Hakan Şükür ve Galatasaray...
Hakan Şükür güçlü bir figür.Florya'daki yöneticilerden güçlü mesela.
Hatta...
Diğer yöneticilerden de...
Bence.
***
Fatih Terim de öyleydi.
Gönderiliş şeklini hatırlayın.
Gönderirken bile gönderemediler.
Sonra bir pundunu buldu Galatasaray başkanı.
Hatırlarsınız...
Zar zor gönderdiler.
Hem Terim hem taraftar rahatsız oldu...
Gönderen kendi gönderiş biçiminden bile rahatsız oldu.
***
"Yeni hoca gelinceye kadar takımı bırakmıyorum" demişti Terim.
"Hiç bırakmıyorum" da diyebilirdi.
Bırakmazdı...
Yönetim panikledi.
Neyse ki bıraktı.
Herkes rahatladı.
***
"Birinci sınıf profesyonellerin işine, birinci sınıf son verilmelidir" diye bir laf var mıdır bilmem!
Yoksa da...
Şimdi var.
Birinci sınıf bir hocayı, birinci sınıf göndermeyi beceremediler.
Üçüncü sınıf gönderildi.
Milan'ın iki aylık Terim'i nasıl gönderdiğini bir hatırlayın, bir de Galatasaray'ın Fatih Terim'ini nasıl gönderdiğini...
Birincisi birinci sınıftı.
***
Popescu, Tafarel ve Hagi de birinci sınıftı.
Onlar da üçüncü sınıf gönderildi.
***
Mesela Bülent Korkmaz da...
***
Hakan Şükür'e dönelim.
Diyelim ki lobici, diyelim ki problemli...
Diyelim ki şöyle, diyelim ki böyle.
Diyelim ki ilk o gönderilmeli.
Ama...
Birinci sınıf futbolcu.
Birinci sınıf hizmet etti Galatasaray'a.
Ve...
Birinci sınıf gönderilmeli.
***
Hepsi hepsi yirmi saniye sürer.
Ben göndersem...
Teşekkür ederim, hesabı varsa keserim, sonra da...
The End.
Bu kadar basit!
Doğrusuda bu.
Mesala Ümit Karan için de bu böyle olmalı.
Eğer o da gönderilecekse...
***
Evet, Hakan Şükür güçlü bir figür.
Önce yıpratılması lazım.
Yönetimin yaptığı da bu.
Ve...
Bu şık değil, hoş değil, sportmence hiç değil.
Ve...
Üçüncü sınıf.
***
Bir televizyon programında o dönemin Florya'sının içinde yaşayan bir Galatasaray yöneticisi ile beraberdim.
"Hakan dört dörtlüktür" dedi.
Ne desin...
Huylanıyor belli ki...
"Hakan" derken hazır olda duruyordu.
Ben de mahsus "dört ikiliktir" dedim.
İş olsun diye...
Sonra reklam arası oldu.
"Ben ki Florya'ya hiç uğramam, benim bildiklerimi bile bilmiyorsanız ne işiniz var orada" dedim.
"Eğer bilip de söylemiyorsanız, burada ne işiniz var."
"O koca Hakan Şükür; ben kim o kim" demez mi!
Ve...
Durum şimdi de pek farklı değil.
***
Her kulübün muhabirleri var medyada.
Bazı başkanların da bazı yöneticilerin de var.
Bazı teknik direktörlerin de...
Yönetimin talihsizliği şu:
Hakan Şükür'ün de muhabirleri var.
Yönetim onu köşeye sıkıştırmak isterken, o konuştu.
Öyle bir konuştu ki...
Yönetim köşeye sıkıştı.
***
Polat ve Şükür bir odaya girip aralarında bu işi halletmeliler.
Birbirlerini yıpratırlarken ikisi de yıpranıyor.
Böyle giderse...
Kol kola giderler.
Ve...
Tabi bence.
Ankara'dan mail geldi...
