|
 |
|
|
Canımı sıkan ilişkiler
Satır Arası / Deniz Sipahi
İzmir Saint Joseph’e girdiğim ilk günü hatırladım geçenlerde...
Bir tek Fransızca kelime bilmeden girdiğimiz ilk derste Türkçe konuşmanın yasak olduğunu öğrendiğimizde yaşadığımız şoku...
İlk Fransızca hocamızı...
Sonuna yetiştiğimiz frerler dönemini...
''Oui'' ve ''No'' dışında öğrendiğimiz ilk sözcüğü...
Fransız eğitiminin tatlı-sert tavrını...
Bizim üzerimizde bıraktığı etkilerini...
Yüzyıllara dayanan Türk-Fransız ilişkilerini...
Bu ilişkilerin geliştirilmesinde tarihsel rol oynayan insanları...
Ortak değerleri...
Bugünlerde birçok okulda olan ama o dönemde çok az eğitim kurumunun hayata geçirdiği etüt çalışmalarını...
Ve bize verilmeye çalışılan hayat derslerini...
Dürüst ve açık olmanın, insana neler kazandırdığını...
Zararını görsek bile doğruyu söylemenin en büyük erdem olduğunu...
İstikrarın bir insanın hayatında ne kadar önemli, devamlılığın esas ilke olması gerektiğini...
Hoşgörünün, empati yapmanın insanı olgunlaştırdığını...
Demokrasinin zor ama en iyi yönetim biçimi olduğunu...
Gerçek demokrat olabilmek için işe kendimize tolerans göstererek başlamamız gerektiğini...
Yarınlarımızla ilgili kararlar alırken hayal kurmanın, büyük düşünmenin ne kadar önemli olduğunu...
Geleceğe pozitif bakmamızın işlerimizi kolaylaştırdığını...
Bardağın boş değil dolu tarafına bakmamızın daha doğru olacağını...
Dostluğu, arkadaşlığı, kardeşliği...
Dayanışmayı...
Beraber hareket etmeyi...
Erdemi, aklı, hikmeti...
Cesareti, ortak akıl yaratmayı...
Dünya insanı olabilecek, insanı insan yapacak buna benzer birçok değeri...
Geçmişteki yazılarımda da yazmıştım.
Fransız kültürüyle çok erken yaşlarda tanışmanın her zaman keyfini yaşadım.
Demokrasinin temellerinin atıldığı; kültürle, sanatla yoğrulan bu kültürü çok yönlü araştırmak, öğrenmek hep hoşuma gitti.
Birçok kez Fransa’ya gittim.
Birçok Fransız arkadaşım oldu.
Ve böyle bir geçmiş her zaman beni mutlu etti.
Ancak son dönemde iki ülke arasındaki gelişmeler canımı epey sıkıyor.
Beraber okuduğum arkadaşlarımla da konuştuğumda aynı ruh halinin onlarda da olduğunu görüyorum.
AB zirvesinin kabul edeceği karar metni, Türkiye’nin birliğe tam üyelik sürecini soğutacak bir içerik taşıyor.
Sorunun gerisinde önemli ölçüde Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Türkiye’nin tam üyeliğini engelleme siyaseti yatıyor. Sarkozy’nin Türkiye karşısındaki tutumu, ne yazık ki, giderek ayrımcı, ırkçı bir görüntü kazanıyor.
Ben yine yukarıda saydığım ilkelerin genel geçerliliğinin olduğunu düşünüyorum.
Ve bardağın boş değil dolu tarafına bakıyorum.
Ve diyorum ki...
Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne koyduğu en büyük hedef; modern, çağdaş bir ülke yaratmaktır.
Bu hedeften bizi hiçbir güç geri çeviremez.
Sarkozy de...
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|