SAFRANBOLU: Zamanın durduğu yer
Daracık sokaklardaki evleri nasıl anlatsam... Zaten Cinci Han’la işe başlayın, gezinin buralarda küçük bir ev bulup alsama kadar yolu var!fturkmenoglu@milliyet.com.tr
''Gezi yazarı'' olmak, ancak zevkli olmaya başladı. Artık ikinci, bazen üçüncü turlardayım ya; bütün Türkiye’yi mahallem zannetmeye başladım. Bu ''biliyorum ben buraları yahu'' hissi, bana her bir noktada yeni keşifler yapma özgürlüğü kazandırdı. Yeni dostluklara zaman ve fırsat yarattı.Şimdi, daha önce iki kere yazdım Safranbolu’yu. Ama ne Yörük Köyü’nden, ne Saat Kulesi’nin İsmail Amca’sından bahsettim. Ne İmren Lokumları’nın sahibi, Fransızca Öğretmeni Ali Bey’den dem vurdum, ne de Zalifre Otel’in müdürü, gönüllü Safranbolu rehberi Özkan Türkmen’den.
Yörük Köyü’nün ''Gezi Evi''
Gençlerin büyük şehirlere çalışmaya gittiği Yörük Köy, Safranbolu’ya çok yakın. Bir küçücük meydan, şirin mi şirin köy kahvesi var. Bütün köy, emekli olup eve dönmüş olan ''belli yaşın üstündeki gençlere'' emanet.Eski çamaşırhaneyi gezdim, ''Kasım Sipahioğlu Gezi Evi''ni gezdim. Sipahioğlu Ailesi hâlâ evde yaşamayı sürdürüyor; hem de evlerini gelen ziyaretçilere çok güzel gezdiriyorlar. Ailenin annesi süper komik bir rehber, onunla olağanüstü evlerinin odalarında dolaşıp, o eski ve incelikli hayata dokunmak çok keyifli...
Safran yetiştiren bir aileyle tanışıp mevsim itibariyle sadece saksıda canlı kalan safran bitkisinin gerçek üstü renklerini seyrettim. Tozunu, altın terazilerinde tartıp, 5 ve 10’ar gramlık küçücük poşetlerde satıyorlar. Pilava çok yakışıyor...
Önce şehir dışında ne varsa gördüm. Daha önce gidemediğim Bulak-Mencilis Mağarası’na ve yoldaki inanılmaz manzaraya hayran oldum.
Arasta yıkılıyor
Arasta’nın ne zaman yapıldığı kesin olarak belli değil. Ama, Köprülü Paşa Cami’nin ibadete açıldığı 1661 yılında yeşermeye başladığı tahmin ediliyor.Arasta muhteşem. Arasta yıkılıyor. Arasta büyülüyor. Tabii ki her yerdeki sorun, burada da var: Ben niye Şilebezi gömleği, Kapalıçarşı işi uyduruk çanak-çömleği burada göreyim? Üzerinde ''Safranbolu'' yazan kötü fincanı hâlâ alanlar var mı? Adam gibi sanatçılar çalışsalar, üretseler, satsalar olmaz mı? O çarşı çiçekler içinde olsa, ışıl ışıl olsa, dükkanlardan güzel müzikler yükselse? Birkaç şık kafe daha açılsa; bir çiçekçi, bir pastacı, bir saz imalatçısı, bir de eldivenci açılsa... Neyse, ben gene ilk iş, her zamanki gibi Boncuk’a oturdum. Leyla Hanım’ın özenli servisiyle kahvemi yudumladım, cevizlerimi yedim. Dışarıda bardaktan boşanan türden yağmur yağıyor. Soba gürül gürül yanıyor. Özel yapım sahlep geliyor. Kucağımda köpek yavruları, oturduğum yere iyice gömülüyorum...
Nasıl Gidilir?
İstanbul-Ankara karayolunu takip edin. ''Gerede'' sapağından sapın. Karabük yönüne doğru devam edin. İstanbul’a 400, Ankara’ya 230 km uzaklıkta. Yol yapımları bitmiş, çok rahatlamış.
Ne yapılır?Nerede kalınır?
Gülevi: Çok özel, çok zarif.
Tel: (0370) 725 46 45
Zalifre: İkinci kalışım. Personelin gerçek ilgisini, çalışkanlıklarını, kahvaltılarını seviyorum.
Tel: (0370) 725 47 18
Havuzlu Konağı: Bir eski zaman esintisi yaşamak için... Tel: (0370) 725 28 83
Ne yenir?
Çevikköprü’de kuyu kebabı yedim. Nasıl hafif ve yumuşaktı, nasıl hiç ağırlık vermedi... Kadıoğlu’nda da bir nevi kapalı pide olan ''bükme'', cevizli yayım erişte ve etli bamya yedim. Nefisti. İmren Lokumları’nın nefis ötesi fıstıklı lokumlarından yemekle kalmayın, eve de götürün. Bir de Boncuk Cafe’de uzun uzun oturup Türk Kahvesi ve sahlep içmemek olmaz...

