SORU-CEVAP'IN KONUĞU ÜMİT PAMİR
'AB ile pazarlıktan taviz veremeyiz'
İki ay önce emekliye ayrılan Türkiye'nin en önemli diplomatlarından Ümit Pamir, Milliyet'e konuştu: 'Biz adımlarımızı AB gibi olmak için değil, AB kadar olduğumuzu göstermek için atıyoruz'
Soru Cevap? / Devrim Sevimay
3N1K
Krizlerin diplomatı
AB Türkiye'den, Türkiye AB'den bahsetmediği sürece her şey yolunda gibi görünüyor. Oysaki durum öyle değil. Ümit Pamir, hem Avrupa'daki hem de Türkiye'deki mevcut durumu şöyle analiz ediyor:
Avrupa'nın hatası:
1- Ne yazık ki şu anda AB'de büyük bir devlet adamı yok, politikalarını kamuoyunun beklentilerine göre ayarlayan politikacılar var. Kamuoyuna cesaret ve fırsatlar sunmak yerine, kamuoyunun korkularına göre politika üretiyorlar.2- Bu korkular aslında Avrupa'nın aydınlanma ilkelerine aykırı. Avrupalılar bir süredir ekonomik sorunları nedeniyle ciddi bir kişilik sorunu yaşıyor. Ekonomileri ABD'den en az 50-60 sene geride. Teknolojik bakımdan da gerideler. Bu yüzden de giderek içe kapandılar.
3- Korkularına yenik düşen Avrupalılar Türk kamuoyunu çok kıran şeyler söyledi. Müzakerelerin ucu açıktır dediler; günü gelince massetme yeteneğinize bakacağız dediler; özel statü vereceğiz dediler. Bu yüzden de Türkiye'de Avrupa'nın bize karşı ikili oynadığına inanan bir kamuoyu yarattılar.
Türkiye'nin hatası:
1- Bunlar Avrupa'nın kusuru, ama biz Avrupalıya kızıp uygarlık projemizden vazgeçemeyiz. Avrupalının bizi nasıl gördüğünden çok, aynada biz kendimizi nasıl görmek istiyorsak kendimizi ona göre ayarlamalıyız.2- Evet, dosyamız hazır, teknik bakımdan iyiyiz. Ama ona mukabil basınımıza, devlet adamlarımıza dikkat ederseniz son zamanlarda AB'den hiç bahsetmemeye başladılar. Bir nevi "Oh nasıl olsa bizim kamuoyu Avrupa'ya kızgın, böylesi bizim için de daha iyi" havasına girdiler. En azından "Mademki halk kızdı, ben bu işin içine fazla girmeyeyim" diye bir rehavet havasındalar. Türk kamuoyunda AB parametresi düşüyor ya, bu onların da hoşuna gidiyor bana sorarsanız.
3- Türkiye'nin Sayıştay Kanunu'nu bir an önce ele alması lazım. Biliyorsunuz, Sayıştay şu anda ancak hükümet izin verirse yolsuzlukların üzerine gidebiliyor. Oysa bu kanun çıksa Sayıştay izin beklemeyecek. Bu, Türkiye'nin uygarlaşması için iyi bir şey değil mi? Bence 301'de de bir şeyler değiştirebiliriz. Çünkü kimsenin bir laf etmesiyle Türklük falan bitmiyor. Biz bu topraklarda çok uzun yıllardır oturuyoruz ve artık kendimize özgüvenimizin olması gereken bir toplumuz. Bir de tabii Vakıflar Kanunu. Bir an önce bununla ilgili de değişiklikler yapmamız gerekiyor.
AB hakkında ne düşünmeliyiz?
1- AB, bazılarının sık sık kullandığı "uygarlık" projesi olmasının yanında AB aynı zamanda bir "çağcıllaşma" projesidir. Ve Türkiye'nin 200 yıllık geçmişinin doğal bir uzantısıdır.
2- "AB ne isterse yapalım çünkü o ne isterse doğrudur" düşüncesi yanlış. Biz işimize gelmeyenleri kabul etmek zorunda değiliz. Aynı şekilde "AB'nin her dediğini yapmazsak bizi almaz" fikri de yanlış. Çünkü bu bir pazarlık meselesidir. Pazarlık hakkımızdan taviz veremeyiz. Çünkü AB'nin bizi alma niyeti varsa bundan kolay kolay vazgeçmez.
