Kuşları da satarlar!
Gökçeada'da, yaban hayatını korumakla yükümlü ve görevli Bakanlık eliyle, her yıl 4 bin 972 keklik öldürtülecek!suha.umar@isbank.net.tr
Www. nuhungemisi.gov.tr... Çevre ve Orman Bakanlığı ülkemizin zengin bitki ve hayvan türlerini sanal sitede toplamaya karar vermiş! Kimler yok ki? Bitkilerle hayvanlardan değil, projenin katılımcılarından söz ediyorum. Uluslararası bir kuruluş; AB ve diğer yabancı fonlardan milyonlarca dolar alıp bol maaşlı müdür çalıştıran, "gönüllü!" çevre kuruluşları.
Bakanlık, bir yandan da Türkiye'nin dört bir tarafında, ulusa ait arazileri "Örnek Avlak" olarak ayırıyor ve bunları bazı kişilere, "işletilmek" üzere ihale ile veriyor.
İşletmeciler buralarda yaşayan keklikleri, tavşanları, karacaları, geyikleri avlatarak para kazanıyorlar. Kendi yetiştirip saldıklarını değil, doğanın yetiştirdiklerini. Tüm ulusa ait yaban hayatı türlerine tek kuruş katkıda bulunmadan, bunları öldürterek zengin oluyorlar kısacası!
Bu sahalar kimlere mi veriliyor? Orası karışık! Bazıları, A sınıfı Turizm Acentesi Belgesi'ne sahip av turizmi şirketleri. Ama aldıkları alanlarda, avı her zaman yasak, koruma altındaki türleri vurduruveriyorlar avcılarına! Vaşak gibi. Yine koruma altındaki geyikleri ve karacaları da, el ayak çekilince kendilerinin vuruverdikleri söyleniyor! "Bal tutan parmağını yalar!" demişler.
Bazıları ise alelacele kurulmuş şirketler. Gökçeada avlağında olduğu gibi. Veya Maraş-Elbistan'da olacağı gibi.
Şirketin deneyimi, av turizmi "Yeterlilik" belgesi yok. Kurucuların avcılık camiasında bile adını bilen yok. Ödenmiş sermayesi, avlağın yıllık kirasını bile karşılamıyor.
Keklik nesli tehlikede. Türkiye'nin her tarafında bir avcı, av mevsiminde ve haftada en çok üç gün, günde en çok iki keklik avlayabilir. Gökçeada'da parayı bastıran, her gün ve istediği kadar!
Resimleri yeter
Gökçeada Türkiye'nin en değerli kınalı keklik rezervi. Değil böyle talan ettirilmesi, kesinlikle korunması gereken bir alan. Şimdi Gökçeada'da, yaban hayatını korumakla yükümlü ve görevli Bakanlık eliyle, her yıl 4 bin 972 keklik öldürtülecek! Yıllık işletme kirası yaklaşık 30 bin YTL. Yani Bakanlığın tek bir buğday tanesi bile vermediği güzelim kınalı kekliğin canının bedeli 5 YTL. Şirket ise öldürülecek keklik başına avcılardan 25 ile 50 YTL alıyor. Yani, diğer kazançları hariç yıllık kâr, 150-270 bin YTL!"Proje yürütüyoruz" savıyla Çevre ve Orman Bakanlığı ile paylaşılan milyonlarca dolarlık yabancı fonları alan çevre kuruluşlarının bu gelişmelere bir tepkisi var mı? Olur mu hiç?
Onlar geleceği görmüşler. Örnek avlak uygulaması ile kısa bir süre sonra yaban hayatı türlerinin nesli tükenecek. Akıllarına, tufandan sonra nesiller sürsün diye gemisine her türden bir çift alan Nuh Peygamber gelmiş ve Nuh'un Gemisi'ni kurmuşlar! Üstelik şimdi işleri daha kolay. Sanal âlemde hayvanlara da gerek yok. Resimleri yeter. Gelecek nesillerin kınalı kekliği, sincabı, geyiği, karacayı resimde görmek nesine yetmiyor?
Vıdı. Vıdı. Vıdı. nuhungemisi. gov.tr...
Tıklayın! Örnek avlak uygulamasıyla nesli tüketilecek bütün hayvanlar orada! Fazla vıdı vıdı da etmeyin! Milyon dolarlar alındı bu koruma (!) projesi için.
Erdal İnönü
"Pinus nigra" kara çam da, sarı çamın Latincesi neydi biliyor musun?" demişti Erdal bey baş başa o nefis sohbetlerimizden birinde. Soru ani olmuş, aklıma gelip de "Pinus sylvestris" diyememiş, pek sıkılmıştım. Hemen anlamış ve "Hatırlarsan söyle" diyerek beni rahatlatmıştı.
Büyük keyifti onunla konuşmak. Zaman zaman buluştuğumuzda doğanın ve yaban hayatının durumu hakkında aktardığım bilgileri, dış politikadaki gelişmeler konusunda dile getirdiğim görüşler kadar ilgiyle dinler, derin sorularıyla çoğu kez beni şaşkınlığa düşürürdü.
"Sözlüğe baktım. 'Merak, üstüne vazife olmayan işlere karışmak!' diye tanımlanmış. Merakın böyle tanımlandığı bir ülkede bilim ve araştırma ilerler mi?" demişti bir gün.
Sevgili köpeğim Minik tekneden hiç hoşlanmaz, karaya ilk önce çıkmak için Erdal beyin de önüne geçerdi. O, bir yandan "Dur bakalım Minik!" der ama yine de en önde durmasına ve karaya önce onun çıkmasına izin verirdi.
Onu kaybettiğimiz günün ertesinde Pembe Köşk'e gittim. İçim buruk. "Sayfalar dolusu yazılsa dahası kalır" diye düşüne düşüne. Ve taziye defterine sadece şu tek cümleyi yazdığımı fark ettim: "Hak etmeyen herkesle gurur duyulan ülkemizin sessiz ve gerçek gururu sizdiniz."

Cafe