
|
|
|
 |
|
|
Tangoyu sevmek
"Popstar Alaturka"da tango vardı. Bu bir kere önemli. Hem dans yarışmalarında hem de böyle ses yarışmalarında bu müziğin unutulmaması önemli. Gelelim ayrıntılara;
Tango eğitimi
Bülent Ersoy, yarışmacı Umut'a soruyor; "TSM eğitimi alırken tango eğitimi almadınız mı?". Umut tangoyu bilmediğini söylüyor. Nereden bilsin? 1980 doğumlu kaç genç biliyor? Ama hip hop söylet bak nasıl söylerler! Dans denince gençlerin aklına ilk ve tek gelen hip hop. Bu anormal bir durum değil. Yarışmalarda tango mecburiyeti onlara aslında estetiğin ve zorluğun sadece kafa üzeri dönüp bir takım hoplama zıplama hareketleri yapmak olmadığını gösteriyor. Bu şarkı kısmında da böyle.
Levanten getirdi
Orhan Gencebay tangonun farklı bir kültür olduğunu söyledi. İstanbul'a levantenlerin getirdiğini söyledi. Batı'dan ithal edildiğini ve İstanbul merkezli olduğunu söyledi. Bugün İstanbul surların içindeki şehir değil. Kaybolan bir şehir.
İstanbul'u işgal edenlerin kendi kafalarına beğenilerine göre yeniden şekillendirdikleri bir şehir. Beyoğlu'nda yürürken o tango kokan kaldırımların yerini çok daha başka, bira ile esrarın rock ile dürümün, ocakbaşı ile diyet yemeklerinin garip bir birleşimi aldı.
Onun için Umut konservatuara da gitse bu müziği bilmez, dinlemez. Ama doğrusunu söylemek lazım, özellikle dans olayında kurslar tangonun tekelinde. Bir gün Yüzyıl Mahallesi'nde de tango kursu açılırsa o zaman yırtmışız demektir!
Abacı caz söylerdi
Malum jüri üyemiz Armağan Çağlayan hukuk mezunu. Ceza Hukuku görmediğini ama bunun onu okumaması anlamına gelmediğini söyledi. O sırada Abacı'nın caz söylemesi gündeme geldi. O bir dönemdir. Bugün TSM okuyan gençler de cazdan habersiz. Rock diye işte Power Türk'teki ile yetinir. Abacı kuşağının eğlence dünyası farklıydı. Bugün klasik müzik konservatuarına giden gençler haftada bir konsere çıkıp sonra başka bir barda Tarkan şarkısı çalıyor!
Eskiden caz ile uğraştıkları için başları derde girenlerin çocukları şimdi böyle işte!
Eğitim ve bakan
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Melih Meriç'in "Basın Kulübü"ne konuk oldu. Sürekli uğraşılan "idolojik" durumu hiç bir zaman değişmeyen bir bakanlıktır. Şimdi de öyledir ve bakanları hep bu nedenle yan çizmek durumunda kalır. Devletin eğitimi sevmediği bu yükü özele atmak için çok çabaladığı da bir gerçektir.
Mao benzetmesi
Mao tek tip elbise getirmiş Çin'e ama birlikteliği sağlayamamış. Sayın Bakan çok sesliliği savunuyor. Bu çok seslilik aslında çok çıkan ses demektir bizde. La notası do notasını hep bastırır mesela.
Etki tepki olayı. İslamcı basın kendini görmezden gelen "laik" basından hıncını alıyor. Anadolu Kaplanları kendilerini görmezden gelen şehir burjuvasından hıncını alıyor, İmam Hatip de aynı şeyi normal liseye yapıyor. Mao'nun elbisesi gibi.
İş bulamıyor
Mehmet Ali Önel çok önemli bir bilimadamının ülkemizde iş bulamadığını söyledi. Peki tersini biliyor mu Sayın Önel? Burada araştırma yapıp dışarıya götürmek isteyen ve engellenenlerin olduğunu biliyor mu?
TÜBİTAK'ın hayır dediği projeye mesela Almanya'nın "çok iyi para da veriyorum" dediğini biliyor mu? Böyle de bir saplantımız var yani. Kendi araştırmacına engel olmak! Bir de beyin göçü kılıfı uydurmuşuz!
s.kologlu@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|