Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 25 Kasım 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İşçi ailelerde doğdular, parlamentoya girdiler

Danimarka'daki erken genel seçim sonucunda ülke tarihinde ilk kez iki Türk kadın meclise girdi: Yıldız Akdoğan ve Özlem Çekiç. Salı günü parlamentonun açılışının ardından yeni görevlerine başlayacak olan politikacıların biri sosyal demokrat, diğeri sosyalist partinin adayıydı

İRFAN KURTULMUŞ / KOPENHAG

Danimarka'da 13 Kasım'da yapılan erken genel seçimlerde Danimarka Parlamentosu'na ilk kez Türk kökenli iki kadın milletvekili girdi: Yıldız Akdoğan ve Özlem Çekiç. Sol blokta bulunan ana muhalefet partisi Sosyal Demokrat Parti milletvekili Akdoğan ile Sosyalist Halk Partisi milletvekili Çekiç görüşleriyle yeni yasama döneminde Danimarka meclisine renk katacağa benziyor.
İkisi de işçi ailelerinin kızı. Yıldız Akdoğan 34 yaşında. Annesi Hanım ve babası Halil Akdoğan Danimarka'nın batı ucundaki Esbjerg kentinde yaşarken, kendisi Kopenhag'da hayatını sürdürüyor. Siyasal bilimler okuyan Akdoğan, Bologna'da insan hakları, Strasbourg'da da AB politikası konularında eğitim gördü. Özellikle Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri konusunda yıllardır yürüttüğü politikayla tanınıyor. Kararlı ve ilkelerinden taviz vermeyen bir yapıya sahip. Aldığı tercihli oylarla Kopenhag gibi zor bir bölgeden dördüncü sırada seçilerek parlamentoya girmeyi başardı.
Kendini yetiştirerek parti saflarında yükselen Özlem Çekiç 31 yaşında. Ankara, Polatlı doğumlu. Mesleği hemşirelik. Devrim Ülgü ile evli olan Çekiç'in Furkan adlı 8,5 yaşında bir oğlu ve Yasmin Aze adlı henüz beş haftalık bir kızı var. Mücadeleci bir kadın profili çizen Çekiç, özellikle yoksul Danimarkalılar için yaptığı çalışmalarla ön plana çıktı.

YILDIZ AKDOĞAN
Çok sevilen bir Danimarkalı vekili geride bırakıp seçildi

Önümüzdeki günlerde parlamentodaki görevinize başlayacaksınız. Sizce hangi özelliklerinizden ötürü seçildiniz?
Bunu halka sormak daha doğru olur ama prensiplerime çok inandığım, bildiğim doğru yoldan gittiğim, dirençli olduğum ve yapamayacağım şeylerin sözünü vermediğim için seçmenlerden saygınlık kazandığımı düşünüyorum.
Bazı adayların yapamayacakları sözleri verdiklerini gördüm, ben bunu yapmamaya çok dikkat ettim. İnandığım konuları seçtim. Yani popülist konulara takılmadım. Gerçekten ben Türkiye-AB ilişkileri konusunda çok ilgi görüyorum ve senelerdir bu konu üzerinde çalışıyorum. Eşitlik, eğitim, kadın hakları ve çevre... Seçtiğim bu politik konular bugünden yarına olacak bir şey değil. Yıllardır bunların mücadelesini veriyorum.

Siyasi hayatınızın dönüm noktası ne oldu?
Cumhuriyet Bayramı'nın benim için çok büyük bir önemi var. 29 Ekim 2006 tarihinde, bulunduğum bölgede partimin milletvekili adayının ben mi yoksa rakibim Danimarkalı millevekili Lars Kramer Mikkelsen mi olacağının oylaması vardı.
Akşam Türk Büyükelçiliği'nde verilen Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna gitmiştim. Oradayken cep telefonuma gelen, "Yıldız neredesin? Milletvekili adayı sen seçildin, çabuk parti bürosuna gel" şeklindeki mesaj siyasi hayatımın en önemli anıydı.
Bu çok önemli bir dönüm noktası oldu. Çünkü sonuç benim aleyhime çıksaydı ya Washington'a ya da Brüksel'e politik alanda çalışmak için gidecektim.

Seçileceğinize dair ümit verici sinyaller var mıydı yoksa sizin için sürpriz mi oldu?
Böyle bir yola çıktığında hiçbir şeyin garantisi yoktur. Yani ben illa kazanırım veya kesinlikle kazanamam diye bir şey söylemek yanlış olur. Çünkü sonuçta her şey seçmenin elinde. O bir işaretle senin geleceğini değiştirebiliyor.
Ben öncelikle kendime, politik görüşlerime inandım. İnsanlara hep saygılı davrandım, insanları dinledim ve bir senedir belirli konularda köşe yazdığım yerel gazetede ve Danimarka'nın bazı günlük gazetelerinde durmadan yorumlar yazdım.
Herkes politik görüşlerim konusunda bilgi sahibi oldu, bunun seçilme ümidimde büyük rol oynadığını zannediyorum. Bir de yan gelip yatmadım. Mesela kendi afişlerimi kendim astım. Bu çok önemli bence.
Buraya kolay gelmedim. Mesela geçen yıl milletvekili adaylığım belirlenirken çok popüler bir Danimarkalı milletvekiliyle yarıştım ve aday olduğum bölge beni seçti. Bu benim için büyük bir onur. Seçimde de yüzde 200 emek harcadım ve emeğim de boşa gitmedi.

"CHP'nin kendini yenilemesi gerek, AKP herkesi olumlu yönde şaşırttı"
Siz de sosyal demokrat bir parti mensubusunuz. Türkiye'deki sosyal demokrasinin durumu ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Türkiye'de CHP daha aktif muhalefet yapabilirdi. CHP'nin kendini yenilemesi lazım. Bunun vakti geldi. Avrupa'da bir parti iki defa seçim kaybederse başkanı yenileniyor. Bunun Türkiye'de de böyle olması gerek.

AKP hükümeti sizce başarılı mı?
AKP herkesi olumlu yönde şaşırttı. Ben buna bir Türkiye-AB ilişkileri uzmanı olarak bakıyorum. Çok sayıda reform gerçekleştirdiler. Reformlar AB'de olumlu karşılandı, umarım böyle devam ederler.

Bir kadın siyasetçi olarak Türkiye'deki kadın hakları hareketini nasıl görüyorsunuz?
Kadın hakları konusunda Türkiye çok önemli yerlere geldi. Danimarka sosyal demokratları olarak Uçan Süpürge temsilcilerini Kopenhag'a davet etmiştik. Onlardan edindiğim izlenimlerde ne kadar yol katedildiğini anladık. Ayrıca KAMER'le de görüştüm. Onlar da aynı şekilde etkiledi beni. Türkiye'deki sivil toplum örgütlerinin katettiği yolu görebildim. Töre cinayetleri ve kız çocuklarının eğitimi konusunda lobi çalışmaları olmalı. Hükümetin bu sivil toplum kuruluşlarını dinleyeceğini umuyorum.

Kadınlarla ilgili en büyük tartışmalardan biri de türban...
Bir kadının başörtüsü kullanma hakkı olduğu gibi, diğer bir kadının mini etek giyme hakkı da olmalı. Yani bir kadın özgür olarak dolaşmalı. Türkiye laiklik çerçevesinde bu sorunu kendisi halletmeli.

"Bütün arkadaşlarımın çocuklarına 'süper teyzelik' yapıyorum"

