
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
"İshal-i fem"in tedavisi yok!
GEÇENLERDE "ishal-i fem" diye bir laf yazdık, meğer ne kadar ilgilenen varmış, Türkçesinin "ağız ishali" demek olduğunu belirtmemize rağmen yine de soranlar oldu:
"Sözlüklerde ishal-i fem diye bir şey yok!"
Elbette olmayacak çünkü bu deyimi, Türkiye'deki akıl ve ruh hastalıkları tedavisi kurumunun kurucusu "Mazhar Osman" bulmuş!
* * *
MAZHAR Osman, bir dönemin en ünlü insanlarından biridir. Bakırköy'deki hastaneyi o kurmuştur, bizim çocukluğumuzda ve gençliğimizde abuk sabuk şeyler yapıp söyleyenlere "Mazhar Osman" hatırlatılırdı:
"Bu adamlar Mazhar Osman'lık!"
"Seni Mazhar Osman'a göndermek lazım!"
"Bunun hakkından Mazhar Osman gelir!"
Atasözü, deyim gibiydi Mazhar Osman...
* * *
YAKIŞTIRILAN, uydurulan hikâye de çoktu. Güya devrin kudretli adamlarından biri mahkemelik olmuş, avukatı aklının yerinde olmadığını ileri sürerek Bakırköy hastanesine gönderilmesini ve müşahede altında tutulmasını istemiş...
Mazhar Osman adamı karşısına almış, konuşuyor, denemek için öyle sorular soruyor ki, adamın tepesi atmış:
"Sen doktor filan değil, delisin, deli!"
Mazhar Osman adama şöyle bir bakmış:
"Senin bana deli demen önemli değil, ama ben sana bir kere deli dersem, bir daha buradan çıkamazsın!"
* * *
GELELİM "ishal-i fem"e...
İshal, bildiğiniz gibi, bağırsak bozulmasından olan bir hastalık, halk arasında "amel" de denir, fem ise Arapçada ağız. Gonca-fem, gül-fem gibi, sıfat ve isimler var, femm-i nehir, nehir ağzı...
* * *
DR. Faruk Bayülkem, ilk asistanlığını Bakırköy Akıl Hastanesi'nde yapmış, göreve başladığının ikinci günü hocası Prof. Dr. Mazhar Osman, kendisini çağırmış, Karantina servisine gitmesini orada ishal-i femli bir hastayla konuşmasını sonra müşahedesini yazıp getirmesini söylemiş...
* * *
FARUK Bayülkem'in karşısına iki hastabakıcı eşliğinde iri yarı bir hasta getirmişler, adam durmadan konuşuyor, şarkı söylüyor, kahkaha atıyormuş...
Doktor bir ara, "Size bazı sorular soracağım, biraz oturun!" der demez hastanın tepesi atmış:
"Ben oturmam. Bir defa dokuz ay on gün annemin karnında oturdum. O günden beri hep ayaktayım. Hem ne soracakmışsın bakalım? Sen değil, benim sana soru sormam gerek. Evvela benim kim olduğumu biliyor musun? Ben hukuk fakültesini bitirdim. Tıp doktoru oldum. Mimarım, başmühendisim, banka genel müdürüyüm, genelevler şairiyim, tarihçiyim, öğrenciyim, öğretmenim, ressamım, bar işletiyorum, daha neler neler... yorulmazsan anlatayım. Ben hiç uyumam, yorgunluk bilmem, istersen milyona kadar durmadan sayayım. Evliyim, karılarım, metreslerim var. Yeter mi? Daha sormak istediğin bir şey var mı? Uzun Ömer'im, şekeri severim, sarımsak, salıncak, sarılmak, deniz meniz, ekmek mekmek yeter mi? Sor bakalım."
* * *
FARUK Bayülkem, kaçıp Mazhar Osman Hoca'ya sığınmış, Hoca dinledikçe gülüyormuş:
"İşte sana asistanlığın ilk dersi, ağızdan ishal olanları artık unutamazsın!"
* * *
BİZ unutuyor muyuz?
O çekilen kırmızı çizgileri, o akan kan yerde kalmaz palavralarını... Hele Amerikalılar bize Kuzey Irak'ta ne arıyorsunuz diye sorsalar, alırlar ağızlarının payını... Siz binlerce kilometreden gelip burada ne arıyorsunuz, diye sorarız koskoslanmaları...
Hiç unutur muyuz?
Hele artık "Söz bitti!" blöfünü...
İshal-i fem sadece akıl hastalarına ait bir hal değildir, siyasette, politikada da devlet yönetiminde de ishal-i fem olanlar vardır.
Ve ağız ishalinin tedavisi yoktur.
Kuru çay da koyu çay da tedavi etmez, kesmez.
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe