Kurallar ve oyunlar
Kuralları bilseler neticeye daha kolay katlanacakken, kurallarını anlamadıkları oyunlarda yenile yenile büyüyor çocuklar... tubakyol@yahoo.com
Kars'ta, spor salonundayız. Bir salon dolusu ilköğretim öğrencisi antrenmandalar. Birazdan yemeğe gideceğiz. Öğrenciler de bizimle birlikte yemeğe gelecek. Hepsi değil. Birkaçı gelecek... Hangi birkaçı?
İhtimal önceden belirlenmiş gelecek olanlar.
Biz artık kalkmaya karar verince, bir "abi" de yemeğe gelecek olan öğrencileri toparlamaya başlıyor.
Haksızlık
Onu o zaman gördüm.Bir kız çocuğu...
Yemeğe gelecekler arasında değil.
Diğer gelmeyecekler hiç istiflerini bozmadan az evvel ne yapıyorlarsa aynı şeyi yapmaya, voleybol oynamaya ya da basketbolcular pas çalışmaya devam ederlerken, o salonun ortasında tek başına durmuş, gözünü dikmiş yemeğe gidecekleri "seçen" abiye bakıyor.
Ben böyle bir bakış görmedim.
Israrlı? Hırslı? İnatçı? Şaşkın? Ağlayacak gibi? Yalvarır gibi? Öfkeli?
Hepsi ve hiçbiri.
Bir o, bir öteki.
Kararsız.
Ya yanlış bir şey yapıp da gelme ihtimalini iyice yok ederse.
Bir şey yapmıyor.
Ümitsiz.
Ama bir türlü hiç ümit kalmadığına da ikna olmuyor. Ya bir ihtimal son anda onu da almaya karar verirlerse diye arkasını dönüp gidemiyor, oyununa devam edemiyor.
Ümitsizce fark edilmeyi umuyor.
Büyürken yavaş yavaş öğrendiğimiz bir derstir, bu kadar da hevesli görünmemek. Bu dersi almışsa bile, şu kısa hayatında karşısına çıkan en mühim fırsat zannettiği şey ona teğet geçerken öğrendiğini uygulayacak, umursamıyormuş gibi yapacak kadar büyümemiş henüz, çocuk daha.
Haksızlığa uğradığını düşünüyor.
Neden bilmem. Belki önceden belirlenen ekipte vardı, sonra ondan vazgeçildi. Bilmiyorum. Ama haksızlığa uğrama hissini bilirim. Herkes de bilir. Büyük bir haksızlık karşısında elinizden bir şey gelmezken ve haksızlık o kadar açık, o kadar orada, o kadar ağırken...
O çaresizlik, o kırgınlık, o öfke, o...
O bir şey işte!
Orada öylece dikilip abiye bakışında öyle bir şey, öyle çok şey var ki...
Dilek perisi...
Gazetecilerle yemek. Kaçırdığı bu. Hepsi bu. Ne kadar mühim olabilir? Mühimsiyor demek ki.Kalktım, öne eğildim. "Abi"ye sesleneceğim. Onu da götürelim yemeğe.
O zaman öbür kızı gördüm. Yüzünü değil, sırtını. Aslında ikisinin birlikte voleybol oynamaya devam etmesi gerekiyordu. Arkadaşı böyle taş olmuş abiye bakarken, o da yalnız kaldığı için oyuna devam edemiyor olsa gerek. Yine de bilinmez tabii. O nasıl bakıyor acaba? Gelmek istiyordur herhalde ama o ne kadar istekli? Yüzünü görmeye çalışırken...
Ne kadar istekli bakıyor olmalı, onun da yemeğe gelmesini rica etmem için?
Yerime oturdum.
Abartmanın alemi yok. Hayat böyle bir şey. Seçilirsiniz ya da seçilmezsiniz. Her istediğinizin gerçekleşeceğini söyleyen "the secret / sır" zırvalığı da bir yere kadar. Bazen de gerçekleşmez. Ben de "sır"ın vücut bulmuş hali, dilek perisi falan değilim. Ne karışacağım. Fazla taktım.
Hakikaten fazla taktım. İstanbul'a döndükten sonra bile gözümün önünden gitmedi. Bir arkadaşa anlattım, "Saçmalama" desin diye. "Bir kırılma ânına denk gelmişsin" dedi.
Belki. Belki o kız çocuğunun içinde o gün, orada bir şey kırıldı.
Bunun da ne fakirlikle ilgisi var ne Kars'ta yaşamakla...
Büyümekle ilgili. Çok keskin bir kırılma ânımız yoksa bile, hepimiz böyle büyümedik mi?
