Film o, film!
Serdar Akar’ın huzur kaçıran ''Barda'' filmini izledikten sonra İstiklal Caddesi’ne biraz tedirgin çıktığımı, bir süre Nejat İşler’le karşılaşmamayı dilediğimi hatırlıyorum. O kadar başarılıydı ki psikopat rolünde...Hatta ‘kaderin cilvesi’ demiştim Beyoğlu’nda bar işleten biri için böyle bir rol. Hani insanın yolu Tezgah’a düşse (İşler’in barının adı Tezgah) göz göze gelmeye korkar, ''Hop ahbap ne bakıyorsun'' filan der mi diye... Filmin etkisiyle beraber bu ipe sapa gelmez düşünceler de uçtu gitti haliyle kafamdan. ''Filmdi o film!''
Gerçi bir yıl kadar sonra Nejat İşler’le röportaj yaptığımda öğrendim ki sürüyle benzer iş gelmiş başına ''Barda''nın ardından. Tezgah’a gelip ''Şimdi ben senin anana küfretsem nolur?'' diye soranlar, ''Niye böyle bir şey yapacaksın ki durup dururken?'' mantıklı sorusuna ''Nooolur lan?'' diye yanıt verenler... ''Gerçek hayatta da psikopat mısınız?'' diye doğrudan konuya girenler...
Çocuksuz Pınar Altuğ’un ''Çocuklar Duymasın''da oynarken önce yılın annesi seçilip sonra da ‘kocasından boşandı, sevgilisi de varmış meğer’ diye diziden çıkarıldığını, ''Aliye''den ötürü kutsal anne ilan edilen Sanem Çelik’in başına gelen ‘Hayrola Çay Bahçesi’ felaketini unutmak mümkün mü? Yani halkın sevip bağrına bastığı ‘iyi’ bir karakteri oynamak da çözüm değil. Bu sefer hayatını o role uydurman bekleniyor.
Yeşilçam’ın ‘kötü’leri
Bu oyuncuyla rol kişisini karıştırma işi bizde ezelden beri vardır ama. Yeşilçam’ın muhtelif kötü adamlarının, - zavallı Erol Taş’ın, ‘Tecavüzcü’ Coşkun’un - hayatları sokaklarda teyzelerden kafalarına şemsiye yemekle filan geçmiştir. Lale Belkıs dendi mi korkunç üvey anne, Suzan Avcı dendi mi ‘yuva yıkan kötü kadın’ anlaşılır. Gerçek hayatta melek olsunlar isterlerse... Belki de bu ‘kötü’ rolleri kabul edecek fazla oyuncu olmadığındandır...Kenan Işık’ın ''Fikrimin İnce Gülü''nü ‘Rüşvetçi başkan gibi gösterilmeyi kabul etmediği için’ bıraktığını okuyunca geldi bunlar aklıma. ‘Güvenilir adam’ rüşvet almazdı herhalde. Ardından Kadir İnanır’ın ''Kuzey Rüzgarı'' dizisinden ayrılışı ve ''Kadir İnanır öldürülebilir mi, öldürülemez mi?'' tartışmaları geldi. Kadirizm dayak zaten yemezdi, onu bilirdik de, öldürülemiyormuş da meğer.
Karizmayı çizdirmek
Haklıdır muhakkak, bunca yılda bir ‘imaj’ yaratmış, onu sarsmak istemiyor. ''Komser Şekspir''de bir etek giydi, yer yerinden oynadı malum. Yıllardır en çok ''Bir eşcinseli oynar mısınız?'' sorusu yöneltilmiştir Kadir İnanır’a. Bir oynasa da ''Hah, Kadirizm’in karizma çizildi'' desek değil mi? Gelmez bu oyuna.Böyle iki taraflı bir oyun bu. Seyirci perdedekinin - ekrandakinin ‘gerçek’ olduğuna inanmak istiyor, oyuncu inandırmak. Ama işte ‘gerçek’ hayatta psikopatlar da var, ‘kötü’ adamlar da... Daha önemlisi ‘iyi’ adamların da ‘kötülük’ yaptığı, ‘zaaf’larına yenildiği, aldandığı, aldattığı, tökezlediği, düştüğü, kalktığı, çelme taktığı anlar... İnsan bu neticede.
Ve neyse ki, ‘insana dair hiçbir şeyi kendisine yabancı görmeyen’, oynadığı rollerle ‘karizması’ arasında bağlantı kurmayan aktörler de var ama... İlk anda aklıma gelen Haluk Bilginer gibi, Fikret Kuşkan gibi, Nejat İşler gibi... Yoksa hayattaki bütün ‘kötülük’leri anlatmak için ikinci bir Erol Taş bekleyip duracaktık.
Mahsun Kırmızıgül Çerkez mi?
Söylediklerinin yanlış anlaşılmasına, kendini bir daha bir daha izah etmeye alışıyor insan yazı yazıyorsa. Ama bu seferki hakikaten enteresan oldu.
Her hafta ‘Bir Portre’ köşesinde yazdığım hayat öyküsünü, sağolsunlar, muhtelif haber medya siteleri alıp kullanıyorlar. Kaynak da belirtirlerse, ne mutlu... Başlığı, spotu canlarının istediği gibi değiştiriyorlar bazen, daha ‘sansasyonel’ olduğunu düşündükleri bir sunum yapıyorlar, o da tamam.
Ama ''Asu Maro’nun portresi bir gerçeği ortaya çıkardı: Mahsun Kırmızıgül için Kürt diyorlardı, meğer Çerkez’miş.'' başlığını görünce dudağım uçukluyordu neredeyse. Hem de bir değil, birçok sitede. Bir dahi olayı çözmüş, diğerleri de ondan alıp kullanmış besbelli.
Bitmemiş, okurlar da altına yazdıkları yorumlarla birbirlerine girmişler. ''Kökenini niye saklıyor'' diye kızanlar mı istersiniz, ''Yok canım, Kürt basbayağı, iyi araştıramamışsın'' diye bana yüklenenler mi... Ama sanırım hiç kimse zahmet edip yazıyı okumamış. Bunlar mail olarak bana da dönmese dert etmeyecektim ama geldi. Bir seferde cevaplayayım bitsin iyisi mi...
Efendim, ilgili cümle şudur: ''13 yaşında evlenip 18’inde üç oğulla dul kalan annesi, üç karılı, 17 çocuklu Çerkez Bazencir ile evlenip Bingöl’e gelin gider.'' Yani, Mahsun Kırmızıgül’ün babasının adı Çerkez, soyadı Bazencir’dir. Olay bundan ibarettir, gizli bir gerçek filan açığa çıkmış değildir.
Teşekkür ederim.

