Beni kim zehirledi?
Perşembe sabahı gazeteden içeri girdiğim andan itibaren sayısız kişiden bu soruları duydum: ''Seni kim zehirledi Asu?'' ve ardından ''Neden Asu?''
''Hayırdır inşallah?'' diye diye yerime varana kadar olay aydınlığa kavuşmuştu: Hıncal Uluç benim Süreyya Ayhan portremle ilgili bir yazı yazmıştı. Öncelikle yazımı ‘enfes’ bulmuştu, gurur duydum, çok teşekkür ederim. ‘Baştan sona zevkle okumuştu’, ne şeref... Lakin sonunda ‘donup kalmıştı’. Sebep, finaldeki ''Gerçi zaten bu başarı baştan beri çok da içimize sinmemişti değil mi?.. Ayağının tökezleyeceği anı beklemiştik, işte geldi..'' cümlesiydi.
Soruyordu bana: ''Kim bu aşağılık hainler, senin kafanda yarattığın hayaletler, heyulalar değilse?.. Seni kim zehirledi Asu?'' diye.
‘Benim gözümle’ Süreyya Ayhan
Ben de burada donup kaldım galiba. Sahi, kim zehirlemişti beni??Her yazım için olduğu gibi Süreyya Ayhan portresini de yazmadan önce hakkında çıkmış ulaşabildiğim bütün yazıları, verdiği röportajları okumuştum. Yetinmeyip, gazetemizin spor servisinden, konu hakkında sonsuz bilgili arkadaşımız Murat Ağca’ya danışmıştım. Ve bütün öğrendiklerimden ortaya bir Süreyya Ayhan portresi çıkmıştı. Kimsenin yönlendirmesiyle değil, ‘benim gözümle’ Süreyya Ayhan.
Koşmaya Çankırı’dan başlamış, bir anda ülke gündemine oturmuş, spordaki başarılarından çok antrenörüyle yaşadığı ‘yasak’ ilişkisi didik didik edilmiş, bir anda 12 yaşında gözünü açıp tanıdığı Yücel Kop dışında kimseye güvenemeyecek hale getirilmiş, onunla tez zamanda evlenerek ‘namusumuzu temizlemek’ durumunda kalmış bir genç kızdı gördüğüm.
Dünya ikincisi oluşuna ‘sevinilememiş’, neredeyse birinciliği kaçırdığı için özür dileyecek hale getirilmiş, altın madalyayı alamayışına mazeret olarak regl olduğunu açıklamak durumunda kalmış bir sporcuydu. Öyle ya, biz Türkler hep birinciliğe alışıktık atletizmde çünkü... (Bu konuda yazılıp çizilenleri 2003 eylül ayının arşivlerinde bulmak mümkün.)
Küçücük kıza bu kadar yük
Evet, ''Birinci olacak kadar iyiydi''. Ama küçücük bir kızın omzuna bu kadar çok yük yüklenir miydi? Her ayağı tökezlediğinde birileri çıkıp ''Böyle olacağı belliydi ama..'' derse bu kız şu dünyadaki tek ‘dost’unun ‘hocası ve kocası ’ Yücel Kop olduğuna, ondan başka ‘gerçeği’ olmadığına iyiden iyiye inanmaz mıydı? ''Dost acı söyler'' diyebilir miydi dünya ikincisi oluşuna sevinemeyen birilerine karşı kendini ‘kanıyla’ savunurken?Buydu benim bakışım bir gazeteci ve bir kadın olarak bir başka kadını ‘anlamaya - anlatmaya’ çalışırken... Birtakım ‘heyulalar’ varsa ortada, bunları ben yaratmadım, kimse de beynime enjekte etmedi. Yazdıklarım doğrudur, yanlıştır, eksiktir, fazladır, hepsi mümkün... Ama tek diyeceğim, ‘Kendi kafasıyla düşünen’ bir insan olduğumdur, çok şükür...

