
Metin MÜNİR
ABD bütün krizlerin anasını yaşayacak mı? (2)
Goldman Sachs Amerikan tüketici kredilerinin geri ödenememesinden bankaların 445 milyar dolar zarar edeceğini tahmin ediyor.
Bu, ağustostan bu yana esmekte olan mortgage fırtınasının neden olduğu zarardan da daha büyüktür. Eğer Goldman Sachs'ın tahmini doğruysa Amerikan finans sektörü en az 700 milyar dolarlık bir kayıp yazmaya doğru yol alıyor demektir.
Ekonomistler bankaların bu kadar büyük bir borç şokunu atlatmasının yıllar sürebileceğini söylüyorlar.
Hepsi bu da değil. Bu hesaba, daralmakta ve pahalanmakta olan bir kredi ortamında reel sektör iflaslarından doğması kaçınılmaz zararlar dahil değildir.
Eğer, birçok analistin tahmin ettiği gibi, büyüme yavaşlarsa, şirket batmalarının başlaması kaçınılmazdır. Bu, bankaların ve diğer finans kurumlarının çekilmez hale gelen kanamasını daha da artıracaktır.
Yukarıda anlatmaya çalıştığım kötümser senaryoyu paylaşmayanlar da var. Bunlara göre Amerikan Merkez Bankası FED ve AB Merkez Bankası devreye girerek krizin bir felakete dönmesini önleyeceklerdir.
Krizzedeler kurtarıcı olabilir
Krizin global ekonominin büyümekte olduğu bir döneme rastlaması da bir şanstır. IMF kalkınmakta olan ekonomilerin bu yıl zengin ülkelerden dört kat daha hızlı büyüyüp yüzde 8'lik bir artış kaydetmesini bekliyor.
Bazı ekonomistlere göre, eskiden krizden krize sürüklenen kalkınmakta olan ülkeler bu defa kurtarıcı rolü oynayabilirler. Kaderleri artık kalkınmış ülkelere bağlı değil. Decouple oldular, yani vagonun lokomotiften çözülmesi gibi birbirlerinden ayrıştılar.
Economist Amerika'nın global ekonomik büyümenin motoru olarak oynadığı rolün abartılı olduğu kanaatinde. Dergiye göre ABD'nin 2000'den bu yana toplam dünya ithalatındaki payı yüzde 19'dan yüzde 14'e düştü. Bu, Amerika'nın eskiden olduğu gibi dünya ekonomisini sürüklemediği anlamına geliyor.
IMF ile borç ilişkisi olan tek ülkenin Türkiye kalmasından da belli olduğu gibi, kalkınmakta ülkelerin artık zengin ülkelerin mali desteğine ihtiyaçları yok.
Kalkınmakta olan ekonomiler, kısmen artmakta olan iç talepleri nedeniyle, daha hızlı büyüyorlar. Bu yıl dünya gayri safi yurt içi hasıla artışının yarısı bu ülkelerin katkısıyla meydana gelecek. Dünya döviz rezervlerinin dörtte üçü bu ülkelerin kasalarında duruyor.
"Geçmişte kalkınmakta olan ülkeler sık sık zengin ülkeler tarafından kurtarılmaya muhtaç oluyorlardı. Bu defa kurtarıcı onlar olabilirler" diyor bir yorumcu.
Bir başka düşünceye göre, kalkınmakta olan ülkelerin kaydedeceği büyüme ABD'de meydana gelen yavaşlamayı tamamen telafi etmeyecek. Gelecek yıl onların da büyüme hızı azalacak. Nitekim Çin, Amerika'nın yavaşlamasının kendi ekonomisini de yavaşlatacağını açıkladı bile.
Bana göre, finans sektörünün hastalığının Amerikan reel sektörüne bulaşmaması imkânsızdır. Sermaye yeterlilikleri darbe yiyen finans kurumları, mali durumu en zayıf olanlardan başlayarak tüketicilere ve şirketlere kredi vermekte daha titiz ve cimri olacaktır. Bu olgu finans sektöründeki krizin reel sektöre bulaşmasına neden olacaktır. Böyle bir durumda hiçbir merkez bankasının müdahalesi fazla para etmez.
Kötümser gözlemciler bu gidişatın Amerika'nın 1930'larda yaşadığına benzer bir çöküntüye dönüşmesinden korkuyorlar.
Ben bunlardan biriyim.
Goldman Sachs International Yönetim Kurulu Başkanı Peter Sutherland'ın dediği gibi: "Dünya tehlikeli bir dönemeçten geçiyor."
Yarın: Krizin Türkiye'ye yansıması ne olabilir?
mmunir@milliyet.com.tr

Cafe