Kadıköy'de eksik bırakmamak için
TRT 1'de Pazar akşamı Stadyum'da Erdoğan Arıkan çok güzel bir detay yakaladı ve yayınladı. 3 hafta önce Hasan Şaş'ın hakemler hakkında söylediklerini: "Türkiye'de hakemler hakkında o kadar çok konuşuluyor ki. Bu kadar konuşmaya bence çok iyi yapıyorlar işlerini". Bilinen Hasan Şaş portresine çok uygun bir açıklama. İçten, yürekten...
Biliyorum ekranlardan, tribünlerden baktığınızda öyle durmuyor olabilir. Ama onu yakın ya da uzaktan tanıyan herkesten aynı şeyi duyarsınız: Mükemmel bir insan. Özü sözü bir. Akıllı, esprili, ahlaklı bir adam. Yeteneklerini zaten konuşmak saçma...
Hasan Şaş sadece futbolculuğuyla değil, kişiliğiyle de özel bir adamdır. Bunun tersi herhangi bir ima dahi duymadım bugüne kadar. Bundan sonra da duyacağımı sanmıyorum.
Aklım yatmıyor
Ben 3 hafta önce söylediklerinde buluyorum gerçek Hasan Şaş'ı, pazar öğleden sonra yaptıklarında değil. İşin ilginç tarafı neredeyse bir yarı devre kendini kaybetmiş şekilde kart görmek için debelenirken dahi, aslında kendisini o kadar da kaybetmediğini düşünüyorum bu dünya yıldızının (Biliyorum genellemelerden kaçınmak lazım bizim meslekte. Ama söylemeden de edemeyeceğim). Bu kadar kendisini kaybetmiş bir Adanalı kendisini bu kadar tutamaz çünkü.Henüz 3 gün önce olabilecek en büyük hakem hatalarından ikisiyle tur kapısını aralamış bir oyuncunun bu kadar empatiden uzak olabileceğine de aklım yatmıyor bir türlü.
Kim Hasan Şaş kadar bilebilir futbolun ya da doğrusu hayatın ana kuralını: "Bugün bana, yarın sana".
Evet 2 pozisyon da penaltı. Hiç kuşkum yok! Ama on kez seyrettikten sonra sıyrıldım kuşkularımdan. Hasan Şaş'ın gördüğü kartları pozisyonlar ya da hakem hataları açıklamıyor ancak. Bizzat Hasan Şaş, penaltılık pozisyonların baş kahramanıyken bile bu kadar akıl dışı davrandığını görmedik ki! Takımı bu kadar istim üzerindeyken, sıra dışı bir beceriyle rakibi sürklase ederken, Hasan Şaş tecrübesinin bu kadar kendini kaybetmesine anlam veremiyorum ne yapsam da!
Zorla kart gördü
Takım arkadaşı Song 45 dakika tek başına 4 Belediyeliye karşı son adam olarak dururken bir sarı karttan, dolayısıyla Fenerbahçe maçında cezalı olmaktan sakınabilirken.Hasan Şaş nasıl böyle zorla, kart göstermemek için uğraşan hakemin, sürekli ondan gözlerini kaçıran hakemin, sürekli ondan uzak durmaya çalışan hakemin üzerine üzerine gidiyor?
Düşünüyorum, taşınıyorum olmuyor!
Ve ister istemez o noktaya geliyoruz. Hemen hemen kimse buna bir tek ihtimalden başka bir cevap bulamıyor. O andan itibaren kime rastladıysam aynı şeyi duydum hep! Hasan Şaş, Kadıköy'e gitmemek için zorla kart gördü.
Bu konuda objektif olamam. Tarafım. Hasan Şaş'ı tanımıyorum, bir dostluğum, hatta tanışıklığım yok. Ama seviyorum onu. Doğrusu ve daha önemlisi ona inanıyorum.
