
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Dadsız...
Perşembe gecesi Galatasaray'ın, pek de umut etmediğim bir skorla 3-0'lık galibiyeti; eski okul yıllarından, kırılıp dökülmüş kâğıt helvalarına benzeyen anılarla da bendenizi oyalarken, ertesi sabah yazacağım yazının başlığını düşünüyordum.
Gazete sayfasında cumartesi günü canlanacak bir yazının başlığı, çok da asık suratlı olmamalıydı.
* * *
Saat 24'e doğru yatağa girdikten sonra da, kapattığım göz kapaklarımın içinde binbir yazı şimşeği dolaşırken uyumuşum.
* * *
Sabah saat 6.30'da kalktığımda ve televizyonu açtığımda...
"SON DAKİKA" haberleriyle, kalakaldım ayakta elimdeki büyük boy kahve fincanıyla.
Gece saat 1'e doğru İstanbul'dan havalanan Atlasjet uçağı, Isparta'ya inerken düşmüştü; 49 yolcusu ve 9 mürettebatından kurtulan kimse olmamıştı.
* * *
Gündüzleri arkalarında beyaz bir iz bırakarak, geceleri de minik ışıklarıyla göklerin uzak derinliklerinden geçip giden uçaklara bakarken, her seferinde Solmaz'a:
- Kimbilir, derdim; içlerinde kimler var?
* * *
Ve gecenin karanlık gökleri içinde pilotları, mürettebatı, yolcularıyla uçmakta olan 56 insan, canlı inememişti yere.
* * *
Nasıl gevşek bir rehavetle girmiştik yatağa ve kalkar kalkmaz da nasıl bir haberle karşılaşmıştık?
Cahit Sıtkı'nın son yazdıklarından ve sanırım ilk kez de Ankara'da Şükran Lokantası'nda bendenize okuduğu bir şiiri başladım mırıldanmaya:
Mektup alırsın, her taraf gül gülistan;
Derken cenaze geçer, her taraf zindan...
Mümkün olsa da insan, her zaman gülebilse;
Olmasa her neşenin sonunda hüzün.
Acısı da tatlısı da ömrümüzün,
Çok pahalıya oturur üstümüze.
* * *
Pilotlarla gemi kaptanlarına karşı, sessiz alkışlı, ılık bir yakınlık duyarım hep.
Binbir bela çemberinin üstünden teyet geçen gizemli ve görünmez kahramanlardır onlar.
Ne kadar hızlı ve ne kadar soğukkanlı kararlar verdikleri olur her gün; hem de kimseye bir şey söylemeden...
* * *
Kokpitler ve kaptan köşkleri...
Övünüp duran politikacılar da dahil, kimsenin pek de bir şey bilmediği dünyalar.
1948-49 yıllarında Şefik Kaptan'ın "Ankara", Sıtkı Kaptan'ın da "Adana" yolcu vapurlarıyla Napoli'ye kadar gidip geldiğim olurdu.
Gemi süvarileri, sadece gemi limandan kalkarken ve limana girerken çıkarlardı kaptan köşklerine, yanlarında 4'üncü kaptanlarıyla.
2'nci kaptan geminin burnunda, 3'üncü kaptan geminin kıçında görevliydiler çekilecek, yahut atılacak demirler ve halatlar konusunda.
Değişen teknolojilerle, ola ki değişmiştir o eski düzenler de...
* * *
O küçücük kokpitler ise, alışık olmayan gözlere binbir çeşit kadranıyla bir masal laboratuvarıymış gibi görünür.
Ve yanyana sakin sakin oturan 2 pilot...
* * *
Dün sabah saatlerinde, Atlasjet uçağının gece tam piste inerken neden düştüğü tam anlaşılamamıştı; "kara kutu"nun bulunması bekleniyordu.
* * *
Havalimanlarına adımınızı attığınızda, yolcu kuyrukları; adamı, peynirleri dökülmüş bir sandviçe döndüren kontrol kapıları; gişeleri; gişelerin önündeki kordon koridorları; uçaklara giriş kapıları ve kafeteryalarıyla; kendinizi bambaşka bir insan panayırının içinde bulup kaybolduğunuzda...
Bendenizin aklı, güngünden yoğunlaşan o hengamede eski bir deyime takılır bazen:
- Çekmez bu kadar sıkleti bu terazi.
* * *
Gerçi karayollarına oranla, en az risk havayollarındadır ama...
Yol yapımında çalışan bir kepçenin, fiberoptik telleri kopartarak borsayı nasıl kararttığına da daha yeni tanık olduk.
* * *
"Olduğundan fazla görünme" hastalığıyla; her sakatlığı, övünmeli bir beşiğin içine yatırma alışkanlığı ve fizikteki "bileşik su kapları yasası" yine de düşündürüyor insanı.
* * *
Bal Mahmut'un, siyasal durumu özetlemek için anlattığı ünlü bir fıkra vardı.
I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı orduları Romanya'yı işgal etmiş ve boşalan Bükreş'te, beğendikleri bir eve emirberleriyle birlikte yerleşmişti Osmanlı zabitleri.
* * *
Genç bir zabitin yerleştiği bir evde de, sadece ihtiyar bir hizmetçi kadın vardı.
Genç zabit, emirberinde bir sünepelik hissetmeye başlamıştı. Kendisini çağırdığında, ya bazen duymuyor, ya bazen hemen koşup gelmiyordu.
* * *
Bir sabah emirberine:
- Ulan, demişti; sen o ihtiyar karıyla yatıyorsun değil mi?
Hazırolda duran emirber:
- Yatıyon komandanım, yatıyon, demişti; ama dadsız...
* * *
Atlasjet uçağının neden düştüğü açıklığa kavuşacaktır elbet.
Kazada ölenlerin ailelerine "sabır dilemek" de, yetmez o acıları dindirmeye...
* * *
Tek temenni sadece bir dua:
- Tanrı tekrarından korusun!
c.altan@prizma.net.tr

Cafe