
Nail GÜRELİ
Onuncu ses
Babalar ve oğullar
Birtakım ekonomik verilere bakarak endişeye kapılanlar var. Neymiş? Pastanın yüzde 80'ini nüfusun yüzde 20'si yerken, yüzde 80'i ise yüzde 20'sini bölüşme derdindeymiş. Günde iki, hatta bir dolarla geçinmek zorunda kalanların sayısı artıyormuş.
Bülent Tanla, Bankalar Birliği verilerine dayanarak bir hesap yapmış. Türkiye'deki servetin yüzde 90'ı, bankada tasarruf hesabı olanlardan yüzde 3.4'ünün elindeymiş.
Derken, Öğretmenler Günü nedeniyle eğitim ordusunun içler acısı durumu gündeme geldi. Öğretmenlerin yüzde 82'si borçlu, yüzde 48'i geçinebilmek için ek iş yapıyor, yüzde 38'i de ek iş için fırsat kolluyor.
Elbet fırsat kollayacaksınız. Cümle âlem "Türkiye bir fırsatlar ülkesidir" demiyor mu?
Öğretmenler, memurlar, işçiler, esnaf bu fırsatı yakalamıyorlarsa kabahat kendilerinde.
Etrafa şöyle bir baksınlar; erbab-ı fırsat, yakaladı mı kuyruğundan nasıl beceriyor işi, görsünler.
Protokol sırasıyla alttan başlayarak söylersek; önce Maliye Bakanı'nın oğlu mısır ticaretiyle yol gösterici oldu, sonra Başbakan'ın oğlu gemicilikte parladı ve sıra geldi cumhurbaşkanına. Onun oğlu da 16 yaşında atıldığı ticarette "organik bağ" kurmadan ne harikalar yaratacağını gösterdi.
Sevgili öğretmen kardeşlerimiz, sizin hiç oğlunuz yok mu? Atılsalar ya ticarete!
Hemencecik: "Ama onların babası bakan, başbakan, cumhurbaşkanı" demeyin. Sizin oğullarınızın babası da öğretmen.
Milli Eğitim Bakanı ne diyor? "Öğretmenlik saygın bir meslektir. Saygınlık sadece maaşla ilgili değildir."
"Saygınlık karın doyurmuyor" mu diyorsunuz?
Kardeşim, siz de ne çok şey istiyorsunuz; hem saygın olayım, hem fırsatını bulup voliyi vurayım. Nerde o bolluk!
Bir kitap
Sözde değil, özde karikatürün muhalif kimliğine sadık kalan Emre Ulaş'ın "Cilalı Taş Devri" bantlarını, Radikal gazetesiyle "yolları ayrıldıktan" sonra özlemiştik. Yeni yayımlanan, aynı adı taşıyan kitabıyla bir nebze özlem gideriyoruz. (İlke Kitap)
Karikatür pek anlatılmaz, ama Ulaş'ın albümünde bir banttaki üç balonun yazısını aktaralım, gerisini siz tahmin edin: "El Kadı'ya kefilim" / "Zapsu'ya da kefilim" /'Bana kime kefil olduğunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.'
Bir şiir
Melih Cevdet Anday'ı, yitirişimizin 5. yıldönümünde "Lale"sinden dizelerle anıyoruz:
"Ellerimle soydum seni/ Taç yapraklarını açması gibi/ Nar gibi diş dişti tazeliğin/ Ah şakıyan ormanı solukların/ Öpüşün, bakışın yüreği/ Soran diri sessizliğinde."
nailgureli@milliyet.com.tr

Cafe