
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Sisli bulutlu Sandras Dağları ve "Kreutzer Sonat"ı
Sakin ve sessiz bir ortamda şöyle rahatça gerinmek ister gibi, yine kaçıverdiğimiz Köyceğiz'de; bu kez de günlük güneşlik bir hava yerine, zaman zaman bardaktan boşanırcasına inen yağmurlar karşıladı bizi.
* * *
Maviliğini yitirmiş bulutlarla kapalı bir göğün altında, yağmurlar biraz olsun azgınlığını yitirince; şöyle tek başıma Köyceğiz Gölü'ne doğru yürümekten alamıyordum kendimi.
Komşu bahçedeki 100'ü aşkın yaşıyla bir günlük ağacının, yer yer su birikintileriyle uzayıp giden çamurlu yola döktüğü sarımsı yaprakların, çocukluğumdan serpintilenen şiirlerle bütünleşmesi ve bizim kapıdan 3-5 adım sonra parke taşlarıyla yeni düzenlenmiş tenha caddede göle doğru yürümek...
* * *
Politik siklonların yapay gümbürtülerinden uzak; Köyceğiz doğasının sakinleşip çiselemeye dönüşmüş yağmurunda, Necip Fazıl'ın mısraları da dokunuyor gibiydi yüzüme:
Bu yağmur bu yağmur bu kıldan ince,
Gönlüme sessizce yağan bu yağmur.
Bu yağmur bu yağmur bir gün dinince,
Aynalar gölgemi tanımaz olur.
* * *
Libya Başkanı Kaddafi, Fransa Başkanı Sarkozy ile buluşmak için Paris'e geldiğinde, içinde kalacağı bedevi çadırını da beraberinde getirmişti.
Paris, bir bedevi çadırı ve kuzey Afrikalı bir Arap siyasetçisi...
* * *
Köyceğiz Gölü; yalnızlığın, kimsesizliğin, ıssızlığın bomboş ıslak tülleri içinde, eski maviliğini ararcasına uzanıp gidiyordu.
Ve sadece bir dizi karabatak yüzüyordu sularda.
* * *
Nedense Kaddafi'nin politik garipliği değil de; büyük toprak sahibi aristokrat bir ailenin çocuğu olan, evrensel edebiyatın kilit taşlarından Kont Leon Tolstoy takılıyordu aklıma.
Bunalımlardan bunalımlara düşen ve en sonunda köylü giysileri içinde, yoksul bir mujik gibi yaşamaya başlayan Kont Leon Tolstoy...
* * *
Bir ara yaptığı mutlu evlilikten de sıkılıvermiş ve Beethoven'in; görünmeyen derinliklerden yükselerek, yağmurda Köyceğiz Gölü'yle şimşeklerine benzeyen müziğine perçinlenerek, "Kreutzer Sonat"ı yazmıştı o da...
* * *
Kadın-erkek didişmesinin gerilimli ünlü romanı da, nereden gelmişti ki aklıma?
Hoş, biliyordum nereden gelindiği...
Dalaman'a uçmadan bir gece önce Fazıl Say'la, kemancı Patricia'nın konserine gitmiştik.
Ve onlar ilk bölümde Beethoven'in "Kreutzer Sonat"ını çalmışlardı.
* * *
26 yaşındaki, çıplak küçük ayaklarıyla sahneye çıkan Patricia'nın virtüozitesi, Paganini'ye küçük dilini yutturacak bir akrobasiye dönüşüyor ve Sonat'ın buğusu; Fazıl Say-Patricia Kopatchinskaja ikilisinin müzikal pandomimleriyle şaşırtıcı bir rüzgârlanmaya uğruyordu.
* * *
Klasik müzik konserlerindeki, yarım kapalı gözlerle bir huşu içine dalmak dönemlerinden; çok üst düzey bir teknikle müzikal bir akrobasinin, gözleri dikkatle büyülten gösterilerine geçiliyordu.
Pavarotti'lerin, Domingo'ların, Carrera'ların opera müziğini geniş kitlelere de yaymak istemesi gibi; klasik müzik konserlerinde de, diskotek gençliğine bir mıknatıs uzatılmak isteniyordu.
* * *
Ne var ki bunu başarabilenler de çok değildi; çok değildi Fazıl Say-Patricia ikilisinin renkli büyüsünü yaratabilenler...
* * *
Geceleyin Dalaman'a indiğimizde; bizi karşılamaya, gerçek bir hukukçu olan dostum avukat Taner Aktop'la eşi Mireille gelmişlerdi.
Sevgili Feriştah, Köyceğiz'deki evin şöminesini yakmış, klimalarını çalıştırmış, miniskül amerikanbarın üstüne de, yeşil yapraklarıyla bir sepet mandalina ve greyfurt koymuştu.
* * *
Politikadan soyutlanmış kahkahalı bir sohbet, geceyarısını da aştı gitti.
Ertesi gün yani pazar günü, Kamer Hanım'ın Dalyan'daki "Kamarca"sına gitmeye karar verdik ve telefon ettik Kamer'e...
"Kamarca", genç İngiliz diplomatları gibi sadece özel müşterilere ve tanıdıklara servis veren; mutfağı çok lezzetli; otele dönüştürülmüş İngiliz şatoları görünümünde bir motelcikti.
* * *
Dalyan'ın kuytu bir sokağında "Kamarca"nın kapısına kadar gidemedik arabayla...
Dağlardan inen sel sularına kanal yapma işini üstlenmiş olan müteahhit; kazdığı yolu kapatmadan tüyüp gitmişti.
* * *
"Kamarca" çifte şömineleri, koltukları ve Şıra adındaki "golden retriever" cinsi dost canlısı köpeğiyle, ayrı bir dünya...
Ne var ki özel ve bakımlı bahçesinin kapı önü bir rezalet...
* * *
Muğla Valisi Lütfi Yiğenoğlu, merak eder de oraya bir uğrar mı, bilemem. Kazara uğrarsa, bendenizin yazdıklarını da, test etmiş olur; bakalım durumu abartmış mıyım, abartmamış mıyım?
* * *
Sandras Dağları sisli ve bulutlu...
Ve sanki o dağların bir ucunda Beethoven, bir ucunda Tolstoy...
c.altan@prizma.net.tr

Cafe