3- "AB'nin asıl amacı bizi Sevr'e zorlamak" gibi komplo düşünceleri bu ülkeye yakışmıyor. Türkiye kendine özgüveni olması gereken çapta bir ülke.
Ayrıca AB'nin de çıkarları Türkiye'nin büyük bir güç olarak kalmasından geçiyor. Komplekslere hiç gerek yok. Biz adımlarımızı AB gibi olmak için değil, AB kadar olduğumuzu göstermek için atıyoruz.
Sezer beni Ankara'da bakanlıkta istiyorduMGK'nın ilk sivil genel sekreteri olarak sizin adınız geçti, ama sonra olmadı. Birileri mi engelledi, yoksa siz mi kabul etmediniz?
Aynı dönemde adım Dışişleri Müsteşarlığı için de geçmişti. Ama ben artık meslek hayatımın sonuna gelmiştim ve bir süre daha yurtdışında kalmayı tercih ettim. O yüzden bu konuda ne Gül'le, ne Özkök Paşa'yla ne de Sezer'le görüştüm. Ama daha sonra Sezer'den "Keşke bakanlığa gelseydiniz, daha iyiydi" sözünü duydum.
Peres'i de otelde ziyaret etmeleri gerekirdi
Suudi Kral meselesinde herkes başka bir ayrıntıya takıldı; size hoş görünmeyen bir şey var mı?42 senelik meslek hayatımda ben hiç hatırlamıyorum: İngiltere Kraliçesi de, Beatrice de, Bush da geldi, ama biz otele hiç gitmedik. Camlı Köşk'te kalsa bir ikindi çayı ya da sabah kahvesi olabilir, ama bunun hiç örneği yok. Çünkü bu şekilde beklenti yaratırsınız...
Mesela gelen devlet başkanları bundan sonra "Beni otelde ziyaret etmedi, demek ki bizimle ilişkileri o kadar iyi değil" diye düşünebilir. Mesela Peres'in aklından böyle bir şey geçmiş olabilir. Ama siz Kral Abdullah'a gösterdiğiniz esnekliği Peres'e de gösterseydiniz o zaman kimse size bir şey diyemezdi.
Mülkiyeliler için önce kamu gelir
Ecevit mi Yılmaz mı; hangisine daha yakındınız?Biz Mülkiyeliler için kişiler önemli değildir, her şeyin ve herkesin üzerinde kamu gelir. Bizler hep omuzlarımızda bütün Türkiye'nin ağırlığını hissederiz. Hele de ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda siyasal görüşler geri planda kalır. Ama sizin siyasi tercihiniz nedir derseniz, artık oy verecek bir parti bulamayan bir sosyal demokratım.
Atatürk'ü Clinton anlamıştı, AB'nin kafası karışık
ABD'yle Türkiye'nin ilişkisi sizce bu şiddette ilk ne zaman değişmeye başladı?
Clinton döneminin bitmesiyle. ABD o döneme kadar Türkiye'ye "Atatürk'ün yaptığı bir nevi İslam'da reformdur. Bu nedenle Türkiye İslam ülkeleri içinde model bir ülkedir. Türkiye bölgede ne kadar başarılı olursa bu model de o kadar başarılı olmuş olur" diye bakıyordu. 1999 yılında Ecevit başbakanken ABD'ye gittiğimizde Clinton oval ofiste bize "Türkiye'nin 21. asırda izleyeceği yolun sadece Türkiye'nin değil, bölgenin ve dünyanın politikalarına yansıması muazzam olacaktır" demişti. Fakat neocon'lar geldiğinde politika değişti: "Atatürk'ün laik Türkiye modeli İslam ülkeleri tarafından yanlış algılandı. Hiçbiri benimsemedi. Onun için biz ortaya ılımlı İslam modelini atalım. Atatürk modelini benimsemediler, ama bunu belki benimserler" diye düşündüler.
Sizce AB ne düşünüyor?..
Onlar için tek bir tutumdan bahsetmek zor. Özellikle 11 Eylül'den sonra İslam fobisi onlarda da gelişti. Bazıları ılımlı İslam deyince bunu Hıristiyan demokratlar gibi bir anlayış sanıyor. Ama bazıları da İslamın tüm hayat alanını kapsayan özelliğini biliyor. O yüzden onlar bu ılımlı İslam işinden hiç hoşlanmıyor. "Bir ayağım orada, bir ayağım burada" deyip köprü vazifesi falan görmemizi istemiyor. "Ya tam Galatasaraylı olun ya da tam Fenerbahçeli" diyor.
2008'de moralimiz KKTC ve Ermenistan'la düzelebilir
Öyle kritik bir 2007 geçirdik ki Pamir'in 2008'e ilişkin projeksiyonu gerçekten moral verici. Çünkü iki problemli komşumuzda gelecek yıl seçim var ve Pamir hem bu seçim sonuçlarından hem de Türkiye'nin ev ödevini yapmış olması nedeniyle ümitli:
1- KKTC
Hristofyas'la her şey değişir: Bu bekleyiş Papadopulos görevde kaldığı sürece devam eder sanıyorum. BM de AB de pek fazla bir şey yapamaz. Ama 2008'de cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Hristofyas aday. O diyor ki, "Eğer ben cumhurbaşkanı olursam ilk iş olarak Kıbrıslı Türklerle doğrudan konuşacağım." Hristofyas'ın gelmesi yeni bir dönem başlatabilir.
2- ERMENİSTAN
Önce jest, sonra sınır: Sınırlarımızı şimdi açamayız, çünkü onların da birtakım jestler yapması lazım. Mesela Ermenistan hâlâ "Ben Türkiye'nin sınırlarını olduğu gibi tanıyorum. Uluslararası anlaşmalar geçerlidir, bizim sınırlarımız mevcut sınırlardır" lafını etmiyor.
Petrosyan fırsatı: Benim bir umudum var: Gerek Koçaryan gerek Ermeni diyasporası soykırım konusunda parlamentolardan bir şeyler geçirip bizi kolay kolay yıldıramayacaklarını galiba artık anladılar. ABD Temsilciler Meclisi'ndeki son durum morallerini çok bozdu. Muhtemelen Levon Petrosyan 2008 seçimlerinde adaylığını koyacak.
Halk Koçaryan'dan vazgeçiyor: Onun buna karar vermiş olması Ermenistan halkının da artık iki dönemdir iktidarda olan Koçaryan politikalarının bir sonuç vermediğini anladıkları anlamına geliyor.
Ermeni halkında böyle bir talep olmasa ılımlı bir siyasetçi olan Petrosyan "Ben tekrar politikaya giriyorum" demezdi. Bu bilinçlenme çok umut verici.
İran'la ilgili diplomaside doğru yoldayız
Türkiye ilişkilerini düzenlerken bir İran-ABD-İsrail savaşını ne kadar hesaba katmalı sizce?
Böyle bir şeyin Bush'un zihninden geçtiğine dair işaretler var. Ama ABD'li Savunma Bakanı Gates, Rice ve bazı askeri komutanlar bunun yapılamayacağını savunuyor. Çünkü ABD böyle bir işe giriştiği takdirde hesaba katması gereken unsurlar var:
1- İran elinde nükleer silahlar varsa bu tesislerini muhtemelen ülke sathına dağıtmıştır. Dolayısıyla tıpkı Kissinger'ın "ABD, Vietnam'a yardım eden Çin'deki nükleer tesisleri niçin bombalamadı" sorusuna verdiği yanıt çok doğru: "Bunu kaç defa tekrar etmeniz gerekecek?"
2- İran Hürmüz Boğazı'nı kapatabilir. O zaman petrol fiyatları 200 dolara kadar çıkar.
3- Şimdiye kadar Sünni olması nedeniyle desteklemediği El Kaide ile irtibata geçebilir.
4- Irak'taki Şiileri tahrik edebilir.
5- Hizbullah ve Hamas'la ilişkilerini artırabilir.
6- ABD ve ABD'yle işbirliği yapacak ülkelere kendi ülkelerinde zarar verebilir.
Dolayısıyla İran, Irak değil. Türkiye'nin şu andaki diplomasiyi sonuna kadar kullanan tutumu çok doğru. Ayrıca Türkiye dürüstlük icabı nükleer silahsızlandırma diplomasisini tüm bölge için (İsrail'i kastederek) düşünmektedir.

Cafe