Fenerbahçe'nin dediği olur!
Yılın son büyük sorusu; "Derbiyi kim kazanır"?.. Yanıt yok, tahmin çok.
Kim, nasıl bilebilir ki... Şayet bilinse, futbol denilen oyun için bunca gözyaşı ve ter gerekir mi? Oturur ölçer biçer galibi ilan eder "bilenler"... Toplarsın alt alta, "şampiyonu" ilan edersin.
Bu işi de becerenler(!) var ama sadece kendileri bile inanıyorlarsa yazık onlara.
Geriye kalıyor tahmin... Bugüne kadar olanlardan yola çıkarak iki takımı karşılaştırmak, sonucu etkileyecek detaylar bulmak.
Yağmurun kalibresinden çimlerin mikronuna kadar cılkı çıkmış detayları geçelim.
Aslında elimizde çok önemli bir ipucu var.
İki takım da birer devre oynamış son hafta. Fenerbahçe birinci 45'te Denizli karşısında iyi performans göstermiş. Galatasaray ikinci yarı şahlanmış İ.B. Belediyespor maçında.
Bir devreye bile fitiz... Benzer bir vaka Kadıköy'de yaşanırsa, değmeyin keyfimize... Bizim ölçülerimize göre fırtına gibi bir maç seyrederiz.
Lakin hiç mantıklı görünmüyor, bilesiniz.
Galatasaray ne zaman esip gürlemiş?.. Takımın yarısını forvet yapınca.
Şükrü Saracoğlu'nda intihar anlamına gelir ki, daha önce de denenmiş ve aynı sonucu vermiştir.
Fenerbahçe'de ise oyun kalitesi "oyuncu tercihi" ile değil, "oyuncuların tercihi" ile belirleniyor. Yani isterse güzel oynuyor aynı takım, istemezse iç bayıyor.
Bu durumda...
Derbi'nin sonucunu tayin etmek, şayet Galatasaray topyekün hücumla tarihi hezimeti göze almıyorsa tamamen Fenerbahçe'nin niyetine kalmış.
Belki son on dakika... Galatasaray mağlup durumdaysa... Maçın dümenine geçebilir konuk takım. Duvara mı bindirir, rakibi mi sollar bilemem. Ama Galatasaray inisiyatifi sayılı dakikalarla sınırlı olacak gibi geliyor bana.
Her şey Fenerbahçe'nin dudakları ucunda.
NOT: Hiç hoşlanmadığım bilgiçlik ve kehanetler içeren bu yazı, yoğun şekilde "ne olacak derbi" sorularıyla beni bunaltan meslek ve özel çevremin yoğun "mahalle baskıları" sonucunda yazılmıştır.
Yazık oldu Ertuğrul Efendi'yeAksini söyleyebilmeyi ne kadar isterdim ama Ertuğrul Hoca'nın Beşiktaş serüveni biraz erken başlamış besbelli.
"Bursaspor ve Porto maçlarını da kaybeder ve gider" türünden kötü niyet içeren varsayımlar beklemeyin benden. Benim söylediğim, dizginlerin sayın Sağlam'ın elinden kayıp gittiği.
Peki nasıl bu hale geldi?
Bir kere futbolun melekleri bildiğimiz melekler gibi değil. İyi insan olmak, ibadetini aksatmamak yetmiyor onlardan şans beklemeye. Hiçbir hamleye karışmıyorlar. Her yaptığının "çok iyi" ya da "çok berbat" olmasını tribünden seyreder gibi izliyorlar. Bu melekler tipik birer taraftar.
Açık söyleyeyim; şansı hiç yaver gitmedi. Buna hakemler marifetiyle kaybedilen puanlar da dahil.
Sadece dış etkenler değil Hoca'nın tercihleri de şanssızlıktan nasiplendi.
Mesela Ricardinho'yu yedek kulübesine çekmesi "helal olsun, takımın bekası için en büyük yıldızı bile kesti" cümlesiyle ödüllenebilirdi işler biraz rast gitseydi. Lakin şimdi Ricardinho kamburu var Hoca'nın sırtında.
Sayın Sağlam'ın yöneticilerin tercihlerini reddederek getirdiği Higuain ve Diatta futboldan anlamayan turist mi?.. Değil... Lakin uymadı işte.
Bir takım düşünün kaleciden santrfora, sağ bekten stopere yeni futbolcu bulmasından bahsediliyor. Bir orta saha ve bir de sağ kanat olsa fena olmaz deniyor. Kim var başında?..