Kuralları bilsek neticeye daha kolay katlanacakken, kurallarını anlamadığımız oyunlarda yenilmedik mi?
* * *
Çocuklar keşke böyle büyümeselerdi.
"50 bin çocuk geleceğe koşuyor"
Milli Olimpiyat Komitesi'nin kadın sporculardan oluşan Bayanlar Komisyonu 1996'dan beri Ücretsiz Spor Okulları Projesi'ni yürütüyor, var olan spor salonlarından ücretsiz faydalanmalarını sağlayarak çocukları spora yönlendirmeyi hedefliyor.
Turkcell de 2000 yılından beri bu projeye destek vererek projeyi "Geleceğe Koşanlar" adıyla ülke çapında bir kurumsal sosyal sorumluluk projesi haline getirdi. Böylece hafta sonları eğitmenler eşliğinde küçükler eğlenceli atletizm, daha büyükler voleybol ve basketbol eğitimi alıyor.
Proje şu ana kadar 50 binden fazla çocuğa ulaşmış.
Top bazen feleğin çemberinden döner"Geleceğe Koşanlar" projesi kapsamında düzenlenecek turnuva için daha takım seçmeleri olacak; bazı çocuklar takıma girecek, bazıları giremeyecek.
Daha maçlar yapılacak; bazıları kazanacak, bazıları elenecek.
Maç esnasında bazen top çemberde dönecek dönecek, tam girecekken dışarı düşecek. Bazen top fileye takılacak.
Ama en azından sporda kurallar belli. Skor diye bir şey var. Puan var. Çocuklar takıma seçilmediklerinde ya da bir maçta yenildiklerinde sebebini az-çok sezecekler.
Niyeyse bugün çocukları pamuklara sarasım, onları sıfır travmayla büyütesim var ama ne mümkün. Çocuklar büyürken hayat boyu defalarca hayatın kaypak kurallarına takılıp tökezliyorlar. Bari ilk tökezlemeyi kuralları belli bir alanda yaşasınlar; mücadeleyi, rekabeti kuralları belli bir alanda öğrensinler. Yenilseler bile, kurallarını bildikleri bir oyunda yenilsinler.
Sporun iyi yanı bu.
Skorlu sporun tek iyi yanı bu bile olabilir. Gerisi yorgunluk...
Üzüntü kaç reyting getiriyor?Sarıkamış'ta otel odasında haberleri izlerken annem aradı. Nasıl kötü sesi. "N'olur bir daha uçağa binme" dedi. "Ben Kars'tayım. Uçakla geldim, uçakla döneceğim" diyemedim.
Bir şey diyecek halim de yoktu zaten. Ağlıyordum.
Anne sesi de duyunca...
Annemler de haberleri izliyorlarmış.
Teşhis için doktorun elindeki ayakkabıları havaya kaldırması, musalla taşına yatırılan minicik bebek... Bir annem söyledi, bir ben. Telefonda karşılıklı ağlaştık.
Isparta uçağının düşmesine hepimiz çok üzüldük. İnsan üzülmez mi? Üstelik uçaktaki fizikçilerden Engin Arık benim hocamdı. Fizik 201 almıştım ondan. Hatırladığım kadarıyla ilk alışımda geçtiğim tek fizik de oydu. Çok üzüldüm. Engin Arık'a da, diğer herkese de... Çok üzüldük.
Ama haberleri izleyince...
"Haber" denemez artık bunlara. Haber vermiyorlar, hikaye ediyorlar. Dramatik metinler, en dramatik görüntüler... Fonda da dramatik bir müzik...
Biraz daha kassalar bu haber bültenlerini uzun metraj dram diye sinema salonlarında gösterime sokabilirler. "Babam ve Oğlum" kadar ağlatma garantili her biri.
Böyle haber olur mu?
Başka bir şey bu!
Ölüm haberleri zaten çok üzücü. Ama ölümler üzerinden "haber" adı altında duygu sömürüsü yapılması da üzücü.
manik depresif köşe
Başbakan ödül alırken mağdur olan türbanlı kızları aradı. Şimdi din baskısı nedeniyle okul değiştiren çocukları da araması bekleniyor.
Başbakan sadece din ve baskı çerçevesinde mağdur olan çocukları mı arasın? Niye böyle kısıtlı bir çerçeve? Başbakan mağdur olan tüm çocukları arasın. Kars'taki şu kız çocuğunu da...
Başbakan beni de arasın.
Çok üzüldüm, teselli etsin.
Aşırı depresyonun ardından aşırı manik mi oldum, nedir?

Cafe