  • Yemek pişirmek çok büyük bir zevk. Yaprak dolma, börek ve imambayıldı favori yemeklerim arasında. En çok babamdan öğrendiğim türlüyü seviyorum. Pilav yapmayı da o öğretti. Klasik Türk yemeklerini yaptığımı rahatlıkla söyleyebilirim.
  • Giyimde markaya kesinlikle önem vermiyorum. Bence marka abartılmış bir şey. Genellikle pratik bayan giyimi satan Zara, Mango ve H&M gibi yerlerden kıyafetlerimi alıyorum. Modayı takip ediyor ve bana yakışanı giyiyorum. Mesela mini etek moda diye illa mini etek almak gibi bir hevesim yok. Kıyafet tercihim genelde klasik oluyor. En çok kırmızı rengi severim. Bu aynı zamanda partimin de rengi. Siyah ve kahverengi sevdiğim diğer renkler.
  • Haftada iki kez koşuyorum. Fitness yapıyorum, yüzüyorum. İşime bisikletle gidip geliyorum.
  • Ailemle zaman geçirmeyi çok seviyorum. Ailemle uzun uzun kahvaltı yapmaktan, birbirimize takılmaktan çok zevk alıyorum. Kız arkadaşlarımla dışarı çıkıp eğlenmek de çok çok hoşuma gidiyor. Onlarla konsere, operaya gidiyorum.
  • İstanbul'a gidiyorsam ilk yaptığım iş bir çay içip Beyoğlu'nu gezmektir. İyi bir konser varsa ona giderim. Eğer memleketim Çorum'a gidiyorsam, ilk işim rahmetli babaannemin ve dedemin mezarlığını ziyaret etmektir.
  • Çocukları çok seviyorum. Genelde bütün arkadaşlarımın çocuklarına süper teyzelik yapıyorum. Çocuklar saf varlıklar, insana hiç önyargılı bakmıyorlar. Onlarla beraber olunca bütün yorgunluğumu unutuyorum. Hayatıma istediğim bir insan girerse yuva kurmak, zaman bulursam iki çocuk sahibi olmak istiyorum.

    ÖZLEM ÇEKİÇ
    "Doğru insanım; yüreğim de doğru yerde, yani solda..."

    Seçmen hangi özelliklerinizden ötürü size oy verdi?
    Bizim parti Sosyalist Halk Partisi. Yani solcu bir parti. Ben partinin solundayım. Partinin içinde sağ da, sol da var. Ben emekçiyim. İşte unutulmuşlar, sesi çıkmayanlar, fakirlerin hakları için çalıştığım için insanlar oyunu bana verdi. Partim de bunu takdir etti ve bana çok büyük bir görev olan sosyal işlerden sorumlu sözcülük görevini verdi.

    Seçilme umudunuzu ne artırdı?
    Kişisel olarak kavgadan hiç korkmam. Siyasi hayatımda çok kişiyle dövüştüm. Sendika başkanıyla, yabancılara ırkçı tavır gösteren işyerleriyle, parti içinde birileriyle bazı kavgalarım oldu. Balık genelde suya karşı yüzmez ama ben suya karşı yüzmeyi çok seviyorum.
    Ayrıca çok sosyal bir insanım. Alçakgönüllü olmasını bilirim. Çünkü her çıkışın bir inişi de vardır. Çıkarken etrafındaki insanları dinlemez, değer vermezsen inişin çok berbat olur.
    Bana inandıkları için 50 kişi seçim kampanyamda ücret almadan çalıştı. Diğer bir şey de ben doğru insanım. Doğru olduğum için de seçileceğimi biliyordum. Yani yüreğim doğru yerde. Solda...

    Milletvekili olmadan önce siyasi kariyerinizin en önemli anı neydi?
    80 bin üyeli Hemşireler Sendikası'nın yönetim kurulu üyesiyim. Bizim sendikanın başkanı, Danimarka'nın başbakanı Rasmussen'den yıllık daha fazla maaş alıyordu (1,5 milyon kron). Kongrede tek başıma çıktım, başkana "Sen yılda bir hemşirenin beş senede kazandığı para kadar maaş alıyorsun. Bu sence hak mı? Ben bunu değiştireceğim, sen paranın yarım milyon kronunu vereceksin" diye kafa tuttum.
    Bunu hiç unutmuyorum, benim için çok önemli bir davaydı. Bu çıkışım partimde etki yaptığı gibi tüm Danimarka basınında tek kişi olarak verdiğim mücadele manşetlere oturdu.

    "Türkiye'nin içişlerine karışmak bana yakışmaz"
    Türkiye'deki siyaseti izliyor musunuz?
    Türkiye'deki partiler hakkında konuşmak istemiyorum. Çünkü bu benim görevim değil. Danimarkalı bir milletvekili olarak Türkiye'nin içişlerine karışmak bana yakışmaz. Türkiye'deki partileri fazla bilmediğim için yorum yapmak istemiyorum.

    Kadın hakları hareketini yeterli buluyor musunuz?
    Türkiye'de kadın hakları konusunun hızlanması lazım. Şiddete maruz kalan çok kadın var. Ayrıca Türkiye'de kızlar, erkeklere bakıldığında daha az eğitim alıyor. Bir de Türkiye'de en büyük sorun kadının istediği kıyafeti giyememesi. Özellikle altını çizmek istiyorum, kızlarımız okusun diyoruz ama önlerine engeller çıkarıyoruz. Başörtüsü yasağı insanın kişisel özgürlüğünü kısıtlıyor. Danimarka'da ister başörtü ister kasket taksın her insan istediği derecede eğitimini alabiliyor. Türkiye de umarım bu konuda adım atar ve gençlerimiz eğitime daha çok yönelir.

    "10 kişiyi davet eder, 1,5 saatte yemeği yaparım"

  • Bitpazarlarını çok severim. Gidip bakmayı, 2 kuruş-5 kuruş gibi pazarlık yapmayı da....
  • Yalnızken yağlıboya ve suluboya resim yapıyorum. Resim yapınca dinlendiğimi hissediyorum. Bir de gazete okumayı çok severim. Özellikle pazarları kahvaltıda birçok gazeteyi yayıp hepsini tek tek okumak büyük bir zevk. Değişik Türk gazetelerini okumak hoşuma gidiyor. Bunları sürekli internetten okuyorum.
  • Sosyalist olmayan insanlara karşı fazla bir sıcak tavrım yok. Mesela, oturup tartışıyorsak, fakirlikten bahsediyorsak, kendisinin güzel bir evi, çok süper bir arabası olan bir adamın "Bana ne?" demesi canımı sıkar. Yalnız daha diplomatik olmayı öğrenmeliyim.
  • Çok güzel yemek yaparım. Her türlü Türk yemeği; özellikle kısır, balık ve mezeler en çok yapmayı sevdiğim yemeklerin başında geliyor. Ayrıca, Çin ve Tayland yemeklerini yapma becerim yüksek. Çok hızlı yemek yaparım. Mesela, genelde bize 10 kişi misafir olarak yemeğe gelir, yemekler 1,5 saatte masada hazır olur. Vejetaryen değilim. Eti sevmem ama balığı özlerim.
  • Türk gazozunu çok özlüyorum. Türkiye'ye tatile gittiğimde ilk yaptığım iş hemen bir bakkaldan bir Uludağ gazozu bulup içmek. Lahmacun burada yapılmadığı için Türkiye'de lahmacun yemeyi, çay bahçesine gidip nargileyle birlikte bir çay yudumlamayı çok severim.
  • Modayı takip etmiyorum. Renkli şeyleri severim. Kavuniçi, yeşil ve kırmızı hoşuma gider. Şimdiye kadar kalkıp da herhangi bir kıyafet için çok para vermiş değilim. Marka merakım yoktur.
  • Spor yapmayı çok istiyorum ama hiç vaktim yok. Küçükken çok basketbol oynuyordum. Vaktim olduğu zamanlar oğlumu okuluna bisikletle bırakıyorum.


    PAZAR
    İşçi ailelerde doğdular, parlamentoya girdiler
    Dayağa katlanma, gücünü kullan, kocanın huyunu değiştir
    "Leyla'nın haline ben de ağlıyorum"
    "Canım bir şeylere sıkılmışsa annemin kitapları bana iyi gelir!"
    "Misafirlerimizin ruhları da beslenecek"
    Siyasi yazarlardan milli takım yorumu
    Birand için 2010 yılında yeni bir dönem başlayacak
    "Artık asker veya ajan olmam"
    Bir efsane daha döndü
    Şeytan Darwin'in neresinde?
    Atatürk, öğretmenini nasıl görevden aldı?
    Yaylara öneriler
    Lezzet sofrası
    En iyi arkadaş eş mi?
    Rektör seçimi tartışması
    Neden tatlı isteriz?
    Kıyamet koparsa kim bağlar?
    İki hırsızlık olayı
    Şarapta yeni sürprizler





  • Ahmet Turhan Altıner
    Can Dündar
    R. Hakan Kırkoğlu
    Vedat Milor
    Nevsal Elevli
    İlber Ortaylı
    Taylan Kümeli
    Tuba Akyol
    Yalvaç Ural
    Mehmet Yalçın

       
    © 2006 Milliyet