Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 03 Aralık 2007 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Romun anavatanında...

Kasım ayında Havana'da sıcaklık 30 derece... Şekerkamışı suyuyla hazırlanan Mojito'lar, buz gibi Daiquiri'ler hem serinletiyor hem de içindeki bol romun etkisiyle insanı baştan çıkarıyor. Karayipler'in bu enfes içkisi, bir kez daha güzelliğini gösteriyor



myalcin@turk.net

Si sinyor!" Küba'nın cıvıl cıvıl sokaklarında en çok duyduğunuz sözcükler bunlar oluyor. El sanatları çarşısındaki seyyar satıcının küçük bir palayla tepelerini uçurup içlerine kamış sokarak sattığı hindistancevizlerine mi imrendiniz? "Si sinyor! Hediyesi bir peso!" Hindistancevizinin rayihalı sütünü doya doya yudumluyorsunuz.
Rom müzesi... Barmenler şekerkamışlarını küçük bir değirmende ezerek özsularını çıkarıyor. Normalde şeker şurubuyla yapılan naneli ve sodalı rom kokteyli Mojito, burada bununla yapılıyor. Şu şuruptan biraz tatsak? "Si sinyor! Bu Küba'nın Viagra'sıdır!"
Giderek herkesle ahbap oluyorsunuz. Barmen Jose, Daiquiri'yi bol buzla blender'da hazırlıyor. Bu kokteyli şeykırda çalkalatıp içen Ernest Hemingway'den daha şanslıyız. Bizimki kesinlikle daha güzel. Bir kadeh daha Jose? "Si sinyor!"
Önceki hafta Küba'nın milli romu Havana Club'ın dünya çapındaki barmen yarışmasının kazananlarıyla birlikte gittiğim Küba'da, hayat böyle akıp gidiyor. 11 milyon nüfuslu bu cennet adanın insanları, telaşsız ve sakin yaşıyor. Bir yerlerden müzik sesi mi geliyor? Biz kuzeyliler gibi hiç kasılmadan, ritme kapılıp hayatın tadını çıkarıyor.
Rom neredeyse bedava. Puro da öyle. Yemek? Eh... Ama "papas", yani patates bol. Kara fasulye ve pilav da... Bunlar da mideyi tutmaya yetiyor. Zaten şişman Kübalı neredeyse yok. Kimi kara derili, kimi melez, kimi de beyaz tenli bir dolu ırktan insanın kaynaştığı bu halk, sosyalizmin de sağlık hizmetlerine büyük yatırım yapmasıyla, dünyanın en uzun ömür ortalamalarından birine sahip. 80-90 yaşında zımba gibi ihtiyarlar görmek insanı şaşırtmıyor. Paltosuz, ceketsiz, keten gömlekli bir hayat... Tek tük yabancılar dışında çok zengin yok. Çok çok fakir de...

