İspanya’ya büyük Türk çıkarması
serfiergun@milliyet.com.tr
İspanya’nın başkenti Madrid’in orta yerinde bir park ve içinde de üç heykel var. Roman kahramanları Don Kişot, uşağı Sanço Pansa ve bu karakterleri yaratan Cervantes’e (Servantes okunuyor) ait bu heykeller. Hani şu 38 dile çevrilmiş olan meşhur roman ''Don Kişot''tan bahsediyoruz. Bu anıtta Cervantes’in sol kolu yok. Bu dünya klasiğini yazan yazar sol kolunu nerede kaybetmiş biliyor musunuz? İnebahtı Deniz Savaşı’nda. 1571 yılında. Ortaokul tarih bilginizi bir kurcalayın bakalım. Osmanlılar Kıbrıs’ı aldıkları için İspanya Krallığı, Papalık ve Venedik Dükalığı yani Haçlılar, Osmanlılara’a savaş açmış, Cervantes de gitmiş İspanyol Donanması’na yazılmış Müslümanlara karşı savaşmak için. Ve maalesef savaşta sol kolunu kaybetmiş. İspanya’da ''Türk Bakışları''
Artık modern İspanyollar modern Türkiye için böyle düşmanca duygular beslemiyor. Tam tersine Avrupa Birliği yolunda (eğer varsa böyle bir yol) Türkler’i destekliyor, Medeniyetler Savaşı’nı birlikte ortadan kaldırmaya uğraşıyor... Zaten Türk-İspanyol diplomatik ilişkilerinin de 250’nci yılı kutlanıyor. Bu günlerde Madrid’e yolunuz düşerse yine büyük bir Türk çıkarmasıyla karşı karşıya kalacaksınız ama bu kez kültürel yoldan. ''Türk Bakışları'' başlıklı bir etkinlik ayı var. Tam bir ay neler olacak? (En heyecanlısını en sona bırakıyorum.)Nobelli yazarımız Orhan Pamuk gelecek, İspanyol yazar Juan Goytisolo ile masaya oturacak, Orhan Pamuk İstanbul’u, İspanyol yazar Marakeş’i anlatacak ve şehirlerin büyüsü üzerine konuşacaklar. Buket Uzuner gelecek, İspanyol kadın şair Fanny Rubio’yla oturacaklar, edebiyatta kadının rolünü konuşacaklar. Burhan Öçal darbukasını konuşturacak, Kutsi Ergüner neyiyle bize göre tasavvuf müziği, onlara göre ''İslam blues'' yapacak. Türk yemekleri tanıtılacak, Türk sineması gösterilecek; Osmanlı mücevherleri Prof. Nurhan Atasoy ve Prof. Gül İrepoğlu tarafından anlatılacak...
Vee en görkemlisini sona saklayacağım demiştim ya: Sabancı Müzesi, rahmetli Sakıp Sabancı’nın başlangıçta tek tek toplayıp, sonra da Şevket Rado ve Halil Bezmen’in koleksiyonlarını toplu halde satın alıp büyütüp geliştirdiği ve her geçen gün üzerine yeni şeyler eklediği Hat Koleksiyonu’nu Madrid’e, San Fernando Güzel Sanatlar Akademisi’ne götürdü. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, eşi Gülten Günay ve özel kalem müdiresi Özgen Türkgücü, ev sahipleri Güler Sabancı, Sevil Sabancı, Sabancı Holding CEO’su Ahmet Dördüncü ve eşi, Sabancı Müzesi Direktörü Dr. Nazan Ölçer, Güler Hanım’ın konukları Esra Ekmekçi, Zeynep Fadıllıoğlu, Zeynel Abidin ve Emine Erdem, Nilüfer Göle, Raffi Portakal ve kızı Maya, Nilgün Cerrahoğlu ve eşi Gian Paolo Papa, Mehmet Ali ve Cemre Birand ve biz basın mensupları işte bu San Fernando Akademisi’ndeki ''Altın Satırlar'' Hat Koleksiyonu’nun açılışına gittik.
Madrid güzel bir kent. Güzel ve eski ama eskimemiş, bakımlı. Kaldığımız Westin Palace Hotel, Madrid’in zengin Velaskez ve Goya’larla dolu müzesi Prado, serginin olduğu San Fernando Akademisi, alışveriş merkezleri ve devlet daireleri hepsi birkaç kilometrelik bir çember içersinde.
El Lando’da sürpriz doğum günü
İlk gece, Güler Hanım’ın davetlisi olarak geleneksel İspanyol mutfağının sunulduğu El Lando Restoran’ın tüm alt katını bizim ekip kapatmıştı. Madrid Büyükelçimiz Ender Arat ve eşi Ayşe Arat da davetliler arasındaydı. İspanyolların mezesi tapas’ların biri gitti biri geldi. Gecenin sürprizi Mehmet Ali Birand’a Güler Sabancı’nın hazırladığı ve karanlıklar içersinden çıkagelen doğum günü pastasıydı. Kaç yaşına girdiğini sormadık şüphesiz Birand’a ama bu pastanın organizasyonunda Cemre Birand’ın da parmağı olduğu kesin. Ertesi gün erkenden Akademi’ye gittik hep birlikte. Basın toplantısında İspanyol Kültür Bakanlığı Müsteşarı da vardı, sergiye emeği geçen Türk ve İspanyol görevliler de.Geçmişi 500 yıl öncesinden başlayan Kur’an-ı Kerim’ler, dua kitapları, levhalar, el yazmaları, fermanlar ve bunların kullanıldığı yerleri, mekânları çok güzel anlatan yağlıboya tablolar vardı sergide. Mor boyalı duvarlara, altınla adeta soyut bir resim gibi yazılan sülüs, nesih, tal’ik harfler bu kadar mı yakışır? Ortada koskocaman sedef ve bağa kakmalı bir rahle, üzerinde 500 yıllık bir Kur’an. Tam karşısında Şevket Dağ’ın hat sanatının en güzel örnekleri ile dolu olan Ayasofya duvarlarını gösteren bir yağlıboya tablosu. Duvarlara dayalı cam dolaplarda gümüş divit ve hokkalar.
Gece Flamenko’yla devam etti
Aynı gün akşam her iki ülkenin Kültür Bakanları’nın da katılımıyla bir açılış kokteyli vardı. Kokteylden sonra sergi tekrar gezildi ve sonra tabii hep birlikte yine geleneksel bir lokantaya Porto Bello Restoran’a gidildi. Bu kez tapas deniz mahsüllerinden ve dev karideslerden oluşmuştu, ana yemek masaya kocaman saç sahanlarda gelen paella yani deniz mahsullü irmik pilavıydı. Uzun süren çok keyifli bir akşam yemeğinin ardından gece devam etmeliydi.Otobüslerle Madrid’in en ünlü Flamenko dansının sergilendiği Corral De La Moreria’ya yola çıkıldı. Gecenin geri kalan kısmı bir savaşa tanık oldu; kadınlı erkekli ateşli İspanyol dansçılarının topuk ve kastanyet seslerinin, günün yorgunluğuna mağlup düşen ağırlaşmış gözkapakları ile savaşına...

