Kim demiş ‘görünür kadın’ olmak iyi diye?
nornek@milliyet.com.tr
İlginç bir haberin iki cümleyle özeti; geçen haftadan... Altınlarını silah alması için sevgilisine veren Nuriye Y. (42), kocası Ahmet Y.’yi (48) aşk yaşadığı Dursun E.’ye (36) öldürttüğü gerekçesiyle yakalandı. Polis, Nuriye Y.’yi gözaltına aldığı sırada kocası için mevlit okutuyordu.Birkaç ay öncesinden... Şanlurfa’da, 5 çocuk babası emekli öğretmen İbrahim Kaçmaz’ı (55), eşi Nebile (41) ile aşk yaşayan Vahap Terzi’nin (37) öldürttüğü ortaya çıktı. Çift, ''taksitle kiralık katil'' tutmuştu.
* * *
Bazı kadınlar vardır pek görmezsiniz onları.
Kalabalıklarda baksanız da onların tarafına, görüş ağınıza takılan onlar değildir...
Onlar renklerden gri ''gibidirler'', peynirlerden ''lor'', matematik öğelerinden ''etkisiz eleman''... Ama sadece ''gibidirler''; bunu anlamak, bazı erkeklere pahalıya mal olsa da...
''Görünür kadın'' olmanın getirisi kadar, götürüsü de çoktur oysa... Kadını erkeği, büyüğü küçüğü pek çok kişi konuşur hakkında... Sokakta yürürken ardından bakılan olmanın keyfini yaşarsın ama bir hatan oldu mu da ''görünmez kadınlardan'' çok daha fazla yanarsın....
Haklarında çok düşünülen, yazılan, çizilen, nazar edilen ''görünür kadınlar'', çok ülke görmüş Türk pasaportları misali, üzerleri ''etiket dolu'' gezerken, ''görünmez kadınlar'' bu görünmezlikleri sayesinde vizesiz hayat seyahatlerine çıkmak bir yana duvarların içinden bile geçebilirler...
Tahmin edilebileceği gibi de büyük bir hızla engelsiz ilerlerler.
Oynaklığın kitabını yazar
''Görünür kadınlar'', her adımlarının hesabını -onları gören herkese- vermek ve de ayaklarından aşağıya/sağa/sola çekenlerle enerji kaybetmek zorundayken, görünmez kadınlar bir yeraltı suyu gibi sessiz ve derinden ilerler...Herkes ''görünür kadın olmanın'' ne kadar kolay, ne kadar ''yol açıcı'' bir şey olduğunu düşünürken ''görünmezler'' kaplarına sığmayacakları, fışkırıp taşacakları günü bekler...
İnsanlar tablodaki baskın karaktere, filmdeki başrole odaklanmışken, ''görünmez kadınlar'' spotlardan uzak olmanın verdiği özgürlükler içinde yaşar...
Belki de bu yüzden en şuh kahkahaları onlar atar, en şehvetli sevişmeleri onlar yapar... En iç gıcıklayıcı ihanetlerin tadını onlar çıkarır, en karışık planların altındaki imza onlarındır, en cesur bakışları onlar fırlatır, cinayet işleyecek ya da işletecek cesaret kesinlikle onlardadır...
İşveli/ oynak / cilveli olmak ''görünür bir kadının'' ancak fantezisi ya da bilinçli olarak elini uzattığı silahıyken, ''görünmez kadın'' saman altından çok sular yürütebilir olmanın rahatlığıyla oynaklığın kitabını yazandır!
Erkekleri tanıyan onlardır
''Görünür kadınlar'' azınlıktadır, ''görünmezler'' ise dev bir kalabalık. Ama bu bile onlar için bir avantajdır.Erkekleri daha iyi tanıyanlar da aslında ''görünmez kadınlar''dır.
''Görünürler'', insanların gözlerinden, ağızlarından ya da aynalardan kendilerini izlerken çok vakit kaybeder, kısıtlı zamanlarla tanırlar erkekleri... Onlar erkeklerle eşit ilişkiler kurmaya çalışır, rekabete bile girerler...
Oysa... O görünmez kadınlar var ya, o görünmez kadınlar... Erkeğin DNA çözümlemesi, onlara genleriyle verilmiş bir hediye gibidir. Erkek denilen zavallıyla mücadele etmenin gereğini bile duymaz, ''teslim oldum'' derken bile ''teslim alırlar'' ademoğullarını.
Belki de bu yüzdendir ''pek çok görünen kadın'' erkeğini bakkala bile gönderecek kudrette değilken, ''görülmezlerin'' bir erkeğe cinayet işleyecek güce sahip olması.
Her kayboluş en az iki kişilik
İnsanların ''Mutlaka izle'' diyeceği filmlerden biri değildi ''Hiçbiryerde.'' Ama ben Tayfun Pirselimoğlu’nun filmi için pek çok kişiye ''İzle'' demiştim.
Çocuğunun öldüğüne inanmak istemeyen, sabah akşam polise, gün aşırı morga giden bir anne, yüzünü kapatıp ''ce eee'' diyerek açma oyununu her gün oğlunun oturduğu koltuğa bakarak oynayan bir kadın vardı filmde. Zuhal Olcay harikaydı.
O filmle fark etmiştim. Her gün onlarca kayıp insanın fotoğrafının yanından öylesine, ‘görmeden bakarak’ geçtiğimizi. Bir şeyler yapmak istedim...
Gazetede çalışıyoruz ya mesela... İki sayfa açıp, kayıpların çoğunun fotoğrafını basmak, ''Görürseniz n’olur haber verin'' demek geliyor insanın içinden.
Ama bir taraftan da biliyorsun insanların acı şeyler duymak, görmek istemediğini. Biliyorsun insanların o gazete sayfaları üzerinde ''ayşe kadın'' bile ayıklamak istemeyeceklerini... O sayfaların bir kuş kafesinin içine, ayakkabılığa, hatta iki inşaat işçisinin rakı sofrasına bile örtü olamayacağını; hepten gazeteden sıyrılıp atılacağını...
Belki bizim başımıza gelir, belki gelmez; ama kayıplar gerçek. Her kayboluş en az 2 kişilik ve o 2 kişiden biri çoğu zaman bir anne.
Geçtiğimiz günlerde Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Derneği’ne ait ''Kayıplar Otobüsü''nün üzerindeki kayıp kişilere ait fotoğraflar, bazı ''insanlarca'' tahrip edildi. Birileri sadece o 150 fotoğrafı değil, o fotoğrafların onlarca katı umudu da yırttı, attı.
Otobüs sayesinde 300 kayıp kişinin bulunduğunu hatırlatan dernek başkanı hepimizin merak ettiği bir soruyu soruyordu:
''Kayıplardan kim ne ister?''

