
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Uçtu uçtu ne uçtu?..
Ayazpaşa'da eşiyle lokantalardan birinden çıkan kalantor görünüşlü bir bey, gelmekte olan boş bir taksiyi durdurmak için el sallamış.
Ne var ki o sırada gençten bir adam, hemen kaldırımdan inerek kendi durdurmuş boş taksiyi.
* * *
Kalantor görünüşlü beyle eşi, ayıplayan bir dudak büküşüyle genç adama bakarlarken; genç, yeniden kaldırıma çıkarak yanlarına yaklaşmış ve beklenmedik bir kibarlıkla:
- Siz buyurun binin taksiye, demiş; benim acelem yok, şimdi gelir bir tane daha.
* * *
Genç adamı, kocasıyla birlikte dudak bükerek ayıplamaya kalkmış olan kadın:
- Ah çok teşekkür ederiz, demiş; bizi utandırdınız.
* * *
Genç adam:
- Rica ederim, demiş; teşekküre değecek bir şey değil.
Arkasından da:
- Acaba, demiş; ateşinizi rica edebilir miyim, çakmağımı evde unutmuşum da...
Kalantor görünüşlü koca:
- Maalesef, demiş; ne çakmak var bende, ne de kibrit. Taksi için tekrar tekrar teşekkürler...
* * *
Karı-koca taksiye bindikten sonra kadın, kocasına dönmüş:
- Seni hiç anlamıyorum, demiş; neden çakmağını vermedin o kibar gence?
* * *
Kocası:
- Sevgili karıcığım, demiş; kusura bakma ama bazen kafan hiç çalışmıyor. Şayet çakmağımı verseydim, laf lafı açmaya başlayacaktı. Ortak tanıdıklarımızın olduğu anlaşılacaktı. Büyük bir olasılıkla onu da alacaktık taksiye. Eve geldiğimizde, "Bir 5 dakika için buyurmaz mısınız" diye davet etmek zorunda kalacaktık kendisini. Genç kızımız da evde olduğu için, davet ettiğimiz delikanlıyla tanışacaktı. Biliyorsun bizim kızın huyunu; gönlü hemen akıverecekti o kibar oğlana. Sen de gördün, sade kibar değil, üstelik yakışıklıydı da. Haydi bakalım, genç adam haftada birkaç kez bize uğramaya başlayacaktı. Aradan 2 ay geçmeden de kızla evlenmeye kalkacaktı. Sevgili karıcığım bir düşün; vermek ister miydin kızımızı, tiryaki olduğu halde çakmağını evde unutmuş bir adama?
* * *
Kalantor görünüşlü adam, meğer AB ile olan ilişkileri düzenlemekle görevli uzmanlardan biriymiş.
Her konuda kılı kırk yarma huyundan ötürü, beklenen ilerleme yapılamıyor ve atanmışların hemen hepsiyle, seçilmişlerin önemli bir bölümü bir oh çekerek, rahat uyuyorlarmış.
* * *
Dolaşan söylentilere göre, TCK'nın 301'inci maddesi hakkında da, onun görüşlerine başvurulacakmış.
* * *
Başkan Bush'un, diplomat ve generalleri aracılığıyla Ortadoğu ülkelerinde sürdürmeye çalıştığı diyalogları özetleyen bir fıkra.
* * *
Saçı sakalı birbirine karışık iriyarı bir adam; biri dişi, biri erkek 2 buldog köpeğiyle her akşam aynı amerikanbara gelip, 3 tane duble viski söylüyormuş.
3 tane duble viskiden birini kendi, birini erkek buldog, birini de dişi buldog içiyormuş.
* * *
Bir akşam dişi buldogla, erkek buldog yalnız gelmişler amerikanbara. Barmen çok alışık olduğu için, hemen birer duble viski vermiş her ikisine de.
Ayrıca hesabı ödemeye kalkan erkek buldogdan da para almamış.
* * *
Ertesi gün saçı sakalı birbirine karışık iriyarı adam uğramış barmene:
- Dün akşam gelemedim, demiş; buldogların içtiği bir çift duble viskiyi de hemen şimdi ödeyeceğim. Onlara çok anlayışlı davranmışsın. Hemen anlamışsın viskilerini içmeden rahat uyuyamayacaklarını. Ayrıca bir de küçük bir armağan getirdim; al sana işte taptaze bir ıstakoz.
* * *
Barmen ellerini ovuşturarak:
- Çok çok mersi, demiş; birazdan götürürüm eve akşam yemeği için...
Saçı sakalı birbirine karışık iriyarı adam:
- Sakın sakın yapma bunu, demiş; o yemeğini yedi bu akşam. Okşayarak götürüp kendi yatağına yatır, koynunda uyusun her gece. Öyle uyumaya alışıktır sana armağan ettiğim ıstakoz.
* * *
Taner Aktop'un fıkra stokundan bir tane daha.
Savcı, 3 ayrı cesedi incelemek için Adlitıp'ın morguna gelmişti.
Birinci cesedin yüzü hâlâ sırıtıyordu.
Savcı sordu:
- Neden sırıtarak ölmüş?
Uzman patolog açıkladı:
- Milli Piyango'dan büyük ikramiye çıkmış kendisine. Öylesine heyecanlanmış ki sevinçten, kalbi dayanmamış.
* * *
Savcı yine sordu:
- Peki bu ceset neden sırıtıyor?
- Ona da beklenmedik bir miras düşmüş büyük dayısından; 30 daireli bir apartman. Aşırı sevinç heyecanının sonucu, kriz kardiak...
* * *
Üçüncü ceset ise kavrulup kömür kesilmişti; ama yine de sırıtıyordu.
- Bu neden ölmüş de, kömür kesilmiş böyle?
- Yıldırım çarpması efendim.
- Ama bu da sırıtıyor...
- Fotoğrafını çekiyorlar sanmış efendim.
* * *
Kim hangi siyasetçiye, yahut partiye kızıyorsa; hemen ona yakıştırabileceği bir fıkra işte...
* * *
Affınıza sığınarak, lisedeyken yazmaya çalıştığım şiir denemelerinden biriyle bitirelim yazıyı.
Aşk Saati
Yalnızlık gönlü çeker işveden bir pusuya,
Süzülen bir tüy gibi yavaşça durgun suya.
Bakışlar tatlılaşır, tebessümler uçuşur,
Zamanın lezzetini ruh emer doya doya.
Halı, sehpa, minyatür birer nakış olurlar,
İşlenir en nadide, en ince zarif oya.
Hayal bahçelerinde ılık rüzgârlar eser,
Hafif şıpırtılarla inciler düşer suya...
c.altan@prizma.net.tr

Cafe