Milli Takım, THY ve sponsorluk
Gururluyuz; milli takımımız Avrupa'nın en iyileri arasında. Mutluyuz; ıska geçtiğimiz iki büyük organizasyondan sonra, zor da olsa adımız finalde.Artık detayların önemi yok.
Tabii, biri dışında!
Millilerimiz grup elemelerinde yurt dışında oynadığı maçlar için nasıl seyahat etti biliyor musunuz?
Hemen söyleyelim; ülkenin tek ulusal havayolu şirketi Türk Hava Yolları'ndan kiralanan özel uçaklarla.
Dikkat edin, "kiralanan" özel uçaklarla ve ciddi paralar ödenerek.
Milyon dolarla konuşulacak kadar büyük rakamlarla.
Peki, ülkenin tek ulusal havayolu şirketinin bugün kimlere sponsorluk yaptığını biliyor musunuz?
Sırf Haluk Ulusoy Futbol Federasyonu Başkanı seçildi diye siyasi baskıyla futboldaki sponsorluğunu geri çeken THY, "Yetkili organlarının kararıyla" örneğin, dini bir cemaate hizmet sunabiliyor!
Hem de Nur cemaati'nin kurucusu Said-i Nursi anısına İstanbul'da düzenlenen sempozyuma yurt dışından katılan konuşmacılara!
Lafımız yok, onu da yapsın!
Ancak amaç hizmet, prestij ve kazanç ise;
THY'nin yetkili organlarına sormazlar mı?
Bu sponsorluklardan hangisi ülke tanıtımına daha fazla katkı sağlar?
Hangisi sponsor şirkete prestij kazandırır?
Ya da hangisinin marka değeri daha yüksektir?..
75 milyonluk Türkiye'nin Avrupa Şampiyonası finallerinde mücadele edecek A Milli Takımı mı?
Yoksa İstanbul İlim ve Kültür Vakfı mı?
Beğenmediğiniz bir futbol yöneticisini cezalandırmak adına göğsünde ay-yıldızlı bayrağı taşıyan milli takıma "mesafe koymanın" mantıklı bir açıklaması olabilir mi?
Oysa unutmamak gerek.
Bu federasyon Avrupa'dan gelen cazip sponsorluk önerilerini geri çevirdi. Bir başka ülkenin havayolu şirketinin THY'nin yapmadığını yapmasını içine sindiremedi.
Peki ya, Ulusoy'u gönderip, hükümet destekli bir yönetim göreve getirildiğinde, THY şimdilerde pek çok ünlü markanın peşine düştüğü Futbol Federasyonu'nun kapısını çalarsa!
Kurumun inandırıcılığı ve güvenilirliği zedelenmez mi?
Yoksa itibar dediğiniz şeyin, apronda deve keserek kazanıldığını mı düşünüyorsunuz hâlâ?
Emekçi dediğin
Proletarya'nın yeni tanımı: Bütün ümidini ve kurtuluşunu; İddaa, Altılı Ganyan, Milli Piyango ve benzerlerine bağlayan şans oyunları emekçisi... Lotaryadan kazanacağı büyük ikramiyelerle toplumda hâkim sınıf konumunu elde etmek için mücadele veren sosyal tabaka.
(Hakan Yaman'ın anısına)
Sevda Tepesi'ni de ister misiniz?
Yüce divanda beraat eden eski Bayındırlık ve İmar Bakanı Koray Aydın Trabzonspor kulübünü ziyareti sırasında itiraf gibi bir açıklama yapmış;" Bakan olduğum dönemde Trabzonspor sponsor arıyor, bulamıyordu. Koydum elimi taşın altına. Üç milyon dolara yakın para toplattım, aktardım kulübe. İlk kez açıklıyorum bunu, Trabzonspor için risk almaktan kaçmadım.."
Geçen hafta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2 günlük resmi ziyaret için gittiği Prag'da Türk işadamlarıyla sohbete dalmış.
