|
 |
|
|
İzmir Mevlevihanesi neredeydi?
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
''Henüz yedi yaşındaydım. Ben babamın dizi dibinde, çocuk ruhumun olanca kuvvetiyle dikkat kesilmiş, bu düdüğü dinliyordum. Dinledikçe de Allah’u â’lem- bir daha aslıma rücu etmemek üzere benliğimi saran o lâhuti sestir ki; beni bugünkü derbeder, ne aradığını, ne istediğini bilmez, bazen Eflatun’la boy ölçüşecek kadar akıllı, çok kere de tımarhaneye iltica edecek kadar bedmest Neyzen Tevfik yaptı...'' Bana göre, Neyzen’i hakkıyla tarif etmiş en güzel cümlelerin yine Neyzen’e, kendisine ait olması tesadüf sayılmamalı. Belki, ''Neyzen’in hayatını anlayan bir ressam tuvaline hiçbir şey çizmezdi. Bomboş bırakırdı kağıdı. Aynı onun istediği gibi. Neyzen Tevfik eşittir: Hiç...'' satırları istisna olabilir.
1879 yılında Bodrum’da doğdu. Rüştiye mektebinde öğretmen olan babası Hasan Fehmi Bey’in tayini Urla’ya çıkınca, ailesi buraya taşındı. O günleri, ''Babam, son bir ümitle beni o zaman yeni açılan İzmir İdadisi’ne leyli olarak yazdırdı. Daha sınıfın kapısından girip bir sürü kalabalıkla karşılaşır karşılaşmaz, kendimi koyun ağılına kapatılmak istenen bir boğa durumunda görmüştüm'' diye anlatıyor. Okul macerası da ancak bir ay kadar sürdü; sonunda kapının önüne koydular.
* * *
Tevfik on dört yaşındadır; bir berber dükkânının önünden geçerken yine o sese takılır kulakları. O ses, ayaklarına dolanarak dengesini kaybettirir; önünü ilikler ve dükkândan içeriye girer. Berber Kâzım Ağa’nın dudakları ney’in üzerindedir. Büyük bir hayranlık ve sonsuz bir edeple ona doğru yürür ve kendisini talebe olarak kabul etmesini ister. Kâzım Ağa’dan aldığı dersler bir zaman sonra Tevfik’e yetmez ve evden kaçar. Nereye mi? İzmir Mevlevihanesi’ne... Fakat buraya kabul edilebilmesi için maharetiyle Usta’yı kandırması gerekmektedir. Mevlevihane’nin merdiven ayağına ilişip hicaz peşrevini üfler. Derler ki, ''Şeyh Nurettin Hazretleri, Tevfik’in nefesinde dolaşan aşk serserisini görmüştür.'' Neyzenbaşı Cemal Bey’i ona hoca tayin eder.
* * *
Böylece Tevfik, tanınmış mütefekkirlerin, şairlerin, edebiyatçıların mekânı olan Mevlevihane’de, saz ve söz meclislerine katılmaya başlar. Önceleri kahve taşır, sonra kapı arasında sohbetleri dinler, nihayet sohbetlerin olduğu salona da kabul edilir. Mevlevihane’de geçirdiği günler için, ''Üç yıl boyunca huzur, onun kıvırcık saçlarında ince parmaklarını dolaştırmıştır...'' diyenler var. Sonrasında, İstanbul, Mısır; ama bir daha ne İzmir’le, ne de o huzurla buluşması mümkün olacaktır. Onun hayatını biraz incelemiş olanlar, bir köşe yazısına sığamayacağını bilirler; o kadar büyük bir ''Hiç''tir çünkü...
Yapmak istediğimiz, öyküsünün İzmir yılları üzerinde, daha fazla kişiyi düşündürebilmek. Sevgili Nedim Atilla ile konuştum; ''Mezarlıkbaşı’nda...'' dedi; ''Üç kubbeli ve metruk bir vaziyette.'' Sadece iyi haber, Rakım Elkutlu’dan Adnan Saygun’a kadar pek çok nefesin karıştığı bu mekânı galiba birileri ayağa kaldırmaya niyetleniyormuş.
Düşünüyorum da, atmaya gelince mangalda kül bırakmayan hemşerilerimizden kaçı İzmir Mevlevihanesi’nin yerini biliyor?
Ondan da geçtim; kaç kişi, geçmişimize sahip çıkmadıkça, geleceğimizi de kaybettiğimizin farkında?
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|