Önce, Meclis Başkanı Köksal Toptan TFF Engelliler Koordinasyon Kurulu Başkanı Ömer Gürsoy'u makamına çağırmış.
Sonra Gürsoy, Haluk Ulusoy'a bu gelişmeyi aktarmış.
Sonra Ulusoy, Gürsoy'a engelli futboluna sadece insani nedenlerle destek olduğunu sayın Toptan'a iletmesini söylemiş.
Sonra Meclis Başkanı engelliler konusunda bilgilendirilmiş.
Sayın Toptan engelli futboluna desteğin kurumsal bir yapıya kovuşturulmasını istemiş.
Sonra Meclis Başkanı Spor Bakanı'nı aramış.
Sonrası daha da hızlı...
Hemen önerge hazırlanmış.
Sonra Meclis Başkanı ve Spor Bakanı, milletvekilleri ile genel kurulda bire bir konuşmuşlar.
Ve...
Bu önerge kabul edilmiş.
Ve...
3 Aralık Pazartesi, Dünya Engelliler Bayramı.
Ve...
Engellilere şahane bir bayram hediyesi.
Image Maker(?)...
Türkiye Futbol Federasyonu'nun bir iletişim danışmanı var.
Profesör Ali Atıf Bir.
Haluk Bey'in de danışmanı.
***
Ali Atıf Hoca bir imaj maker.
CNN Türk'te çok başarılıydı.
Sonra her kanaldaki her işe atladı.
Mesela bir programda yere atlamıştı, üstüne kahve dökülmüştü.
Sonra yavaş yavaş bitti.
"Overdose"dan gitti.
Aşırı dozdan.
Bence tabii...
Birikimli, dolu, renkli bir öğretim üyesiydi.
Dekandı.
Şimdi dekan da değil.
Kendi imajına, hatta kendine bir faydası olmamış ki Federasyon'a ve onun başkanına olsun.
Olmuyor da...
Hatta zarar veriyor.
Tabii Federasyon'un bu imajının "maker"ı oysa...
O sorumluysa...
***
Son milli maç bittiğinde kameralar şeref tribününü gösterdi, uzun uzun.
Ağlayanlar, ayılanlar, bayılanlar vardı.
Haluk Bey samimiydi.
Bu da bence...
İçini dışına çıkartıyor kızdığında, sevindiğinde.
Tarzı bu.
Ne yapalım?
***
Bir Federasyon yönetim kurulu üyesi başkanının yanına yaklaştı.
Önce sarıldı...
Sonra sarrrıldı...
Daha sonra sarrrrrrıldı.
Sonra elini avucuna aldı.
Sonra da okşamaya başladı.
Ne sahneydi ama.
Kameralar bu anı gösterdi de gösterdi.
***
Çok itici bir sahneydi.
İtti bizi.
En azından beni.
Daha sonra bir yabancı spor kanalında bu dakikalar tekrar karşıma çıktı.
Yapılan yorumları keşke dinleselerdi.
En azından "imaj maker" dinleseydi.
İmaj yine yerlerdeydi.
***
Üstelik o Federasyon üyesi dürüst, güvenilir, lekesiz, temiz bir bürokrat.
Ben severim...
Kendi kendine yaptığını düşmanı yapmazdı ona.
Bu kadarı ayıp olur diye...
***
Federasyon üyelerinin sevinçlerinde abartı var.
Sanki oynayanlar onlar.
Ya da oynatanlar...
Haluk Bey'i ayrı tutuyorum.
O'nun tarzı böyle.
Oynamıyor.
Ama diğerleri...
Bazıları kraldan çok kralcılar.
Böyle bir maç sonrası bile tüm ülke sevinirken, bu kadar sevimsiz geliyorlarsa seyredenlere...
Evet bu bir imaj maker başarısıdır.
Ve...
Bunu ancak Ali Atıf Hoca başarabilir.
Ve...
Hoca bu sefer kendini de aştı.
İmkansızı başardı.
Ve...
Tabii bence.
bilgingokberk@mail.com

Cafe