Konu dönüp dolaşıp futbola gelmiş.
Başbakan, Galatasaray stadının temelinin ne zaman atılacağını soran iş adamına, "İstedikleri arsayı verdik. İş bizden çıktı. Top onlarda" yanıtını vermiş.
Bunu duyan TOBB başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu ise "Fenerbahçe'ye ayıp oldu." diyecek olmuş.
Erdoğan, "Onlar da Saracoğlu Stadı'nın yanındaki ilkokul arsasını istiyorlardı, verdik" demiş. Konuşmaya tanıklık eden Beşiktaşlı bir iş adamı "Ya biz" derken, "İnönü Stadı'nın yanındaki bir arazi işini..." yanıtını almış!
Haşaaa...
Siyasetçilerimizin dört büyük kulübe çeşitli dönemlerde yaptıkları "kıyaklardan" sonuç çıkarmaya kalkmıyorum.
Haddimize mi düşmüş?
Sadece kulüp yöneticilerinin zaman zaman diğerlerinin "kayırılmasından" şikayet edip, daha fazlası için kavga ettikleri gözümün önüne gelince...
Milletin ne yerine konulduğuna isim bulmaya çalışıyorum!
Sonra, Ankara'da AOÇ arazisi üzerine kaçak inşaa edildiği gerekçesiyle yıkım kararı alınan on milyonlarca dolar değerindeki Gençlerbirliği ve Ankaragücü tesislerini düşünüyorum.
Haaa. Kıyağın küçüğü-büyüğü olur mu derseniz?
Bence olmaz.
Kıyak kıyaktır. Daha ne versinler?
Sevda Tepesi'nde dört dönüm arazi mi?
Aman dİkkat
Beş maçlık seyircisiz oynama cezası yarın sona erecek olan Trabzonspor'da taraftara önemli bir anımsatma yapmak istiyorum.
Trabzonspor kulübüne o maç sonrası kötü tezahürat yüzünden ihtar ve para cezası da verilmişti.
Bu, şu demek;
Çirkin tezahüratın ilk tekrarında bir maç seyircisiz oynama cezası daha...
Bordo-mavili taraftarın Galatasaray sınavında çok dikkatli olması gerek.
Futbol Federasyonu'na ve hakemlere gösterilecek aşırı tepkiler, bir kez daha can yakabilir.
Yeni başlangıçlardan söz ederken, sorumsuzluğun neden olacağı beter darbelere tahammül yok.
Aman dikkat.
'Yok artık' diyesim geliyor
Beylerin acelesi var, Haziran'ı bekleyemediler.
"Rövanş öyle alınmaz, böyle alınır" gösterecekler ya.Çarşamba akşamına dek görevde kalmasını milli takımın başarısına endeksleyen Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy'a yapılmak istenen şey tam anlamıyla bu.
Rövanşı almak.
Hem de onu kendi silahlarıyla vurarak.
Demokratik yollardan.
Üzerine de FİFA-UEFA sosu dökerek.
Hükümetin sözünden çıkamayacak kulüplere ezdirerek.
Nasıl?
Dahice değil mi?
Sokaktan çevireceğiniz bir çocuk da üç-aşağı beş yukarı benzer şeyler anlatır "Ulusoy'u nasıl yersin" diye sorsanız.
Ancak işin içine "demokrasi" sözcüğü girince boynumuz kıldan ince.
Tıpkı 22 Temmuz gecesi yüzde 47'yi gördüğümüzde yaptığımız gibi.
Demokrasiyi amaç değil, araç olarak kullananlar gibi iki yüzlü, riyakar olamayız.
Lakin, futbolun neresinden geldiği, futbola ne verdiği belli olmayanların, işin ehli edasıyla futbolu yönetmeye talip olduklarını görünce dayanamıyor insan.
Ülkenin milli takımından nemalanmalarına da!
Yok artık, "O" kadar da değil demek geliyor içimden!
cersen@milliyet.com.tr

Cafe