Ve biliyorum ki, eğer Hasan Şaş'ın kafasında o maç vardıysa, o kartı bu maçla ilgili görmüşse gerçekten. (Ki hiç sanmıyorum)
Ben başka türlü yorumlarım bunu. Hasan Şaş, Kadıköy'e gitmemek için değil, ancak Kadıköy'de takımını bir kişi eksik bırakmamak için görmüş olabilir o kartı. Takımına zarar vermemek için. Ben böyle bakarım, gerçekten böyle bir durum varsa.
Ve ne olursa olsun Hasan Şaş'ı anlarım da.
Kendimi zorlayarak da olsa anlamaya çalışırım.. Öte yandan kulübeyi hayır! Kalli'yi asla, Ahmet Akçan' kat'a! Adnan Sezgin'i, Adnan Polat'ı. Iıh!
Nasıl bağıra çağıra gelen kartı göremediler, maçı seyreden herkes görürken. Bakın bunu asla anlamıyorum!
Stoper niye yetişmiyor?
"Türkiye'de stoper yetişmemesinin kanıtı benim hâlâ oynuyor olmam zaten. 2002 yılında Malatya'da bir teknik direktörlük kursunda Mustafa Denizli'ye sol ayaklı stoper yetiştirmek için ne yaptığımızı sormuştum. Stoperin sol ayaklı olması bizde lüks olarak görülüyor. Daha birkaç sene evveline kadar hocalar bana 'sen git biraz yan top çalış' diyorlardı. Ben futbola başladığımdan beri yan top çalışıyorum zaten. Ama bir gün bile benim sol ayağımı geliştirmek, eksiklerimi kapatmak için bir şey yapılmadı. Aynı şekilde şimdi de gençlerin gelişimine hiçbir katkımız olmuyor. Gökten stoper inmeyecek, bunu anlamalıyız. İleride hoca olursam yardımcı seçimimde kaleci, orta saha ve forvetin ruhundan anlayan kişileri seçerim. Çünkü ben onların ruhundan anlamam anlayamam. Ben durdurmaya vurmaya pas vermeye alışmışım."
Geçen ayki 4-4-2'den bir alıntı bu. Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk golünü atan Kasımpaşalı Cihat Arslan'dan Türkiye'de oyuncu gelişimi üzerine şahane bir tespit. Yoruma gerek yok!
Yöneticilik üzerineGünün yöneticisi sadece yönetmez. Öncelikli görevi kurumsallaşmadır. Bu lafın da içi boşaldı ya! O yüzden açmalı. Yöneticinin görevi aslında kendi varlığıyla savaştır. Yöneticinin başarısı kendi yokluğunda o kurumun aynı mükemmellikte çalışmaya devam etmesini sağlamaktır. Yani başarısı kendi varlığını, daha doğrusu yokluğunu önemsizleştirmekten geçer.
Bir görevi 3 dönem ve 8 yıl sürdürmüşseniz artık sizin adınızın geçmemesi, yokluğunuzda o kurumun hiçbir sıkıntı yaşamadan işlevlerini sürdürmesi gerekir.
Peki Haluk Ulusoy için bunu söyleyebilir misiniz?
Uçak kazası milli felaket değil midir?
Lafı fazla uzatıp bir edebiyat eseri meydana getirmeye çalışmayacağım. Sadece soracağım: Bir ülkede yıllar sonra bir uçak kazası oluyor, 57 vatan evladı hayatını kaybediyor. Aralarında dünyaca ünlü bilim adamları var. Ve o günün akşamı oynanan maçta saygı duruşu yapılmıyor. Bunu nasıl anlayabiliriz? Uçak kazası milli bir felaket ve yas gerektiren bir durum değil midir? Yıllardır kimin için dahi olduğu bile bilinmeyen saygı duruşlarında dikildik. Herkesi derinden etkileyen bir trajedinin kurbanları hak etmiyor mu 1 dakika sessizliği?
mdemirkol@milliyet.com.tr

Cafe