Vekiller arazi muallim
Tayyip Erdoğan boş sınıfa ders anlatır mı? Sınıf ne're, ders ne, Tayyip bey hoca mı... tubakyol@yahoo.com
Üniversitede yoklama alan hocalar vardır. Bir de yoklama almayanlar vardır. Yoklama alanların dersine gireceksiniz, var mı başka çareniz? Yoklama yapmayanların dersine girip girmemek sizin şahsi tercihiniz. Ama bir de ara hoca formu vardır ki en fenası da budur. Bakar ki sınıf tenha, ne kadar çok kişiyi mıhlasam yeridir deyip çat yoklama yapar. Yetmez bir de üstüne quiz dayar. Yani durur durur, intikamı acı olur.
Öğrenciler yoklama yapan hocalara alışırlar. Yoklama yapmayan hocalara tabii daha çabuk alışırlar. Bazen yoklama yapan bazen yapmayanlara ise tek kelimeyle "gıcıktırlar".
Bir sürü hocanın dersi doluyor, taşıyor, yer bulunmuyor... Seninkine kimse gelmiyorsa, ne bizi arıyorsun sıralarda, dön de tahtaya bak!
Tayyip Erdoğan, AKP'nin Kızılcahamam kampının son gününde konuşacak. Bakıyor, salon tenha.
Soruyor: Vekiller neredeler?
Cevap geliyor: Kahve içmeye gittiler.
Erdoğan boş sınıfa mı ders anlatacak?
Cümlenin neresini düzelteyim? Orası sınıf değil, salon. Ders değil, parti toplantısı.
Erdoğan ders anlatmayacak, konuşma yapacak. Hem Tayyip bey hoca değil, parti başkanı...
Yok, Tayyip bey hoca!
Bu da işte birinci ders: Siz misiniz kahve içmeye gidip dersi eken! Kızılcahamam'da kızılca kıyamet kopuyor. Ve Erdoğan konuşmasına geçmeden önce yoklama yaptırıyor. Yok listesini de cebine koyuyor. Hadi bakalım, yok yazılanlar bir ders daha kaçırabilecekler mi?
Pazartesi günkü Bakanlar Kurulu'na AKP'lilerin geç kalmamak için nasıl koştuğunu gördünüz mü?
Ders kırıp enselendikten sonraki ilk derse öğrenciler de aynen böyle koşar.
Barzani dişçide, kanal tedavisi yaptırıyor
Barzani nerede? "Yaralandı, tedavi için yurtdışında" dendi. Amerika'da olduğu, Fransa'da olduğu, Avusturya'da olduğu söylendi. Felçli kardeşini ziyaret etmek için Zürih'e gittiği, İtalya'da alışveriş yaptığı, İsrail'e gittiği iddia edildi.
Siz bu yazıyı okurken ortaya çıkmış olabilir. Hatta nerede olduğuyla ilgili açıklama bile yapılmış olabilir. Diyelim "dişçideydi" dediler. İnanacak mısınız?
Benim daha iyi bir açıklamam var.
1954 yılında, 20-21 Şubat'ta Amerikan başkanlarından Eisenhower, Kaliforniya'da, Palm Springs'te tatil yaparken ortalıktan kaybolur. Gazetecilere gece yarısı acil bir diş tedavisi için Palm Springs'te bir dişçiye gittiği söylenir. Eisenhower "bulunduktan" sonra basının önüne bir "dişçi" çıkarılır hatta, "İşte dün gece tedaviyi yapan dişçi" diye takdim edilir.
Kim inanır?
Kimse.
ABD Başkanı'nın dişçiye gittiğine inanmayanların bir kısmı neye inanır peki?
ABD Başkanı'nın uzaylılarla gizli bir toplantı yaptığına... O gece tarihte ilk kez dünyalılar ile uzaylılar arasında bir anlaşma imzalandığına... Uzaylıların, Amerika'dan nükleer silahlanmanın durdurulmasını talep ettiklerine...
Barzani gizli bir toplantıda uzaylıların İran'ın nükleer çalışmalarıyla ilgili kaygılarını dinliyor olabilir.
Tabii eğer dişçide değilse...
(En)Sesinizi karartmayın Çetin Altan, gün gelir sizi de anlarızMeğer herkes Çetin Altan'ın her dediğini anlarmış, bir tek Aysun Kayacı anlamamış, onun da o gün ateşi varmış.
Bir de ben pek anlamıyorum. Çetin Altan'la röportaj yapmıştım. Söylediklerinin belki yüzde 80'ini anlamadım mesela. Üstelik o gün hasta bile değildim.
Altan'ın konuşmasını takip etmek zor, laflar ağzında gümbürdüyor; biraz o yüzden. Ama kasedi çözerken söylediği her şeyi tek tek yazdım, yine de anlattığı her şeyi anlayamadım; niye?
Yılların birikimiyle konuşuyor. Bir sürü şeyi araştırmış, üstünde düşünmüş, kafasında birbirine bağlamış, belleği de kuvvetli... Özet geçiyor. Ben okulda da özetten çalışamazdım, dersi anlamazdım. Demek ki hâlâ anlayamıyorum.
Kanallar arasında gezerken "Haydi Gel Bizimle Ol"da Çetin Altan'ı görünce durdum. Kayacı'nın anlamama hadisesi biz durmadan önce mi oldu, yoksa biz reklam arasından sonra geç döndük de o zaman mı oldu, bilemiyorum, kaçırmışız.
Belki de ben Altan'ın anlattığı şeyi duyup da sevgilime "Bunu röportajda anlatmıştı. Habertürk'te de anlattı" dediğimde, sevgilim de bana "Ama yine izliyorsun..." dediğinde ve ben de ona "Anlattıklarını ancak üç tekrarda anlıyorum" dediğimde; yani biz böyle kendi aramızda konuşurken olmuştur.
Kayacı'nın anlamadığı, anlamadığı için de "Hah işte aptal sarışın" diye muamele gördüğü, "Ateşim vardı" diye kendini savunmak zorunda kaldığı cümle "Bir adamın erkekliği 5 bin 500'dür" cümlesi.
İhtimal anlamadı değil, duyamadı. Ama diyelim anlamadı. Biz anladık mı? Ne anladık? Bir erkek ömrü boyunca ortalama olarak 5 bin 500 kere... Mi?
Bu mudur?
Detay bu. Bütün gazeteciler bilir. İstatistikler, rakamlar ilgi çeker. Bu da ihtimal Altan'ın anlattığı şeyin süsüydü. Kim bilir neden bahsediyordu... Bakın işte, ben yine anlamadım.
"Aysun Kayacı anlamadı" diye haber yapmışlar, telefonda da Altan'a sormuşlar, artık ne sordularsa...
Ne demiş Çetin Altan?
"Don Juan'ı bilmeyenler var. Ben bu konuyu kimle, nasıl konuşayım?"

Cafe