Ertuğrul Sağlam.
Adam gibi adam...
Ne yazık ki, zaman ve şartlar uygun değilmiş ona.
Ancak söz konusu futboldur ve bir rüzgâr alır tepelere çıkarabilir Beşiktaş'ı... Hatta bu rüzgârın kaynağı ve zamanı bile bellidir:
Bursaspor ve Porto maçları.
Diyelim ki oldu. Her şey güllük gülistanlık hale geldi Beşiktaş'ta... Ertuğrul Hoca'yı futbolumuzun bilançosundaki "kazanç" hanesine yazabilir miyiz?
Ne yazık ki hayır.
Madalyayı Sinan Engin'e takacaklar o zaman.
Yazık oldu Ertuğrul Efendi'ye.
'Tükürdük atalar kıblegahına'
Bu kanun akort tutmaz!
FIFA'nın mecbur kıldığı "elinizi futboldan çekin" Kanunu'nu siyaset öyle nakışladı öyle süsledi ki, kanunun kendisi bile sorun olmaya başladı daha Resmi Gazete'de yayınlanmadan.
Mesela eski başkanlara tırpan... Futbolu emanet ettiği insanlardan bir oyu esirgiyor şimdi siyaset.
"Futbolun kendi unsurları idare etmeliymiş camiayı"!
Peki, Turgay Şeren futbolun dışında bir vatandaş mı ki oyu elinden alındı?
Lefter?.. Can Bartu?.. Ogün Altıparmak?.. Sanlı Sarıalioğlu?..
Adını yazmadıklarım kusura bakmasın... Onlar mı fazlaydı futbolun genel kurulunda?
Futboldan mı anlamıyorlardı acaba? Yoksa bu insanların oyları satılık mıydı?
Neymiş; 75 kere milli olmamışlar. Sanki o zamanlar milli maç vardı da oynamadılar.
Bu maddeyi yazanlar "milli"nin anlamını bilmiyor mu yoksa?
Yazık... Çok yazık.
Futbol yaşayan bir varlıksa, onlar da futbolun "ata"ları.
Ata'ya hakaret moda ya; Rıza Tevfik'in ünlü şiirindeki gibi:
"Divane sen değil meğer bizmişiz
Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz
Sade deli değil biz edepsizmişiz
Tükürdük atalar kıblegahına"
Teşvikli CSKA!
Haber bir bomba etkisi yaptı!
Bir hafta sonra Fenerbahçe ile maçı olan CSKA Moskova, Yunanistan İskeçe'de kampta...
Üstelik PSV Eindhoven'a karşı oynatmadığı yıldızı Vagner Lowe da kadroda.
Futbol kültürümüzün burnuna yanık kokuları geliyor elbet.
Hiç iddiası olmayan CSKA'da nedir bu teyakkuz durumu?
"Yemişler teşviki".
PSV bastırmıştır parayı, "yenin şu Fener'i" demiştir... Harıl harıl çalışıyorlar.
"Rus Mafyası iş başında".
CSKA galibiyeti bire yedi verir... Mafya büyük para yatırıp kazanmayı düşünüyor CSKA galibiyetiyle.
"Hıristiyan dayanışması".
İddiasız adamlar dindaşları turu geçsin diye yenmeye çalışıyorlar Fenerbahçe'yi.
Şimdiii...
Bu şıkların bir tanesi veya hepsi doğru olabilir.
Peki ne var elimizde karşı koz olarak? Nasıl engel olabilir bu tür kumpaslara?
Hiçbir şekilde.
Teşvik alacaklarsa afiyet olsun. Rus Mafyası'nın yolu açık olsun. Dinsel dayanışmaları mübarek olsun.
Ya hiçbiri doğru değilse? Algılamamızı bozan, içinde yaşadığımız futbolumuzun derinlerindeki tetiklemelerse?
Yazık değil mi bize. Yazık değil mi Fenerbahçe'ye... Boşu boşuna geriyoruz maçı. Geriyoruz da ne oluyor? Ne faydası var?
Sonunda, teşvikli, mafya destekli ve dindar olsa da CSKA çıkmayacak mı Fenerbahçe'nin karşısına. Fenerbahçe sadece iddiası kalmamış bir CSKA'yı mı yenebilecek güçte?
İnsanlar dünyayı sadece kendi kantarlarıyla tartabiliyorlar ne yazık ki.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe