|
 |
|
|
Rektör seçimi tartışması
Galatasaray Üniversitesi'ndeki rektör seçimleri, beni bu konu üzerinde bilhassa basında çıkan ve bir hayli yanlışa dayanan yorumlara cevap vermeye teşvik etti
Fax: (0312) 427 20 64
Viyana Üniversitesi'nde iki ordinaryüs profesörün rektör olmamak (!) için kavga ettiklerine bizzat şahit oldum. İkisi de "işinin olduğunu" ileri sürüp sırayı birbirine devretme kavgasındaydı.
Üniversitenin idaresine bu derecede yabancılaşmayı tasvip edenlerden değilim ama bizdeki seçimlerin karışıklığı rektör seçimlerine karşı olan Prof. İhsan Doğramacı hocayı haklı çıkartacak düzeydedir. Böyle bir seçim sistemi olmaz. Olunca da seçimin sonuçlarına riayet etmek gerekir.
Son olarak, mensubu olmaktan mutluluk duyduğum Galatasaray Üniversitesi'ndeki rektör seçimleri, beni bu konu üzerinde bir hayli yanlışa dayanan yorumlara cevap vermeye teşvik etti. Örneğin, dostum Nazlı Ilıcak hanım iki oy farktan söz ediyor; Galatasaray küçük bir üniversite ve iki adayın reyleri arasındaki iki fark ciddidir.
Toplam seçmen sayımız 140 civarındadır. Galiba en çok oy alan aday, YÖK'ün seçim yönetmeliğindeki bir garabeti karşılamak için üç ilave adaya da rey vermelerini kendi yakın arkadaşlarından istemiş, o zaman fark beş ediyor.
YÖK sıralamaları çok yerde tatminsizlik ve homurtu yaratıyor; bu seferki sıralamada da üçüncü aday hocamız liste dışı kaldı. Kuşkusuz Anadolu üniversitelerinde geçmişte birinci adayların bile liste dışı bırakıldığı olmuştur. Üniversitedeki gelecekleri rektörün imzalayacağı sözleşmeye bağlı olan yardımcı doçentler bilhassa Anadolu üniversitelerinde ne kadar sağlıklı rey verebilir?
Bizim üniversitedeki seçimde ikinci sıraya gelen meslektaşımız, daha önce böyle bir durum olursa listeye girmeyeceğini ve seçimden çekileceğini açıklamıştı; sonra fikrini değiştirmişe benziyor. Basının üniversite işlerine seçim sonuçlarını görmezden gelecek kadar müdahalesi doğru değil; neticede bu bizim üniversitemiz.
Dünya standartlarını yakaladı
Galatasaray Üniversitesi 1992 yılında çıkarılan özel bir kanunla kuruldu ve 1993 Ekim'inde eğitime başladı. Geçen sene 10'uncu yıl mezunlarını verdi. Bu arada bütün fakültelerde eğitim birer yıl artırıldı. Üniversitenin kuruluş kanununu Büyükelçi Coşkun Kırca kaleme almıştır.
Bugün 1800'de duran öğrenci sayısını sınırlayarak işe başladı ve bu kontenjanı YÖK'ün değiştirmesine izin vermeyecek hükümleri kanun metnine aldı. Az sayıdaki öğrenci, bilhassa Hukuk Fakültesi dünya standartını kısa zamanda yakaladı.
Galatasaray Üniversitesi'nin kütüphanesi Bilkent Üniversitesi'nin düzeyinde değilse de süratle gelişiyor ve işlevseldir.
Üniversitenin geliştirme vakfına ancak İnan Kıraç, Selahattin Beyazıt gibi işadamları bağışta bulunuyor. Oysa dünyada üniversiteleri besleyenler cömert mezunlar ve öğrenci velileridir. Maalesef mali durumu çok iyi olan öğrenci velileri bile çocuklarının istisnai şartlarda okutulduğu bu yuvaya bağış yapmayı düşünmüyor. Anglosakson ve Yahudi dünyasına göre en büyük geriliğimiz budur.
Renklilik bir panzehirdir
Galatasaray Üniversitesi'nin en önemli yönü; küreselleşen dünyaya sadece İngiliz dili ve Amerikan değerleri ile değil, alternatif renkleri de benimseyerek katılmaktır.
Fransız dili hiç şüphesiz artık bu dünyanın edebiyat ve bilim, hatta diplomaside öncülük yapacak unsuru değildir. Ama Fransızca önemli bir kültür mirasının dilidir ve Galatasaray'da Fransızca eğitim yapılarak Batı'ya tek pencereden değil, farklı dillerden yaklaşan gençler görülüyor.
Bu gençlerin merakları farklı, başka dallara da yönelmek istiyorlar. Üniversitenin noksanı bir-iki dil bilen bu gençlere rağmen tarih ve filoloji dalında hâlâ gerekli atılımları yapacak bölümleri kuramamasıdır. Ortadoğu, Slav ve Balkan dünyasını, hatta İtalya ve İspanya gibi ülkeleri Galatasaray kadar öğretip inceleyecek bir kurum olamaz.
Okul Boğaz'ın kıyısında, Feriye saraylarından birinde yer alır, öbür üniversitelerin aksine üç-dört öğretim üyesi bir odada otururuz ama sınıflar ferah fahurdur. Kütüphane tıpkı Amerikan ve İsrail üniversitelerinde olduğu gibi öğrencilerin her gün uğradığı bir mekandır. Türkiye'nin yüzünü güldürmeye başlayan kurumlardan birisidir. Bu nedenle burayı Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ, İTÜ ve Bilkent Üniversitesi gibi üstüne titreyerek gözlemek ve korumak icap eder. Tanımadığımız üniversitelerin içinden doğan problemleri abartmak o kurumların gelişmesine yardımcı olmaz.
Sinan Paşa Camii ve vezir üstüne
Son günlerde bazı gazeteler Beşiktaş'taki Sinan Paşa Camii'nin banisi olan Kaptan-ı Derya Sinan Paşa'nın güya Kanuni Sultan Süleyman tarafından astırıldığını (!) ileri sürüyor. Rivayettir; paşa eceliyle öldü. Tarihi olduğu gibi öğrenmeli, hayal kurmamalıyız. Entrikacı bir vezirdi, rakibi Turgut Reis ile hayli çekişmiştir. Ama caminin yanı başındaki Koca Sinan'ın eseri olan muhteşem hamamı 1950'lerde "Menderes imarı" döneminde tamamen yıktırıldı, kimse hatırlamıyor ve sormuyor, asıl böyle meşum olayları hatırlayalım.
Kaptan paşanın kabri ise Üsküdar'da, Mihrimah Sultan Camii haziresindedir. Saray atölyelerindeki sengtıraşların elinden çıkma o güzelim şahide yani mezartaşı hava kirliliğinden dökülüyor, onu da gören yok.
|
|
|

|