni" dedi.
***
Kast ettiği TRT'nin Stadyum ekibi. "Niye gitti" diye sormuş TRT'nin en tepesindekilere.
"Ekip istemedi" demişler.
***
Mehmet'in (Demirkol) beni istediğini biliyorum.
Bu işlere girmeyeceğini de.
Yani ekibin gerisi...
Yani normal.
***
Beni istemeyen genel müdür vekili.
"Bizim milletvekilleri çok baskı yapıyorlar bana, neler çekiyorum neler sizin yüzünüzden" demişti kaç kez. Şimdi ekibin üzerine yıkıyor.
Bir sebep uydurmalıydı.
Yani bu da normal.
***
Sayın Başbakan futbola meraklı, seviyor, ilgileniyor.
Biliyorum.
Tayyip Bey eski futbolcu, futbola gereken rönesansın, başbakanlığı sırasında olmasını istiyor...
Bunu da biliyorum.
İnşallah TRT'deki futboldan başlar.
***
TRT ile anlaştıktan sonra bir program sonrası, Sayın Başbakan'a çok yakın biri arayıp "burayı BBC yapacağız, senin gibilere ihtiyacımız var" demişti, "iyi ki geldin"...
***
TRT'de çok değerli profesyoneller var.
Onlara, bizim ekibe (her şeye rağmen) kuruma saygımdan sustum bugüne kadar.
* * *
Yeni genel müdür atandı.
O'na bir mail atacağım, bağlı olduğu sayın bakana da hatta sayın Başbakan'a da.
Altı üstü bir futbol programına bile kimler kimler karışıyor, neler neler oluyor.
Bilsinler.
Rönesansa bir katkım olsun.
***
TRT devletin, milletin televizyonu.
Devlet de bilsin millet de...
Yani devamı da var.
bilgingokberk@mail.com

Cafe