
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Martıların heykeli
Eski zamanlarda geminin biri, rotasından çıkıp ıssız bir adanın önüne doğru kaymış.
Geminin kaptanı, nereye düştüklerini değerlendirmek amacıyla, şöyle bir göz atmak için adaya çıkmış.
Çırılçıplak, iki büklüm, ak sakalı göbeğine kadar uzamış bir ihtiyarla karşılaşmış ve hemen sormuş:
- Sen ne arıyorsun burada?
İhtiyar adam:
- Vaktiyle, demiş; unutmak için gelmiştim buralara.
- Neyi unutmak için?
- - Hiç hatırlamıyorum, unuttum.
* * *
Binbir çeşit koşullanmayla, bir ceset torbasının içine konmuş ve fermuarı da çekilmiş gibi; dünyadan koparılmak ve unutmak "merak" etmeyi...
İmparatorlar, krallar, diktatörler, Hazine'den geçinmeli "mevki sahipleri" ellerinden geleni yaparlar, tepesine tünedikleri yığınların "merak etme" ufuklarını kapatmak için.
Kimse, kendi yaşadığı dar çerçevenin ötesini fazla merak etmemeli.
* * *
Kitaplar toplatılır, filmlere sansür konur, tiyatrolar yasaklanır.
Muhsin Ertuğrul, İstanbul Şehir Tiyatroları'nın başındayken; anti-militarist eğilimli bazı yeni piyeslerin çevirisini oynamaya kalktığında, kendisine hemen bir uyarı gelirdi:
- Şimdi sırası değil Muhsin Bey.
* * *
Muhsin Bey de, incemsi sesiyle dert yanardı:
- Peki ne zaman gelecek sırası kuzum?
* * *
Atlas Okyanusu kıyılarında upuzun plajlarıyla ünlü küçük bir kent olan Povoa'da; Okyanus'a karşı sütun biçiminde yüksek bir kaidenin üstünde, kanatlarını açmış uçmaya hazırlanan bembeyaz bir martı heykeli vardı.
Martının yavruları duruyordu önünde, yanında da eşi.
* * *
Büyük Okyanus kıyılarından, Atlas Okyanusu kıyılarına ve hatta Hint Okyanusu kıyılarına kadar heykelleri "merak" ettiğinizde; yığınların da ne tür çemberler içine hapsedilmiş, yahut ne ölçüde çemberlerini kırmış olduğunu görürsünüz.
* * *
Yüksek kaideler üstünde bir egemenlik sembolü gibi duran siyasetçi heykellerine bolca rastlanan yöreler...
* * *
Afrika'da üstlerine ağ atılarak yakalanan ve birbirlerine zincirlerle bağlanan, satılık köle heykelleri...
* * *
Balzac gibi bir romancının, yahut Fernando Possoa gibi bir şairin insanları ezmeyen heykelleri...
* * *
Binbir koşullanmayla içine tıkıldığından, haberinin bile bulunmadığı bir ceset torbasından; başını azıcık dışarıya uzatarak "merak" etmek...
* * *
Göztepe'de de zaman zaman damların üstüne sürüsepet konan martılara bakarken, aklım takılıyor...
Acaba dünyanın başka bir yerinde de bir martı heykeli daha var mı?
* * *
Kartal heykelleri gördüğüm çok oldu.
Başka?
Belki, bir atmacayla, bir güvercin heykeli de vardır bir yerlerde.
Ama serçelerin, kırlangıçların, kekliklerin, bıldırcınların heykeli olduğunu hiç sanmıyorum.
* * *
Heykeller, kuşaklardan kuşaklara ya "egemenliğin", ya "beyinsel bir yaratıcılığın", ya "insan dramlarının", ya "aşkın", ya "doğallığın" mesajlarını iletirler.
Böyle bir "mesajlar" birikiminden yoksunluk; hem evrenselleşmeye karşı köstekler genç kuşakları, hem de "merak" ufuklarına duvarlar örer.
* * *
Dünkü Milliyet'te manşetten verilmiş bir haber vardı:
"İstanbul'da bir skandal olay daha
Polis dayağı yetim bıraktı"
Olay bir parkta geçmişti.
* * *
O parka, böylesi bir skandalı simgeleyecek bir heykel dikilse.
Elbet hemen birileri çıkacaktır:
- Şimdi sırası değil, diye.
* * *
O "birileri"nin de bir heykeli dikilse...
"İnsan hakları"nın, bu hakları ezmeye kalkanlara karşı korunması, biraz da böyle olur.
* * *
"Yaşam kalitesi" düşük toplumlarda, nedense bazen insanları yadırgatıyor, satırlar arasında değişik kumaşlar açmak.
Değişik kumaşlar açılmayınca da, terziler monotonluğa düşüyor.
* * *
Ve insan yoruluyor sürekli el sıkışan siyasetçiler görmekten de; el sıkışan siyasetçilerin söyledikleri üstüne, durmadan açılan fallardan da...
* * *
Atlas Okyanusu'na karşı Povoa'daki martıların heykeli, keşke bizim Fenerbahçe Parkı'nda, Marmara'ya karşı olsaydı.
c.altan@prizma.net.tr

Cafe