Şekerden roma
Castro rejimini uzun yıllar Amerika'ya karşı destekleyen Sovyetler'in de yıkılmasıyla yalnız kalan Küba, bugün kendi yağıyla kavruluyor. Dış yardım olmadığı için, 40 yıldır süren Amerikan ambargosuyla nefes boruları kısılan bu güzel ülke, ayakta kalabilmek için değerlerini iyi pazarlamak zorunda. Fazla da satacak malı yok.
Neredeyse yarım asır kaymağını Davidoff'a yedirdikleri puro bunların başında geliyor. Bugün bütün puroları kendileri satıyor, kimseye bir zamanlar Davidoff'a yaptıkları gibi taşeronluk etmiyorlar. Devrim öncesinden kalan markalara da yenilerini ekliyorlar. Puroda son numaraları, Cohiba'nın kara yaprakla sarılan maduro'su. Güneşin altında çok uzun kurutulmuş bu yaprak, puroya kakaomsu bir rayiha veriyor. Yeni Cohiba'nın tadı çok güzel ama biraz kaba mı sarılmış ne?
İkinci silahları da rom. Küba dünyanın en büyük şekerkamışı üreticilerinden ve geçen yüzyıllardaki "stratejik" önemi de biraz bundan kaynaklanmış. Zira bir zamanlar şeker, sadece şekerkamışından elde edilen değerli ve nadir bir ürünmüş. Bugün teknoloji sayesinde pancardan mısıra hemen hemen her nişastalı bitkiden şeker yapılabiliyor. O yüzden şekerkamışının yüzüne bakan yok.
Kübalılar da bu kamışın en yüksek katma değere ulaştığı ürüne, roma odaklanmışlar. Hammaddesi şekerkamışı olan romun daha da iyilerini üretip dünyaya pazarlamak için Fransız içki devi Pernod-Ricard'la yarı yarıya ortaklık kurmuş, Havana Club markasını dünya pazarlarına sunmuşlar.
Havana Club'ın Türkiye'deki eğitimlerinde başarı gösteren barmenler Barış Yıldırım, Mete Ak, Berrak Tarhan, Mert Sütçüoğlu ve Turan Çabuk'un yanı sıra, markanın Türkiye temsilcileri Selçuk Tümay, Serpil Kılıçlı, Murat Kulluk ve Hürriyet yazarı Figen Batur'la birlikte kalabalık bir Türk heyeti oluşturuyoruz. Diğer davetliler genelde Kuzey Avrupa ülkelerinden ve Kanada'dan. Onlar Kübalılara biraz mesafeliler, biz ise sıcak ülke insanları olarak sevimli ev sahiplerimizle hemen kaynaşıyoruz.

Artık daha rafine
Devrimden önce Bacardi'nin başını çektiği Küba romlarının bugünkü lideri Havana Club, devrimden sonra üretimini Porto Riko'ya kaydıran ve Amerika'da üslenen Bacardi ile büyük mücadele içinde. Bu mücadele, Küba romunun da yeni nesil Bacardi'ler gibi hafifletilmesine yol açmış. İyi de olmuş, zira 15 yıl öncesinde sert bir gemici içkisi durumunda olan Küba romu, bugün daha iyi damıtılan, daha temiz ve rafine bir içki halinde.
Havana Club'ın en gencinden en yaşlısına hiçbirinde o zor içimli sertlik yok, rom yıllandıkça brendiyi andıran ince nüanslara bile kavuşuyor. Nitekim Kübalılar da bunun farkında ve pazarlamada Havana Club'ın Türkiye'de de birkaç aydır bulunabilen yedi yıllığını öne çıkarıyorlar. Kızarmış muz, tütün, tarçın ve zencefil gibi koku ve tatların hissedildiği bu kompleks ve zengin karakterli rom, asla bir kokteyl içkisi değil. Küba'da kokteyllere bile konsa da, bence bir malt viski veya konyak gibi sek olarak yudumlanması gereken bir iksir.
Küba'daki dört günümüz bu romlarla yapılan kokteylleri yudumlamak, köhne trenlerle şekerkamışı tarlalarına yolculuklar yapmak, Hemingway'in Mojito ve Daiquiri'lerini yudumladığı barlarda büyük yazarın anısına birer kadeh parlatmak, puro fabrikalarını ziyaret ve bizim Antalya'yı andıran Varadero sahillerini "teftiş"le geçti...
Dönerken, bu güzel ülkeye giden hemen herkesin söylediği gibi, "Kalbim Küba'da kaldı". Neyse ki, valizimde bana Küba'yı en az birkaç ay hatırlatacak kadar purom vardı. Ve bana Küba'yı hatırlatacak dört çeşit Havana Club, artık Türkiye'de bol bol bulunuyordu...


PAZAR
"Elif'in yazdıklarını okuyunca ben de natal şeye girdim... Neydi?"
"Şiddet aile içi mesele değil bir insan hakları ihlalidir"
"Datvi olsa beni bırakmazdı, kendimi suçlu hissediyorum"
Türk Lirası 80 yaşında
Bedri Baykam'dan efsane Fener
Türk resminin öncüsü Halife Abdülmecid
Rüzgarda bir arp
Eniştem organını halama naklederse
Varoş kralının ihtiyaç listesi
Farkındalık ve kabullenme
Büyükdere'nin gizli lezzeti
Haymatloz sergisinin düşündürdükleri
Su-tuz dengesi
Beşeri iklim değişikliği
Romun anavatanında...





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet